top of page

Güncelleme tarihi: 12 Şub

2010 yılında yayımlanan ilk romanı Siyah Gelinlik ile toplumsal yaralara ayna tutan yazar Seda Küçük, yıllar içinde kaleme aldığı güçlü eserleriyle okurlarını derinlikli hikâyelere sürükledi. “Yazmak benim için bir tutku değil nefes almak kadar doğal bir ihtiyaç” diyen Seda Küçük, 2025’te Ceres Yayınları'ndan çıkan yedinci kitabı Deli Sarpa ile bir kez daha adından söz ettiriyor.

Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

Yazarlık serüvenini çocukluk hayallerinden alıp bugünlere taşıyan ve okurlarını güçlü hikâyelerle buluşturan bir kalem Seda Küçük… İlk kitabını raflarda gördüğü anki heyecanını, karakter yaratımındaki denge unsurlarını, yazma rutininin vazgeçilmez ritüellerini ve yaratıcı tıkanıklıkları aşma yollarını anlatan yazar Seda Küçük, aynı zamanda farklı türlerde eserler vermenin zorluklarını ve ilham kaynaklarını bizimle paylaştı. Dijitalleşmenin edebiyat üzerindeki etkilerinden, okurlarla kurulan bağın yazma sürecine katkılarına kadar pek çok konuda içten bir sohbet sizleri bekliyor.


Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

 

Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi roman yazmaya yönlendiren en önemli etken neydi?

Yazarlık serüvenim, çocukluk yıllarında okuduğum kitapların büyüsüne kapılmamla başladı. Hayal gücümü kâğıda dökme arzusu zamanla hikâye anlatma tutkusuna dönüştü. İnsanların duygularına dokunan, düşündüren ve ilham veren eserler yaratma isteği beni roman yazmaya yönlendirdi.

 

İlk kitabınızı raflarda gördüğünüzde ve ilk imza gününüzde hissettiklerinizi bizimle paylaşır mısınız? O anlar sizin için ne ifade ediyordu?

İlk kitabımı raflarda görmek, tarif edilemez bir mutluluk ve gurur kaynağıydı. Yıllarca süren emeğin somut bir esere dönüşmesini görmek, hayalimin gerçekleştiğini hissettirdi. İlk imza günümde okurlarımla buluşmak, onların gözlerindeki heyecanı görmek, bana daha fazlasını yazma gücü verdi.

 


Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Romanlarınızı yazarken gerçek yaşamdan mı ilham alıyorsunuz yoksa kendi deneyimlerinizi kurguya mı dönüştürüyorsunuz? Bu yaratım sürecinden biraz bahseder misiniz?

Hem gerçek yaşamdan hem de kişisel deneyimlerimden ilham alıyorum. Gözlemlediğim hikâyeler ve yaşadıklarım, hayal gücümle birleşerek farklı kurgulara dönüşüyor. Karakterlerimi ve olay örgüsünü oluştururken yaşamın içinden detayları harmanlamak bana derinlik kazandırıyor.

 

Yazma rutininiz nasıl şekilleniyor? Belirli bir çalışma programınız veya sizi yazmaya motive eden ritüelleriniz var mı?

Yazma sürecimde belirli bir disiplin oluşturmayı önemsiyorum. Sabah erken saatlerde yazmaya başlamak ve sessiz bir ortamda çalışmak verimliliğimi artırıyor. Kahve eşliğinde yazmak, hayal gücümü besleyen bir ritüel hâline geldi.

 

“Deli Sarpa” romanınızda güçlü iki kadın karakter yarattınız. Bu karakterleri kurgularken hangi denge unsurlarını gözetiyorsunuz? Karakterlerinizle ne ölçüde özdeşleşiyorsunuz?

Karakterleri oluştururken onların güçlü yönleri kadar kırılgan yanlarını da göstermek benim için önemliydi. Bu denge, karakterlerin daha gerçekçi ve samimi olmasını sağladı. Onların yaşadığı duygusal dalgalanmaları ben de derinden hissediyorum ve zaman zaman kendimle özdeşleştiriyorum.

 

Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

Farklı türlerde eserler verdiniz. Okurlarınızın bu tür değişimlerine tepkileri nasıl oluyor? Türler arasında geçiş yaparken sizi en çok ne motive ediyor?

Okurlarımın tür değişimlerine olan olumlu tepkileri beni motive ediyor. Farklı türlerde yazmak, kendimi keşfetmemi ve yazarlık yolculuğumda yeni kapılar aralamamı sağlıyor. Yeniliklere açık olmak yazma sürecimi zenginleştiriyor.

 







Yazarlık kariyerinizde tutarlılığı korumanın ve sürdürülebilir bir üretkenlik yakalamanın zorlukları nelerdir?

Yazarlıkta tutarlılığı korumak zaman yönetimi ve motivasyon gerektiriyor. Zaman zaman yaratıcı tıkanıklıklar yaşasam da bu süreçleri aşmak için farklı disiplinlerden besleniyorum. Sabırlı ve disiplinli olmak, sürdürülebilir üretkenliğin anahtarı.

 

Yazarlık hayali kuran gençlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Onlara ilham verecek önerileriniz var mı?

Kendilerine ve kalemlerine güvenmelerini, bol bol okumalarını ve yazmaktan asla vazgeçmemelerini tavsiye ederim. Her yazdıkları satır, onları daha iyi bir yazar yapacaktır. Sabırlı olup hatalardan ders çıkarmak da gelişim için çok önemli.

 


Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Bir ajans sahibi olmak yazarlık sürecinizi nasıl etkiliyor? Bu durum size ilham mı veriyor yoksa zorluklar mı yaratıyor?

Ajans sahibi olmak yoğun bir tempo gerektiriyor ancak bu süreç bana farklı bakış açıları kazandırıyor. Zaman yönetimi açısından zorluklar yaşasam da sektörün içinden olmak yazarlığımı besliyor ve ilham veriyor.

 

Yazar olmasaydınız hangi mesleği yapardınız? Alternatif bir kariyer hayaliniz var mıydı?

Yazar olmasaydım psikolojiyle ilgilenmek isterdim. İnsan davranışlarını ve duygularını anlamak her zaman ilgimi çekmiştir.

 



Günlük yaşamınızda yazmaya ve okumaya ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Bu zamanı nasıl planlıyorsunuz?

Günümün büyük bir kısmını yazmaya ve okumaya ayırıyorum. Genellikle sabah saatlerini yazıya, akşam saatlerini ise okumaya ayırarak dengeli bir rutin oluşturdum.

 

İlhamınızın tükendiğini hissettiğinizde bu durumu nasıl aşıyorsunuz?

İlhamım tükendiğinde doğada vakit geçirmek, farklı türde kitaplar okumak veya kısa bir mola vermek bana iyi geliyor. Bazen uzaklaşmak, yeniden üretken olmanın en etkili yolu olabiliyor.



Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Okurlarınızla iletişimde olmanın yazarlık sürecinize nasıl katkıları oluyor?

Okurlarımla iletişimde olmak, onların beklenti ve yorumlarını duymak yazma motivasyonumu artırıyor. Okur geri dönüşleri, karakterlerimi ve hikâyelerimi daha da geliştirmem için önemli bir rehber oluyor.


Dijital platformlar hakkındaki düşünceleriniz nedir? Kitapların dijitalleşmesi yazarlığınızı nasıl etkiliyor?

Dijital platformlar, yazarlara daha geniş bir kitleye ulaşma fırsatı sunuyor. Kitapların dijitalleşmesi okuma alışkanlıklarını değiştirse de yazarlık sürecime olumlu katkılar sağlıyor.

 




Her Gerçek Bir Bedel ve Her Aşk Cesaret İster

Hayatının enkazını toplarken tesadüfen bulduğu eski bir mektup Kumsal’ı 1912’nin acı dolu Balkan Harbi’ne ve saklı bir aile trajedisinin karanlıklarına sürükler. Açığa çıkan sırlar, yalnızca geçmişin değil, kendi hayatının da büyük bir yalan üzerine kurulduğunu ortaya çıkarır: Bir yanda tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş haksızlıklar, diğer yanda kalbini acıtan gerçekler... Şimdi Kumsal, geçmişin sessiz çığlıklarına ses olmak ve kalbine düşen beklenmedik bir aşkı kabullenmek zorundadır. Ancak her gerçek bir bedel ve her aşk cesaret ister... Deli Sarpa, geçmişle bugünü ustaca bir araya getirirken kayıpların, affetmenin ve yeniden doğuşun hikâyesini derin bir duygu yoğunluğuyla anlatıyor. Bu roman, sizi yalnızca tarihin tozlu sayfalarına götürmeyecek, kalbinizin en kuytu köşelerinde saklı cesaretle de yüzleştirecek.



Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

 

“Yazmak, Hayatımın Vazgeçilmez Bir Parçası”

Seda Küçük, İstanbul’da doğdu. 2002 yılında Trakya Üniversitesi Seramik, Cam ve Çinicilik Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından iki yıl boyunca Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Harbiye Askeri Müzesi’nde “kalemkâr” olarak görev yaptı. Sanatla geçen bu yıllar, onun estetik bakış açısını şekillendirmesinde ve hayata farklı bir pencereden bakmasında önemli bir rol oynadı.

 

Yazmayı hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak gören Seda Küçük, 2010 yılında yayımlanan ilk romanı Siyah Gelinlik ile edebiyat dünyasına adım attı. Bir ailenin dramını ve “çocuk anneler” sorununu ele aldığı bu eser hem okuyucuların hem de eleştirmenlerin dikkatini çekti. Daha sonra farklı temalarda kaleme aldığı eserleriyle edebiyat kariyerini başarıyla sürdürdü. Bugüne kadar şu eserleri yayımlandı:

 

  • Siyah Gelinlik (2010)

  • Yabancı Ses (2011)

  • Yoksul Ruh (2014)

  • Öznesi Sen (2016)

  • Sarı Yaz (2017)

  • Düş Yakamdan (2020),

  • Deli Sarpa (2025)

 

Yazarlık kariyeri boyunca aldığı olumlu geri dönüşler ve kazandığı ödüller, motivasyonunu her zaman artırdı. Bu ödüller arasında:


  • 2018 yılında Siyah Gelinlik ile “Dram Roman” dalında Altın Kalem Ödülü,

  • 2022 yılında Düş Yakamdan ile “Romantik Komedi Roman” dalında Altın Kalem Ödülü,

  • 2024 yılında Roman dalında Altın Yazar Ödülü bulunuyor.

 

2015 yılında “Yabancı Ses” isimli prodüksiyon şirketini kuran Küçük, bu şirkette profesyonel ekibiyle şirketlere özel kurumsal dergiler hazırlayıp yayımlıyor. Ayrıca, gazeteci eşi Mustafa Küçük ile 2021 yılından bu yana BODRUMDergi’yi yayımlıyor.

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 22 May 2024
  • 3 dakikada okunur
Polisiye-suç romanı kategorisinin öne çıkan romanı Kaderin Kırmızı İpi, zengin kurgu ağıyla akıcı bir üsluba sahip. Kitabın yazarı Yasemin Candemir’le eserin çıkış noktasını ve sürprizli kurgusunu konuştuk.

Kaderin Kırmızı İpi
Kaderin Kırmızı İpi

Türk bir yazarın kaleminden çıkan ama karakterleri ve olayın geçtiği yerler nedeniyle uluslararası kimlik kazanan kitap; kendinden emin, inanılmaz sürükleyici, zekice kurgulanmış ve belli ki titiz araştırmalar sonucu kaleme alınmış. Ayrıca karakter derinliği konusunda da çok zengin. Hem hikâyenin temposuna ve şaşırtmacalarına hem de ana karakterlerin arasındaki gerçekçi, heyecan veren ilişki şaşırtıyor. Yasemin Candemir, çaprazlama olarak yaşadığımız tüm hikâyelerin, rastgele zaferlerin tesadüfi değil doğduğumuzda takılı olan görünmez kırmızı ipliklerin eseri olduğunu kanıtlarcasına, her anını nefes nefese okuyacağınız bir kurguyla çıkıyor okurun karşısına. Kitabı polisiye dünyasında hak ettiği yere getirecek olan ise yazarın dahice bir kurguyla geçmişte çözülmemiş olayları yeniden ortaya çıkarması, cinayetleri, ölümcül kazaları, kayıp insanları ve birçok sır saklayan karakterleri içermesi ve kitap boyunca birden fazla bükülme ve dönüşle okuyucunun son sayfaya kadar dikkatini canlı tutması.


Yazar Yasemin Candemir
Yazar Yasemin Candemir
Polisiye-gerilim alanında yazmaya nasıl başladınız,  kurguda zorlandınız mı?

Zordu çünkü çok denklemli bir matematik problemine benziyordu başta her şey. Düğüm düğümdü. Sabırla bir bölümünü çözüp beklemek gerekiyordu. Ben de öyle yazdım romanı. Her şey pandemi döneminde kafamdaki fısıltılarla başladı. Sabah, akşam yürürken kitabı yazmaya başladım iç sesimle. Aradan bir süre geçince bilgisayarın başına oturacak cesaretim oluştu. Yazmaya başladıkça da bağlılığım.


Kurgu çok kapsamlı. Geçmişle geleceğin tüm sırları üzerinde şeffaf bir örtü var. Araladıkça her şey saçılıyor etrafa. Bu örgüyü nasıl kurguladınız?

İngiliz matematik profesörü Frank Morley diyor ki “Bir matematik problemine dalıp gitmekten daha büyük bir mutluluk yoktur.” Detaylı kurgulanmış bir polisiye roman da aynı matematik problemi kadar derinlemesine dalış gerektiriyor. Ben de bunu yaptım. İki yıl Kaderin Kırmızı İpi’nin içinde yaşadım. İple bağım mesafeler, çeşitli hayat sorunları ile zamanla ipi gevşetse de hiç kopmadı.


İpucu vermek istemeyiz ama katille, büyücü de denen ana karakterle ilişkinizi nasıl yorumluyorsunuz?

Büyücü de bir fısıltının esiri. Onun fısıltısının adı intikam. İntikam bir anda ele geçirmez insanı. Yavaş yavaş, korkutmadan, sabırla kabullenişini bekler. Büyücü’de de sabırlı, yıllarca olgunlaşmasını bekliyor. Sonunda bazen planlı, bazen dürtüsel, bazen de sinsice öldüren bir katile dönüştürüyor Büyücü’yü. Benim onunla ilişkim, onu anlamaya çalışmam, zaman zaman korumam, zaman zaman silinip gitmesini istemem nedeniyle çok çapraşık. Rachel’ın kırmızı ipinin ucu bana da dolanık uzun zamandır.


Mitolojik kırmızı ipin ucu bu kez dahice kurgulanmış seri cinayetlere ve Şamanlığa kadar uzanıyor. Rachel bir Büyücü’ye dönüştü, sizce bu intikamın esiri olan ama sesleri çıkmayan çok kadın var mı dünyada?

Eminim olduğuna. Kitapta Rachel’ın komşusunun başına gelenleri ve sonrasını okuyan herkes eminim benimle aynı karara varacaktır sonunda. Dünyada RAINN Ağı’nın tespitine göre her üç kız çocuğundan biri ve her yedi erkek çocuğundan biri hayatının bir döneminde kısa süreli de olsa cinsel tacize maruz kalıyor. Mağdurların yüzde 60’ı başına gelen olayları polise hatta ailesine bile söylemediği için kayıtlara geçmiyor. Yanlış olduğunu hissettiğiniz her dokunuş buna dahil.


Kaderin Kırmızı İpi’nden Alıntılar:

“İnsan kendini bu kadar bırakınca, dağılan parçaları toplamak daha zor olurdu. Termodinamiğin 2. yasası hâlâ evrendeki en temel yasaydı; çürüme, bozulma ve ölüm. Siz tembelleştikçe, kendinizi bıraktıkça çürüme başlıyor, gerisi kaçınılmaz ve kendiliğinden geliyordu. İyileşmek, güzelleşmek, daha uzun yaşamak istiyorsak çabalamak zorundayız.”


“Babasız büyüyebilirsiniz bunda sorun yok. Esas sorun bir babanız varken yok gibi olması. İşte bu bir babasızlık şiddetidir.”


“Psikolojik şiddet, hayalleri, yetenekleri aşağılamakla başlar. Kiminle görüşeceğinizi mutlaka bilmek ister, ailenizle, arkadaşlarınızla görüştürmemeye çalışırlar. Kıskançlık adı altında atacağınız her adıma karışır, fiziki görünümünüzle dalga geçerek özgüveninizi yok eder. Uzun yıllar eşleri tarafından psikolojik şiddet yaşayan kadınlar, gençken böyle şeylerin başlarına gelmeyeceğine inanıyor ve uzun süre değişimin olacağını umut ediyorlar, yaşlanmaya başladıklarında da çoktan vazgeçmiş oluyorlar.”


“Kader, gerçekten varsa bunun diğer insanlara bağlı olması gerektiğini varsaydılar. Gözlerinizi kapatıp vücudunuzun şeffaf olduğunu hayal ettiğinizde göreceğiniz tek şey, her bölümü birbirine bağlayan karmaşık ve sonsuz görünen kan damar ağı olur. Varlığımızı bu hayat veren nehre borçluyuz.”


“Çalışkanlığın her şeyden değerli olduğu bir dünyada, Wu Wei’nin Taocu kavramı ulaşılamaz gibi görünebilir. Kabaca “çaba harcamadan” olarak tercüme edilen Wu Wei, tembellik ile karıştırılmamalıdır. Tembellik, harekete geçme isteksizliğini ima eder. Hiçbir şey yapmadan oturmak anlamına da gelmez. Hayatta hiçbir şeyi zorlamamak anlamındadır.”


“Taoizmde hiçbir zaman efora yer yoktur. Acıkırsan yemeğini yersin, susarsan suyunu içersin, yorgun olursan yatar uyursun, yaşadığın yer kirlenirse temizlersin. Her şey bir harmoni içinde kendi doğallığında yaşanmalıdır. Hiçbir şey için benliğinle savaşmaman gerekir.”


“Kırmızı İp’in kökenleri, Kabala öğretisine dayanır. Bunun bir çeşit tılsım olduğuna inanılır. Tanrı ile insanın tek vücut olduğunu simgeler. Kan aynı zamanda Hz. Süleyman’ın mabedindeki kurbanları ve adak kurbanlarını anlatır.”

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 15 Ara 2023
  • 4 dakikada okunur
Gerçek hayat hikâyelerinin izini sürerek romanlarının çatısını kuran; İncir Kuşları, Piruze, Aşk Başka Evde gibi ses getiren romanların yazarı Sinan Akyüz, hayattaki en önemli başarının insan kalabilmek olduğunu belirterek, “Ama öyle zalim insanlardan biri olarak değil, merhamet sahibi insanlardan biri olarak kalabilmek. Galiba bu hayatta yazılması en zor olan hikâyenin adıdır merhamet!” dedi. ‘Ben, Amir / Savaşın Unutulan Çocuğu” Bosna’daki soykırımı anlatan üçlemenin son kitabıyla raflardaki yerini alan Sinan Akyüz, Bodrum Dergi’nin konuğu.

Sinan Akyüz | Yazar
Sinan Akyüz | Yazar

Biraz kendinizden bahseder misiniz, Sinan Akyüz kimdir?

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunuyum. Aynı zamanda eski bir gazeteci ve fotoğrafçıyım. Uzun yıllar çeşitli gazete ve dergilerde çalıştıktan sonra gazetecilik mesleğini bırakıp emekliye ayrıldım.


Peki yazmaya olan ilginiz ne zaman başladı? Sizi yazmaya yönlendiren, esinlendiğiniz isimler oldu mu?

Doğrusu gazetecilik yaptığım dönemde başladı. Yaptığım haberlerden ve yazdığım köşe yazılarından zevk almamaya başlamıştım. Çünkü o günlerde bir şeyi fark ettim. O da şuydu: ‘Yaptığım her haber ve yazdığım her köşe yazısı suyuna tirit yazılardı!’ Yani, bu yazılar ölümsüz değildi. Bugün vardı ama yarın yoktu. Mesleki çıkmaza girdiğim o dönemde baş ucumda duran kitaba birden gözüm takıldı. Kitabın kapağında ‘William Shakespeare, Romeo ve Juliet’ yazıyordu. Galiba o an bir aydınlanma yaşadım ve şunu fark ettim: Aslında Shakespeare’i ölümsüz kılan şey yarattığı bu güçlü karakterlerdi. Romeo ve Juliet. O gün anladım ki Shakespeare ölümsüz biriydi ve bu ölümsüzlüğün kapısını da Romeo ve Juliet’le aralamıştı. Ben o gün bu gerçeği fark eder etmez suyuna tirit yazılar yazmayı bıraktım ve böylece kalıcı eserler üretmeye başladım.


Çoğu sanat dalında olduğu gibi yazarlar için de motivasyon önemli bir nokta. Çalışırken sizi motive eden şeyler nelerdir?

Bu soruya iki kelimeyle cevap verebilirim: Disiplin ve sabır! Bir roman yazarının motivasyonunu bence bu iki şey sağlıyor. Disiplin çünkü roman yazmak maraton koşmaya benzer. Ancak o disiplin içinde zamanı verimli kullanabiliyorsunuz. Sabır çünkü roman yazmak çok sabır gerektiren son derece sıkıcı bir iştir. Bir de şunu belirtmek isterim ki ben bazı yazarların aksine ilhama inanan biri değilim. İlham dediğiniz şey ya şarkı sözü yazarları ya da şairler için geçerli olabilir ancak. Altı yüz sayfa roman yazan bir yazarın herhâlde ilhamdan daha başka şeylere ihtiyacı var.

Ben, Amir / Savaşın Unutulan Çocuğu
Ben, Amir / Savaşın Unutulan Çocuğu

Ben, Amir / Savaşın Unutulan Çocuğu, Bosna’daki soykırımı anlatan üçlemenin son kitabı. Ben, Amir’in hikâyesi okuyucuya ne vadediyor ve sizi bu üçlemeyi yazmaya yönelten şey neydi?

Bosna üçlemesinin ilk kitabı İncir Kuşları, ikincisi de Meyra’ydı. Ve şimdi üçlemenin son kitabı olan Ben, Amir’i okurlarıyla buluşturuyoruz. Böylece Bosna hikâyesi her yönüyle tamamlanmış oluyor. İlk iki kitap Bosna’da yaşanan savaşı gözler önüne seriyordu. Üçlemenin son romanı Ben, Amir ise savaşı değil, aksine savaşın yarattığı ve geride bıraktığı enkazı anlatıyor. Son kitap aslında Bosna Savaşı’nın izlerinin bir insanda nasıl can bulduğu hâli diyebiliriz. Sırplar savaş zamanı o kadar kötülük yaptılar ki kadınlara ve çocuklara… İşte Ben, Amir o kötülüğün can bulmuş hâli. Sorunuzun diğer kısmına gelirsek… Bosna üçlemesini yazdım çünkü birilerinin çıkıp o dönemde yaşanan iğrençlikleri bütün çıplaklığıyla anlatması gerekiyordu. Tabii vicdan ve merhamet sahibi birilerinin.


Yaptığınız araştırmalarda sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?

İnsanların nasıl acımasız olabildiklerini görmek beni hem çok şaşırttı hem de çok üzdü. O gün anladım ki meğerse hayvanlar bu insanlardan daha merhametliymiş. Beni şaşırtan diğer bir şey de meğerse savaşların asıl kurbanı kadınlar ve çocuklarmış. Erkekler şanslı çünkü bir kurşunla hayatları son bulabiliyor. Peki ya savaş zamanında tecavüze uğrayan kadınlara ne demeli?


Sinan Akyüz | Yazar
Sinan Akyüz | Yazar

Bilgisayarın başında değilken, zihninizi üzerinde çalıştığınız projeden uzakta tutabiliyor musunuz?

Asla hayır. Nedeni ise yeni bir hikâyeye başladığım zaman tek başıma eve kapanırım ve hikâye bittiğinde o evden dışarı çıkarım. Tabii bu aylar süren bir tren yolculuğu gibi benim için.


Ülkemizde yazar olarak yaşamanın zorlukları nelerdir?

Bu soruya iki şekilde cevap verebilirim. Birincisi, maddi zorluklar! İkincisi de manevi zorluklar! Türkiye’de ne yazık ki yazarların ikinci bir işi olmalı. Hem de gelir getiren iyi bir işi. Kitap yazıp da zengin olan insan sayısı çok azdır ülkemizde. Bu, işin maddi tarafı. Bir de manevi tarafı var. Bence yazarlar ülkemizde hak ettiği değeri görmüyor. Sosyal medya fenomenleri daha kıymetli gibi bu ülkede. Onlara gösterilen ilginin onda biri yazarlara gösterilmiyor.

Sinan Akyüz | Yazar
Sinan Akyüz | Yazar

Diğer yazarlarla arkadaşlık etmenin entelektüel açıdan canlandırıcı bir etkisi olduğu söylenir. Bunun bir yazar için önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

Elbette. Bir kere ortaya çok keyifli sohbetler çıkıyor bir araya geldiğimizde. Bir tarih yazarından geçmişi dinlemek, bir şairin ağzından mısraları duymak muhteşem bir duygu. Ayrıca işin şöyle bir güzelliği de var, besleniyor yazar bu sohbetlerde!


Sinan Akyüz’ün bir yanı yazar diğer yanı ise eş, baba, evlat ve kardeş… Bunların hepsine birden nasıl yetişiyorsunuz? Hayatı ıskaladığınızla ilgili zaman zaman kendinizi sorguluyor musunuz?

Bu hayatta ‘keşke’leri az olan bir insanım. Çünkü hayatı olduğu gibi kabullenmiş biriyim. Aslında mükemmel biri olmaya çalıştığınızda ıskalıyorsunuz hayatı ve kendiniz dâhil hiç kimseyi mutlu edemiyorsunuz. Ben mutlu eden değil, mutlu olmaya çalışan biriyim. Böyle olunca da etrafınızdaki herkes mutlu oluyor. Çünkü sizin yüzünüz gülüyor.


Bir evcil hayvanınız var mı? Varsa onunla ilişkiniz nasıl?

Geçen yıla kadar evimizde ‘guinea pig’lerimiz vardı. Ve bütün ev halkı onlarla duygusal bir bağ kurmuştu. Sonra tek tek ölmeye başladılar. O süreç hepimizi çok etkiledi ve üzdü. İnanın günlerce ağladığımızı biliyorum. Sonra evde hayvan beslememeye karar verdik. Çünkü başlarına bir şey geldiğinde insan üzüntüden perişan oluyor. En çok da çocuklar.

Yazmak dışında zamanınızı nasıl geçirmeyi seviyorsunuz?

Yazmak mesleğim, okumak ve gezmek hobim. Bol bol okurum, gezerim. Ayrıca müzikle uğraşıyorum. On yıldır klarnet eğitimi alıyorum ve deyim yerindeyse artık öttürüyorum.


Hayat felsefeniz nedir? Hayatla eğlenen bir yapınız mı var yoksa ciddiye mi alırsınız?

Gençken ciddiye alıyordum ama şimdi eğleniyorum. Çünkü uzun bir süre önce şöyle bir gerçeğin farkına vardım: Artık hiçbir arkadaşıma ‘Allah sana bol kazanç versin’ demediğimi fark ettim. Peki bunun yerine ne mi diyorum? Şunu: ‘Allah sana sağlık versin!’ Şimdilerde böyle dememim nedeni de çevremdeki dostlarımın hastalık ve ölüm haberlerini alıyor olmamdan kaynaklanıyor. Yaş elliyi geçince hayat felsefem şöyle şekillendi: Az ye, çok gez, sağlıklı yaşamaya bak!


Küresel ısınmayla birlikte doğa, doğal hayat ve dolayısıyla dünyanın geleceği oldukça risk altında. Sizin bu konuyla ilgili düşünceleriniz neler?

Bu hayatta bildiğim bir şey var ki insanoğlu zalim ve yıkıcı! Doğa da işte insanoğlunun bu zalimliğini kaldıramıyor artık. Bunca yıl bu zalimliğe göğüs gerdi ama o da ‘yeter artık, ne hâliniz varsa görün,’ dedi. Ama insanoğlu bu… Doğaya karşı gözleri kör, kulakları sağır! Hâlâ görmezden ve duymazdan geliyor. Bakalım bu durum nereye kadar sürecek böyle?


Sizin için hayattaki en önemli başarı nedir?

İnsan kalabilmek! Ama öyle zalim insanlardan biri olarak değil, merhamet sahibi insanlardan biri olarak kalabilmek. Galiba bu hayatta yazılması en zor olan hikâyenin adıdır merhamet!


Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page