top of page
Doğum kontrol hapları, içerdikleri östrojen ve progesteron hormonu türevlerinin etkileriyle yumurtlama sürecini geçici olarak durduran ve bu şekilde gebeliği önleyen ilaçlardır. Ayrıca doğum kontrol haplarında bulunan progesteron türevi madde rahim iç tabakasını inceltir ve embriyonun yerleşmesine elverişsiz hâle getirir. Aynı madde rahim ağzı salgısını koyulaştırıp spermlerin geçişini zorlaştırarak gebeliği engeller. Düzenli olarak kullanıldıklarında doğum kontrol haplarının koruyuculuk oranları yüzde 100’e yakındır ve gebelik çok nadiren oluşur. Aile planlamasında etkin bir yöntem olan doğum kontrol hapları, uzun süreli kullanan kadınlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri görülme olasılığını yüzde 50 azaltır.


Kullanım Şekli:

İlk kutunun ilk hapı âdet kanamasının tercihen birinci veya ikinci günü  alınmalıdır. Koruyuculuk o ay hapların düzenli olarak kullanılacağı varsayılırsa hemen başlar. Kutunun içindeki ilaçlar 21 günün sonunda biter. Bir haftalık ara verilir ve sekizinci günde diğer kutuya başlanır. Ara verilen süre içerisinde genellikle kutunun bitiminden iki gün sonra âdet kanaması gerçekleşir ve bir sonraki kutuya başlama zamanı genellikle âdetin dördüncü veya beşinci gününe denk gelir. Âdet kanamasının ne zaman gerçekleştiği önemli değildir. Haplar her günün belli bir zaman diliminde (sabah, öğlen, akşam veya gece yatarken) tok karnına alınır. Hapların aynı saatte alınması koşul olmamakla beraber hap alma alışkanlığını korumak açısından kadının belli bir saati belirlemesi ve günlük hapını bu saatte alması önerilir. İlacın günlük dozu unutulduğunda ertesi günü iki adet birden alınmalıdır. Bu durumda koruyuculuk oranı azalmaz. İlacın iki günlük dozu birden unutulduğunda o ay için koruma olmayabileceği düşünülmeli ve ek bir yöntem kullanılmalı ayrıca ara kanama olabileceği de bilinmelidir.


Haplarının Olumlu Etkileri

Doğum kontrol hapları düzenli olarak kullanıldığında istenmeyen bir gebelikten korunmanın yanı sıra âdetlerin düzenli olmasını da sağlar ve âdet kanamasının miktarını azaltarak gereksiz kan kaybını önler. Demir eksikliği anemisini, âdet öncesi gerginlik belirtilerini azaltır ve bu etkisiyle PMS hastalığında (adet öncesi gerginlik sendromu) tedavi amaçlı olarak kullanılır. Doğum kontrol hapı kullananlarda âdet sancısı, akne (sivilce) ve tüylenme daha az sıklıkla görülür. Uzun süreli kullanımlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri görülme olasılığı yüzde 50 azalır. Gebelik oluşma riskinin azalması dış gebeliğinin ortaya çıkma riskinin de azalmasını sağlar. Yumurtlama süreci baskılandığından hap kullanan kadınlarda işlevsel yumurtalık kistleri ve fibrokistik meme sorunu daha az görülür. Doğum kontrol hapları pelvik enfeksiyon gelişme riskini azaltır. Bir yıllık kullanımda pelvik enfeksiyon riski en az yüzde 50-60 oranında azalır ve bu durum hap kullanıldıkça devam eder. Bu etki muhtemelen doğum kontrol haplarının içerdiği progesteron hormonu türevi maddenin rahim ağzı salgısını koyulaştırarak bakterilere karşı daha az geçirgen hâle getirmesiyle ilgilidir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda endometriozis daha az sıklıkla görülür ve bu hastalığı olan kadınlarda belirtiler daha hafif seyreder. Hap kullanan kadınlarda kemik yoğunluğu daha yavaş azalır.



Haplarının Yan Etkileri

  • Damar Tıkanıklığı Riski: Doğum kontrol haplarının en korkulan yan etkisi kanın pıhtılaşma eğilimini artırması nedeniyle damar tıkanıklığına yol açabilmesidir. Bu yan etki günümüzde kullanılan düşük doz ilaçlar sayesinde çok ender görülür hâle gelmiştir.

  • Kanser Riski: Kadınların çoğu “kanser yapar” korkusuyla hap kullanmaktan çekinirler. Elimizdeki veriler, doğum kontrol hapı kullanımının rahim iç tabakası ve yumurtalık kanserinin ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir. İstatistikler bir yıl gibi kısa süreli bir kullanımın bile rahim iç tabakası kanseri görülme sıklığını yarı yarıya azalttığını ve üç yıllık kullanımda bu koruyucu etkinin en üst seviyeye ulaştığını ortaya koymaktadır. Hap bırakıldıktan sonra da koruyucu etkisi 20 yıl daha devam etmektedir. Yumurtalık kanseri gelişiminde çok fazla yumurtlamanın etkisi vardır. Doğum kontrol haplarının kullanımı, yumurtlamayı engellediğinden yumurtalık kanseri gelişimi olasılığını azaltır. Doğum kontrol haplarının içindeki progesteron hormonu, rahim içini incelttiğden kanser gelişme olasılığını düşürür. Meme kanseri konusundaki veriler çelişmekle beraber, haplar kısa süreli kullanımda (beş yıl ve daha az) muhtemelen bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdir. Bu konudaki çalışmalar hâlen devam etmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalardan çıkan en önemli sonuçlardan biri hap kullanımının meme dokusu içinde gelişmeye başlamış ancak belirti vermeyen kanser kitlesinin gelişimini hızlandırabilmesidir. Kâr-zarar oranı karşılaştırıldığında hap kullanımından elde edilen kâr, çok düşük olasılıkla ortaya çıkan bu etkinin vereceği muhtemel zarardan çok daha fazladır. Rahim ağzı kanserleri üzerine direkt bir etkisi olmamakla birlikte rahim ağzında yaptığı değişikler ile rahim ağzını HPV gibi rahim ağzı kanseri yapan viruslere karşı daha hassas hâle getirir. Ancak düzenli smear testleri yaptıran kadınlar rahim ağzı kanserinden korunabilir.

  • Bulantı ve Kusma: Hapların içeriğinde bulunan östrojen hormonu beyindeki bulantı merkezine direkt etki ederek bulantı ve bazen kusma şikayetinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Günümüzde kullanılan düşük doz haplarda bu yan etki de daha az görülmektedir. Genellikle birkaç kutu bitimi sonrasında vücudun ilaca alışmasıyla bulantı ortadan kalkmaktadır.

  • Lekelenme Tarzı Ara Kanamalar: Özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları ilk kullanım aylarında yüzde 10-30 kadının âdet döngüsünün ilk günlerinde birkaç gün süren lekelenme tarzında ara kanamalara yol açabilir. İlacın koruyuculuğunu hiçbir şekilde azaltmayan bu durum genellikle birkaç period sonrası düzelir. Hap kullanan kadınların ara kanaması ortaya çıktığında durumu doktorlarına iletmeleri ve kanamanın başka bir nedene bağlı olmadığından emin olunması amacıyla jinekolojik muayeneden geçmeleri önemlidir.

  • Âdet Kanamasının Olmaması: Hapların içerdiği progesteron hormonu bazı kadınların âdet görmekte zorlanmasına neden olabilir. Bu durumda hap kullanımına devam etmek ve kutular arası olağan yedi günlük arayı vermek uygun bir seçenek olabilir. Âdet görememekten rahatsız olan kadınlar ilacı bıraktıktan belli bir süre sonra yeniden âdet görmeye devam ederler. Bu yan etkinin ortaya çıkma olasılığı hap kullanım süresi arttıkça artar.

  • Âdet Kanamasının Azalması: Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda âdet kanamasının gün ve toplam miktarının azalması hemen hemen bir kuraldır. Bu yan etkiyi olumsuz olarak değerlendirmek anlamsızdır. Kanamanın azalmasının nedeni “kanın içeride hapsolması” değil, kanayacak rahim iç tabakası gelişiminin hap kullananlarda daha az olmasıdır.

  • Libido (Cinsel İstek) Azalması: Doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında ilacın kesilmesi önerilir.

  • Kilo Alımı: Doğum kontrol haplarının dozları düşürüldükten sonra bu yan etki de daha az görülür hâle gelmiştir. Genellikle doğum kontrol hapları vücutta bir miktar ödem yapar ve bu durum kiloya yarım ya da bir kg olarak yansır. İlacın direkt olarak kilo yapıcı etkisi yoktur ancak iştah açabilir. Eğer bu duruma eşlik edilirse o zaman kilo alınabilir. Ancak ilaçlar genel olarak kilo yapmazlar.

  • Memelerde Hassasiyet: Bazı durumlarda doğum kontrol hapı kullanımı memelerde dolgunluk ve hassasiyet ortaya çıkmasına neden olabilir. Genellikle günlük hayatı etkilemeyecek kadar hafif seyreden bu yan etki, düşük dozlu doğum kontrol haplarında oldukça ender olarak ortaya çıkmaktadır. İlacı kestikten sonra ortadan kalkar.

  • Yüz Cildinde Lekelenme: Düşük doz doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında tedavi edilmesi zor olabilir ve ilk belirtiler görüldüğünde ilacın bırakılması faydalıdır.

  • Sivilce ve Tüylenme: Hapların içerdiği progesteron hormonu türevi maddenin, erkeklik hormonu benzeri yan etkileri yüzde ve vücudun diğer hassas bölgelerinde sivilce ve ileri durumlarda tüylenme ortaya çıkmasına neden olabilir. Yeni jenerasyon doğum kontrol haplarının içerdiği progesteron hormonu türevi maddeler, bu etkiden büyük oranda arındırılmış olduklarından bu yan etki çok ender olarak ortaya çıkar. Aksine sivilce ve tüylenme şikayeti olan kadınlarda yeni jenerasyon hapların bu şikayetleri azaltıcı etkileri olduğu bilinmektedir.

  • Baş Ağrısı: Düşük doz doğum kontrol haplarının nadir görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında mutlaka doktor haberdar edilmelidir. Ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrısı, ilacın hemen kesilmesini gerektirir.

  • Gebeliğin Gecikmesi: Doğum kontrol haplarının gebe kalabilirliği kalıcı olarak ortadan kaldırması teorik olarak mümkün değildir. Ancak hap kullanımı bırakıldıktan sonra yumurtlamanın devreye girmesi üç aya kadar gecikebilir.



Hapların Sakıncalı Olduğu Durumlar

Doğum kontrol hapları uygun kişilerde usulüne uygun kullanıldıklarında nispeten güvenli ilaçlardır. Genel olarak aşağıdaki durumların varlığında doğum kontrol haplarının kullanılması kesinlikle sakıncalıdır.

  1. Gebelik şüphesi veya gebelik varlığı,

  2. Nedeni henüz belirlenmemiş âdet dışı kanama,

  3. Tromboflebit (damar iltihabı) geçirmek veya daha önceden bu sorunu yaşamış olması,

  4. Vücudun herhangi bir organında damar tıkanıklığı sorunu yaşamak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olması,

  5. Yetmezlikle seyreden kronik karaciğer hastalığı sorunu olması,

  6. Meme kanseri şüphesi olması,

  7. İlaç içinde bulunan maddelere karşı alerjisi olması.


Yukarıdaki maddeler dikkatlice gözden geçirildiğinde doğum kontrol haplarının en büyük risklerinin damarlar üzerinde olduğu görülebilir. Hapların içerdiği östrojen hormonu türevi madde, damarların içinde akan kanın pıhtılaşma eğilimini artırır. Normal şartlarda bir yaralanma sonucunda kan kaybını önlemeye yönelik çalışan bu mekanizma, gereğinden fazla çalıştığında hayati organlara kan götüren damarlardan birinin içinde bir pıhtı oluşmasına ve damarın tıkanmasına neden olabilir. Özellikle damar tıkanıklığı açısından risk altında olan kadınlarda hap kullanımının pıhtılaşmayı artırıcı yöndeki eğilimi hayati sorunlar meydana getirebilir. Östrojen hormonu karaciğer yoluyla vücuttan atılan bir maddedir ve karaciğer işlevleri yetersiz olan kadınlarda, hormon vücuttan yeterince hızlı bir şekilde uzaklaştırılamaz ve birikici etkiler oluşabilir. Östrojen hormonu meme dokusu üzerinde önemli etkilere sahiptir ve meme kanseri şüphesi durumunda kesin tanı konana kadar bu hormonun kullanılmaması son derece önemlidir.



Düşük, Kürtaj ve Doğum Sonrası Kullanım

Doğum kontrol haplarına düşük ve kürtajdan hemen sonra başlanabilir.

Doğum sonrasında ise anne sütünün miktarını azaltabileceğinden emzirme döneminde alınmaları uygun değildir. Emzirmeyi düşünmeyen annelerde ise doğumdan altı hafta sonra kullanılmaya başlanabilir. Daha erken başlandığında damarsal sorun ortaya çıkma riski artabileceğinden lohusalık döneminde kullanılması önerilmez.

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 30 May 2024
  • 7 dakikada okunur
Aile planlaması; ailelerin istedikleri sayıda, istedikleri zamanda ve sağlıklı aralıklarla, bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalarıdır. Aile planlamasının amacı, çok ve sık gebelikleri önlemek, aşırı doğumların anne ve çocuk sağlığına olan olumsuz etkilerini gidermek, istenmeyen gebeliklerde tehlikeli yollarla yapılan düşükleri önlemek, ailelere gebelikten korunmanın modern ve tibbi yollarını öğreterek ana sağlığı ve çocuk sağlığı düzeyini yükseltmektir.


Doğal Aile Planlaması Yöntemleri

Sağlık Bakanlığının yaptığı çalışmaya göre, Türkiye’de kadınların yüzde 71’i modern veya geleneksel aile planlaması yöntemlerinden birini kullanıyor, yüzde 29’u ise hiçbir yöntem kullanmıyor. Bir korunma yöntemi kullananların ise yüzde 42,5’i modern yöntemlerden birini uyguluyor. Modern yöntemler arasında yüzde 4,7’si doğum kontrol hapları, yüzde 20,2’si rahimiçi araç (spiral), yüzde 10,8’i kondom, yüzde 5,7’si tüp ligasyonu, yüzde 1,1’i ise diğer yöntemleri tercih ediyor. Geleneksel yöntemlerden ise yüzde 26,4 ile geri çekme kullanılıyor. Türkiye’deki aile planlaması yöntemlerini kullanma prevalansları, hem toplam olarak hem de geleneksel veya modern yöntemler olarak Doğu Avrupa ülkeleri ile benzerlik gösteriyor. Yöntem dağılımına bakıldığında ise Türkiye’deki geri çekme yöntemini kullanma oranı, bölgedeki en yüksek değere sahip olmakla birlikte Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinde de yaygın olarak kullanılıyor. Batı Avrupa’da hormonal yöntemler, Kuzey Avrupa’da ise cerrahi sterilizasyon yöntemleri daha yaygın olarak tercih ediliyor.



Takvim:

Kadının gebe kalabileceği günlerin hesaplanarak o günlerde cinsel ilişkide bulunulmaması şeklinde uygulanan bir yöntemdir. Kadının gebe kalabileceği günler yumurtalıklarından yumurtanın atıldığı ve canlı kaldığı süredir (12-24 saat). Spermler, üç gün boyunca genital kanalda bekleyebilir ve yumurtlama sonrası ilk 12-24 saatte döllenmesi gereken yumurta hücresine ulaşıp, onu dölleyerek gebeliği başlatabilirler. Dolayısıyla kadının gebeliğe en elverişli günleri yumurtlamanın olduğu gün ve bundan önceki üç gündür. Ancak her kadının âdet düzeni farklıdır ve yumurtlamanın ne zaman olacağı belli olmaz. Yumurtanın atılmasını; hastalık, ilaç kullanımı ve yüksek ateş gibi olaylar etkileyebilir. Bu yöntemle istemeden gebe kalan kadınlara çok sık rastlanmaktadır. Etkili bir yöntem değildir, bu nedenle bu günler içinde ya ilişkiden kaçınmak ya da tam koruyucu olmasa da prezervatif gibi gebeliği önleyecek bir yöntem kullanmak gerekir.


Geri Çekme:

Cinsel ilişki sırasında tam ejekulasyon (boşalma) anı geldiğinde erkeğin geri çekilerek “dışarıya boşalmasına” verilen isim ve gebelikten korunma yöntemidir. Türkiye’de çiftler arasında en sık kullanılan geleneksel korunma yöntemidir. Geri çekme yöntemi tüm doğum kontrol yöntemleri arasında en başarısız olanıdır. Başarısızlığın en önemli nedeni orgazm ve ejekülasyon anında geri çekmenin çoğu zaman zor olması, ejekülasyondan önce gelen sıvı içinde sperm bulunması ve ejekülatın vajina dışına bulaşması durumunda nadiren de olsa spermlerin içeri girip ilerleyerek döllenmeyi gerçekleştirmeleridir.


Emzirmenin Uzatılması:

Bu metod emzirme mekanizmasını kullanan bir korunma yöntemidir. Düzenli emzirme yapıldığı takdirde yumurtlama olasılığı düşüktür. Doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde düzenli emzirme yapılırsa gebe kalma şansı yüzde 2 oranındadır. Sonraki 6 ay içinde ise eğer emzirmeye devam edilirse ilk 6 ay kadar olmasa da yine bir miktar koruma sağlayabilir.


Vajinal Duş:

Akıntı ya da diğer maddeleri temizlemek için vajina içini basınçlı su ya da başka bir sıvı ile yıkamak anlamına gelir. Bu yöntem için kullanılan çeşitli parfümlü materyaller ya da ilaçlar da mevcuttur. Birçok kadın cinsel ilişkiden sonra vajeni su ile yıkamanın gebeliği önlediğine inanır. Bu tamamen etkisiz bir yöntemdir. Çünkü erkeğin boşalması sırasında, spermler birkaç saniye içinde rahim içine geçebilirler. Vajinal duş bir doğum kontrol yöntemi değildir ve gebelikten korunmak amacıyla asla kullanılmamalıdır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da koruyucu değildir. Bu işlem, vajinanın kimyasal dengesini bozarak enfeksiyonlara daha eğilimli hâle gelmesine neden olur. Duş sırasında yeni mikroorganizmaların vajinaya girişine neden olabilir. Bu mikroplar; rahim ağzı, rahim ve tüplere ulaşarak ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler.


Bariyer Yöntemleri

Spermisidler:

Vajinal köpükler, kremler ve fitiller sperme karşı fiziksel bir bariyer oluşturur ve bir spermisid genellikle nonoxynol-9 içerir. Bunlar diğer bariyer yöntemleri ile birlikte kullanılır ve her cinsel birleşme öncesi vajinaya yerleştirilir.


Kondom:

Kondom kullanımı, etkinliği çok daha az olan geri çekme dışında, geri dönüşü olan tek erkek korunma yöntemidir. Kondomlar aynı zamanda cinsel yoldan bulaşan hastalıkların riskini azaltır. Kondom penetrasyondan önce kullanılır. Ucu ejekulatı biriktirmek için 1 cm kadar sarkmalıdır. Her cinsel birleşmede yeni bir kondom kullanılmalıdır. Hatasız kullanımla bir yıldaki gebelik oranı yüzde 2’dir fakat uygun olmayan kullanımda bu oran yüzde 15-25 olabilir.


Diafram ve Servikal Kap:

Kubbe biçimli elastik çeperli serviksin üzerine yerleştirilebilen bir kauçuk kap olan diafram, sperme karşı kadınların kullandığı bir bariyerdir. Diaframlar 5 cm’den 10,5 cm’e kadar değişen çeşitli boyutlarda üretilir. Kullanmadan önce bir sağlık çalışanı tarafından rahatsızlık yaratmaması için jinekolojik muayene ile uygun diafram ölçüsü belirlenir. Doğumlardan sonra vajen boyutu değişebileceği için tekrar ölçü alınmalıdır. Diafram son cinsel birleşmeden sonra en az 8 saat yerinde kalmalıdır. Her birleşmeden önce diaframın kayma olasılığı göz önünde bulundurularak spermisidlerle kullanılmalıdır. İlk yılda gebelik oranları hatasız kullanımda yaklaşık yüzde 6 iken düzensiz kullanımlarda bu oran yüzde 16 olmaktadır. Serviks kepi diaframa benzer fakat daha küçük ve daha serttir. Birkaç boyu vardır. Serviks kepi 48 saat süresince yerinde kalabilir. Doğum yapmamış kadınlarda, gebelik oranları yüzde 10 civarında iken doğum yapmış kadınlarda güvenli biçimde yerleştirmek zor olduğu için başarısızlık olasığı artmaktadır.



Hormonal Yöntemler

Doğum Kontrol Hapları:

Doğum kontrol hapları, içerdikleri östrojen ve progesteron hormonu türevlerinin etkileriyle yumurtlama sürecini geçici olarak durduran ve bu şekilde gebeliği önleyen ilaçlardır. Ayrıca doğum kontrol haplarında bulunan progesteron türevi madde rahim iç tabakasını inceltir ve embriyonun yerleşmesine elverişsiz hâle getirir. Aynı madde rahim ağzı salgısını koyulaştırarak spermlerin geçişini zorlaştırır ve gebeliği engeller. Düzenli olarak kullanıldıklarında doğum kontrol haplarının koruyuculuk oranları yüzde 100’e yakındır ve gebelik çok nadiren oluşur.


Doğum Kontrol İğneleri:

Doğum kontrol iğneleri, üçer aylık ve birer aylık enjeksiyon şeklinde uygulanmak üzere iki ayrı şekilde bulunur ve ülkemizde ikisi de mevcuttur. Bu iki yöntem de güvenilirlikleri doğum kontrol hapları ve tüplerin bağlanmasıyla karşılaştırılacak kadar yüksektir ve aynen doğum kontrol hapları kullanımında olduğu gibi geri dönüşümlü olan korunma yöntemleridir. Üç aylık iğneler 12’şer haftalık aralıklarla, aylık iğneler ise 4’er haftalık aralıklarla kalçadan veya koldan kas içine enjekte edilerek uygulanırlar. Hem üç aylık hem de aylık iğnelerde ilk uygulama doktor kontrolleri yapıldıktan ve iğne uygulanmasına bir sakınca olmadığı belirlendikten sonra âdetin ilk 5 gününde gerçekleşir. Düşük veya kürtaj sonrasında ise ilk bir hafta içinde uygulanabilirler. Doğum sonrasında emzirmeyenlerde ilk üç hafta içinde, emzirenlerde ise ilk 3 ay içinde ilk enjeksiyon uygulanmış olmalıdır.


Deri Altı İmplantlar:

Cilt altı implantlar, kol içine takılan ve yalnızca progesteron içeren korunma yöntemleridir. Her gün belli miktarda progesteron salgılayarak 5 yıl kadar korunma sağlarlar. Koruma yüzdesi çok yüksektir ancak diğer progesteron içeren yöntemler gibi âdet kanamalarında düzensizlik, ödem, gerginlik, göğüslerde şişkinlik gibi bazı yan etkileri olabilir. Küçük de olsa bazen lokal anestezi gerektirebilen cerrahi bir işlemdir. Ayrıca çıkartılması için de benzer bir cerrahi işlem yapılır. Genellikle sol üst kolun iç kısmına yerleştirilir.


Acil Kontrasepsiyon:

İki şekilde uygulanabilir; yüksek dozlarda östrojen veya progesteron hormonu (ertesi gün hapları) verilmesi ve spiral takılması. Uygulamanın ilişkiden sonraki ilk 72 saat içinde yapılması gerekir. Ülkemizde yanlız progesteron hormonu içeren haplar mevcuttur. Yüksek doz östrojen veya progesteron ve spiral (RİA) muhtemel bir gebelik için hazırlanmış rahim iç tabakasının niteliklerini bozarak etki ederler. Muhtemel bir implantasyonu (döllenen yumurta hücresinin rahim içine yerleşmesi) engelleyerek etki etmeleri de mümkündür. Koruyuculuk oranı ilk saatlerde uygulandığı anda çok yüksektir ancak süre arttıkça oran düşer ve 72 saat sonrasında koruyuculuğu oldukça azalır. Acil kontrasepsiyon çok özel durumlarda uygulanması gereken bir yöntemdir ve alışkanlık hâline getirilmemelidir. Gerçekten istenmeyen ve oluşması durumunda sosyal ya da tıbbi problemler oluşturabilecek gebeliklerin önlenmesi için oldukça etkili bir yöntemdir. Ancak koruyuculuğun yüzde 100 olmadığını bilmek gerekir. Kullanılan hormon yüksek bir doz olduğundan bulantı ve kusma yapma olasılığı yüksektir. Bunun dışında ilk günlerde lekelenme tarzında kanama yapabilir.




Rahim İçi Araçlar

Rahim içi araç (RİA) veya halk arasında bilinen adıyla spiral polietilen (plastik) yapıya sahip, rahim içine sığacak büyüklükte tasarlanmış T şeklinde bir alettir. Plastik gövdenin etrafına bakır tel sarılıdır. Bazı RİA’larda bakır yerine progesteron hormonu eklenmiştir. RİA rahim içine yerleştirildiği andan itibaren burada yabancı bir madde olarak algılanır ve bölgede iltihabi bir reaksiyon oluşturur. Bu iltihabi reaksiyon rahim içine ulaşan spermlerin etkisiz hâle gelmesini sağlar ve gebelik önlenir. Yumurtlama süreci devam eder. RİA’nın koruyuculuğu, takıldığı anda başlar ve çıkarıldığında kısa sürede biter. RİA’ların koruyuculuk oranı oldukça yüksektir. Çoğunun en az 5 yıl koruyuculuğu vardır.


Hormonlu RİA:

Progesteron hormonu içeren RİA’lar son yıllarda ülkemizde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu RİA’ların bakırlı olanlardan en önemli farkı, kanama miktarını ve âdet sancısını azaltmalarıdır ve bazı durumlarda yalnızca bu özelliklerinden faydalanmak için takılırlar. Hormonlu RİA’lar spermler üzerine olan etkilerine ek olarak folikül gelişimi ve yumurtlama sürecini de kısmen engellerler. Rahim ağzı tıkacı hormon etkisiyle kalınlaştığından buradan rahim içine sperm ve bakterilerin girişini engellerler. Bu son etki pelvik enfeksiyon gelişme riskini de azaltır. Gebelikten korunma yanında hormonlu RİA’lar bazen uzun süreli progesteron tedavisi gereken durumlarda da kullanılabilirler.


Sterilizasyon Yöntemleri

Tüplerin Bağlanması:

Tüplerin bağlanması yöntemi bir sterilizasyon yöntemidir. Bu yöntemle fallop tüplerinin geçirgenliği cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulur. Tüpler yakma, bağlama ya da tüplerin etrafına halka takılması suretiyle bozulduğunda yumurta hücresi ile sperm hiçbir şekilde karşılaşamadığından gebelik oluşmaz. En sık uygulama şekli genel anestezi altında, ameliyathenede laparoskopi yöntemiyle tüplerin yakılması şeklindedir. Hastalar aynı  gün hastaneden çıkıp evlerine gidebilirler. Koruyuculuğu çok yüksek bir yöntemdir. Tek bir uygulamayla yaklaşık yüzde 100 ve kalıcı korunma sağlar. Çok nadiren kanalın rekanalize olması nedeniyle gebelikler oluşabilir. Hayat şartlarındaki değişiklik nedeniyle yeniden çocuk sahibi olmak istendiğinde tekrar operasyon gerektirir. Tüplerin geçirgenliğinin tekrar sağlanmaya çalışıldığı bu operasyonlar, başarı şansları düşük ve maliyetleri yüksek operasyonlardır. Alternatif olarak Tüp Bebek (IVF) uygulaması daha mantıklı bir çözüm olabilir.


Vazektomi:

Erkekte sperm hücrelerinin testislerden depolandıkları bölgelere geçişinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak kapatılması işlemidir. Bu işlem sonrasında ejakülasyon esnasında boşalan sıvının dış görünüşünde hiç bir değişiklik olmaz, ancak sıvıda sperm hücreleri olmadığından gebelik oluşmaz. Bu yöntemle sperm kanallarında ciddi hasar oluştuğundan tüplerin eski hâline getirilmesi çok zordur. Koruyuculuk oranı yüzde 100’e yakın olmakla beraber uygulanan yöntem ve bazı bireysel özellikler nedeniyle çok nadiren gebelik oluşabilir. Koruyuculuğu hemen başlamaz. Operasyon öncesinde depolanan spermlerin atılması için genellikle 15-20 kez ejakülasyon (boşalma) gerekir. Koruyuculuğun başladığını anlayabilmek için bir kaç kez spermiogram (sperm sayımı) yapılarak azospermi (sperm sayısının sıfır olması) durumu gözlenmelidir. Lokal anestezi altında uygulanabilen 15-20 dakikalık emniyetli cerrahi bir yöntemdir. Hastanede kalmayı gerektirmez ve tek bir uygulamayla kalıcı kontrasepsiyon sağlar. Yaşam şartlarındaki değişiklik nedeniyle yeniden çocuk sahibi olmak istendiğinde tekrar operasyon gerektirir. Bu operasyonlar maliyeti yüksek ve başarı şansları düşük operasyonlardır. Bu durumun akılda tutulup yaptırılmadan önce kesin karar verilmiş olması gerekir.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page