top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 15 Kas 2022
  • 3 dakikada okunur
Dünyanın en romantik şehri olarak kabul edilen Paris, muhteşem mimarisi, inanılmaz müzeleri, göz alıcı parkları, şık bulvarları ve dükkanları, gurme restoranları, hareketli kafeleri ve tabii ki Eiffel Kulesi’yle en iyilerin sınırlarını zorlamakta. Kıyıları Unesco Dünya Kültür Mirası Alanı olan Seine Nehri’nin iki yanına kurulu bu şehrin ruhunu yaşamak size ayrı bir zevk verecek. Moda ve lüksün dünya başkenti olan Paris, “Işık Şehir” (Ville Lumière) diye de anılmaktadır.


Tarihçesi

Kente ilk yerleşim M.Ö. 3. yüzyılda Kelt balıkçı Avim tarafından yapılmış ve Keltler bölgeye Lutetia adını vermişler. M.Ö.52’de Julius Caesar bölgeyi Roma topraklarına bağlamış. 4. ile 9. yüzyıllar arası başlayan Frank ve Normand istilalarıyla bölgenin adı Lutetia Paris olmuş. Şehir, veba salgını nedeniyle büyük kayıplar vermiş. Paris için 15. yüzyıl önemli bir zaman dilimidir. Bu dönemde Rönesans’ın etkisi altına giren kent, bugünkü görünümünü birçok önemli yapının inşa edildiği o yıllara borçludur.



Fransız Devrimi’nin Bastille Hapishanesi’nde başlangıcı olan 1789 yılı Paris için önemli bir tarihtir. Bu dönem içinde cumhuriyet kurulmuş ve 16. Louis ile meşhur Marie Antoinette giyotinde idam edilmiştir. Marie Antoinette, hepimizin çok iyi bildiği “ekmek yoksa pasta yesinler” sözünün sahibi. Daha sonra 1799’da Napoleon Bonaparte kendini imparator ilan etmiştir. 19. yüzyılın ortalarında ise Baron Georges-Eugene Haussmann, Paris valisi olduğu 1853-1870 yılları arasında yaptığı çalışmalarla Paris’e modern bir görünüm kazandırmıştır. Napoleon’dan aldığı destekle bazı yerleri yıkıp yerlerine geniş bulvarlar ve caddeler açtırmış, kenti neredeyse baştan yaratmıştır.


II. Dünya Savaşı sırasında Paris, Naziler tarafından işgal edilmiştir. 1944 yılında kurtulan kent dört karanlık sene geçirmiştir. Kimileri bir sanat hastası olan Hitler’in kente zarar verilmemesini emrettiğini söylüyorken kimileri de kentin yok edilmesini emrettiği fakat komutanlarının bu emre uymadığını savunuyor. Hangi söylem doğrudur bilinmez ama sonuç olarak kente zarar vermiyorlar.


Aktiviteler

Paris gezilecek yerler konusunda oldukça zengin ve popüler şehirlerden biri. Notre Dame Katedrali, Louvre Müzesi, Şanzelize, Eglise de la Madelein ve Eyfel Kulesi sizin için seçtiklerimiz arasında.


Notre Dame Katedrali

Meryem Ana’ya adanarak yapılan bu gotik katedral, Paris’in sembollerinden biri hâline gelmiştir. 19. yüzyılın başlarında yıkılma kararı alınan katedralin kurtarılması için ünlü Fransız yazar Victor Hugo, “Notre Dame’ın Kamburu” adlı romanı yazmıştır. Halkın da desteğiyle yıkılmaktan kurtulmuştur. Her yıl yaklaşık 13 milyon turistin ziyaret ettiği 8 asırlık tarih mirası Notre Dame Katedrali 2019 yılında yandı. Yangın ülke ve dünya çapında büyük üzüntüye neden oldu.


Louvre Müzesi

Dan Brown’nun yazdığı ‘Da Vinci Şifresi’ kitabıyla beyazperdeye uyarlanan filme konuk olan yapıyı bir çoğumuz biliyoruz. Fransa’nın ilk devlet müzesi olan Louvre, koleksiyonunda La Liberte Guidant Le Peuple, Mona Lisa, Winged Victory of Samothrace ve Venus de Milo gibi birçok şaheser bulunduruyor. Avrupa’nın ve Dünyanın en büyük müzesi olarak bilinen Louvre, aynı zamanda Avrupa’da en çok ziyaret edilen müzelerden biri.



Şanzelize

Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak gösterilen Elysion ovalarından alan Champs-Elysees Paris’in en güzel caddesi olarak bilinir. Cadde, yukarı doğru çıkarsanız sizi Zafer Takı’na, aşağı doğru inerseniz Concorde Meydanı’na çıkarır. Bu cadde adeta Paris’in kalbidir.


Eglise de la Madelein

Napoleon’un emriyle yapılan kilise, Fransız Ordusu’nun ululuğuna ve görkemliliğine yaraşır bir zafer tapınağı olması için yapılmıştır. Korint tarzı sütunlarla çevrelenmiş tapınak 1806’da Pierre-Alexandre Vignon tarafından tasarlanmıştır.


Eyfel Kulesi

İsmini, inşa ettiren firma olan Gustave Eiffel’den almıştır. Muhteşem bir mühendislik eseri ve estetik bir yapıya sahip olan kule, tüm dünyaya kendini Fransa’nın sembolü olarak tanıtmıştır. Fransız Devrimi kutlamaları için düzenlenen Paris fuarına kapı olarak yapılmıştır ve sadece 20 yıl kalması için inşa edilmiştir. 1909’da yıkılması gereken kule Atlantik ötesi haberleşmeye imkân tanıdığı için kalmasına izin verilmiştir.


  • Tasarımcıların giysilerini görmek için Avenue Montaigne’de yürüyüş.

  • 1789’da Fransız Devrimi’nin başlangıcını belirleyen hapishanenin bulunduğu Modern Fransa’nın yapıtaşı Place de le Bastille’ye ziyaret.

  • Tuileries Bahçesi ve sol yakadaki Luxembourg Bahçesi‘ne küçük bir gezi.



Mutfak

Fransız Mutfağı zengin tatlara ve uzun bir tarihi geçmişe sahiptir. Manzaranın yanına eşlik edecek yemeklerden ya da atıştırmalıklardan birkaçı…


Falafel | Baharat ve çeşitli sebzelerle oluşturulan lezzet topları, Orta Doğu’nun iştah açıcı Falafel’i olarak bilinse de bazıları en iyi Falafel’in Paris restoranlarından çıktığını söyler. Bu leziz topları hemen her restoranda bulmanız mümkün.

Kruvasan | Çikolatalı, reçelli seçenekleri bulunan kruvasan Fransızların en ünlü atıştırmalığıdır. Öğle saatinde ya da sabahları kahvenizin yanına eşlik etmesi için tercih edebilirsiniz.

Soğan Çorbası | Piyazlık doğranan soğanlar tereyağında karamelize edilip sarımsak, defne yaprağı ve et suyuyla harmanlandıktan sonra tuz ve karabiberle tatlandırıp üzerine rendelenmiş kaşar peyniri ve bayat ekmek dilimlerini ilave ediliyor. Tadın zirveye çıktığı bu çorbayı mutlaka denemelisiniz.

Steak Frites | Steak Frites, patates ve mevsim sebzeleriyle servis edilen bir biftek çeşididir. Baharatlarla marine edilmiş et grupları tercihinizse Steak Frites’i beğeneceksiniz.


Ulaşım

Paris, Türkiye’den hava yoluyla rahatlıkla ulaşabileceğiniz bir şehir. Charles de Gaulle Havalimanı’na İstanbul Havalimanı ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Türk Hava Yolları’nın direkt seferleri bulunuyor. Uçuş yaklaşık 3 saat 45 dakika sürüyor. Kuzey Atlantik Akıntısı’nın hâkim olduğu okyanus iklimi, Paris’te yaz ve kış aylarının ılıman geçmesine neden olur. En çok bahar aylarında güzel oluyor Paris. Kalabalıktan hoşlanmayanlar için küçük bir tüyo, şehir temmuzun ortasından sonra bir ay boyunca daha sakin oluyor.

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 13 Ağu 2022
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 Eyl 2022

Modern mimarisi ve şık tasarımlarıyla dikkatleri çeken, konuklarına ayrıcalıklı ve huzurlu bir tatil vadeden Astrid Hotel Bodrum, Yalıkavak ve Gümüşlük arasında yer alan Koyunbaba Koyu’nda hizmete açıldı.

İstanbul ve Bodrum’da çok sayıda rezidans, ev ve otel tasarımlarına imza atan Mimar Yasemin Diker’in yaratıcısı olduğu otel, Diker’in yurt dışı seyahatlerinden edindiği deneyimlerin ve çocukluğundan kalma çok özel reçetelerin yansımalarına da sahne oluyor. Bodrum Koyunbaba Koyu’nda, yeşille mavinin buluştuğu büyüleyici bir noktada kapılarını açan Astrid Hotel Bodrum, bu yaz misafirlerine konforlu, lüks ve unutulmaz bir tatil deneyimi yaşatmayı vadediyor. Üçü süit, altısı bağlantılı aile odası ve 32’si standart olmak üzere toplam 41 odası bulunan otelin tümü Fransız balkonlu, mis kokulu mandalina bahçeleri ya da deniz manzaralı olan odaları, İskandinav sadeliğini yansıtan zarif bir iç tasarıma sahip. Kumsala ulaşımın Buggy araçlarla sağlandığı Astrid Hotel Bodrum’un yetişkin, çocuk ve şezlong olmak üzere birbirinden farklı üç yüzme havuzu da bulunuyor. Özellikle misafirlerin direkt havuzun içindeki şezlonglarda vakit geçirebildiği şezlong havuzu zarif mermer yapısıyla dikkat çekiyor.



Konforlu lüks

Otelin adının İskandinavya’dan geldiğini söyleyen Astrid Hotel Bodrum Yaratıcısı ve Kurucusu Yasemin Diker, “Astrid kelimesi eski bir İskandinav kraliyet ismi ve anlamı da ‘ilahi ve alışılmamış güzellik’ demek. Otelimizin genel dekorasyonu da bu konumlandırma üzerine inşa edildi. Zarif, sade, modern ve lüks dokunuşlar otelimizde bir arada” diyor.



Dünya mutfağından çok özel lezzetler

Astrid Hotel Bodrum’un mutfağına da ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Kahvaltı, brunch ve akşamları fine dining olarak hizmet veren otelin restoranında misafirleri üst düzey bir lezzet deneyimi bekliyor. Pergola mimarisinde tasarlanmış olan restoranın, Bodrum severlere 12 ay boyunca hizmet vermesi planlanıyor. Otel ayrıca, lokal üreticileri, sürdürülebilir ekolojik tarımı ve kadın girişimcileri desteklemek amacıyla mutfağında kullandığı ürünlerin büyük bölümünü Bodrum’un lokal üreticilerinden temin ediyor; lokal üreticilerle ortak çalışmalar yürütüyor.



Uzun yıllar boyunca dünyayı gezen ve hemen her ülkenin mutfağını deneyimleyen Yasemin Diker, beğenilerinin Astrid Hotel Bodrum’un mutfağını ve menüsünü de şekillendirdiğini söylüyor. Örneğin, Yunanistan’da yediği çok iyi bir makarna tarifinin otelin menüsünde yer aldığını söyleyen Diker, yaratıcısı olduğu Astrid Hotel Bodrum’da misafirleri çok özel bir fine dining konsepti beklediğini dile getiriyor.


Çocukluğundan beri gastronomiye özel bir merakı olduğunu, bu merakın sadece farklı tatları deneyimlemekten öte kendi reçetelerini yapmaya kadar uzandığını da ekleyen Diker, “Henüz 9 yaşındayken evde dikkatimi çeken bir yemek kitabından Osmanlı limonatası reçetesi oluşturdum. Limonata o kadar beğenildi ki, belli aralıklarla yapmaya devam ettim. Bugün Astrid’in hoş geldiniz ikramı olan Osmanlı limonatası işte bu reçeteye ait” diyor.



Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page