top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 27 Eyl 2024
  • 3 dakikada okunur
Aşı ile önlenebilen hastalıklara yönelik uygulamalar koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturmaktadır. Birçok hastalık bu sayede ya tamamen eradike edildi ya da toplumda görülme sıklıkları azaldı. Bu da mortalite, morbidite oranlarının ve sağlık finansman ihtiyaçlarının azalmasına yol açtı. Böylece yıllar içinde ölüm nedenleri sıralamasında birçok hastalığın gerilediğini ya da yok olduğunu görüyoruz.


Dünyada servikal kanser insidansı 2020 yılı verilerine göre yüz binde 13,3 ile kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında dördüncü, jinekolojik kanser türleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Doğal olarak serviks (rahim ağzı) kanseri dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur.


Türkiye’de ise Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2020 verilerine göre servikal kanser insidansı yüz binde 4,3 oranı ile kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında dokuzuncu, jinekolojik kanser türleri arasında ise üçüncü sırada yer almaktadır. Servikal kanser vakalarının yüzde 99’u HPV (Human Papilloma Virus)’nin neden olduğu genital enfeksiyonla bağlantılıdır. Virüs aynı zamanda kadın ve erkeklerde diğer bazı kanserlerin de temel sebebi olabilir.


HPV cinsel yolla bulaşır. Çoğu kadın ve erkek hayatlarının bir döneminde virüs ile tanışır. Bu dönem çoğunlukla cinsel yönden aktif olduğu ilk yıllardır. Çoğu enfeksiyon belirti vermez ve 2 yıl içinde iyileşir. Bazı HPV türleri kansere veya genital siğillere yol açabilir. Bugüne kadar yüksek riskli ve düşük riskli 200’den fazla HPV genotipi tespit edilmiştir ve bunların yaklaşık 40’ı genital sistem epitelini etkilemektedir.



Rahim ağzı kanseri neredeyse tamamen önlenebilir bir hastalıktır. Bunun için erken tanı amaçlı tarama testi veya aşı uygulaması yapılmalıdır.


HPV’den tamamen korunmak mümkün değildir. Ancak aşağıdaki iki öneri HPV’den korunmaya yardımcı olabilir.

  • Cinsel ilişki sırasında kondom kullanmak riski azaltsa da kondom tüm genital bölgeyi kapatmadığı için kesin bir korunma sağlamaz.

  • HPV aşıları serviks kanseri genital siğillere en çok yol açan HPV tiplerine karşı koruma sağlar. Ancak tüm HPV tiplerine karşı koruma sağlamaz.


HPV ile ilişkili hastalıklarda morbidite ve mortalite oranlarını azaltarak toplumdaki ekonomik ve sosyal yükün düşürülmesinde HPV’den birincil korunma önem kazanmaktadır. Birincil korunma cinsel risk faktörlerinin ortadan kaldırılması (tek eşli cinsel yaşam, ilk cinsel ilişki yaşının geciktirilmesi, bariyer yöntemlerin kullanımı) ve profilaktik HPV aşı uygulamalarını içermektedir. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) önerileri uyarınca Türkiye’de 1992’den itibaren servikal kanser taramaları Pap Smear Testi ile yapılmaktadır.


HPV testi, serviks kanseri tarama testinin bir parçasıdır. Bu tarama erken tanı amacı ile hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce yapılır. HPV–Pap Smear Testi olarak bilinir. HPV tanısı için bir kan testi yoktur. Tarama sırasında serviksten küçük bir hücre örneği alınır ve HPV açısından test edilir. Tarama, 30 ila 65 yaş arası kadınlarda beş yılda bir yapılır.


HPV aşıları güvenli ve etkili olup dünya çapında çoğu ülkede rutin olarak sağlanmaktadır. HPV’nin 16 ve 18 tipleri dünya çapında rahim ağzı kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 7’sinden sorumlu olup mevcut 2 HPV aşısı bu HPV tiplerine karşı bağışıklamada oldukça etkilidir. Bu aşılardan biri de genital siğillerin yüzde 90’ına neden olan HPV tip 6 ve 11’e karşı koruma sağlar. Üçüncü bir aşı ise bunlardan ayrı rahim ağzı kanserine neden olan 7 HPV tipine ve genital siğillere neden olan 2 HPV tipine karşı koruma sağlar.



HPV aşı uygulamaları için dünyada mevcut üretilen aşıların genel kabul görmüş önerileri şu şekildedir:

49-14 yaş çocuklara 2 doz (2. doz ilkinden 6 -12 ay sonra)

415 yaş ve üzeri 3 doz (0-1-6. aylar)


Dünya Sağlık Örgütü, aşılama konusunda SAGE (Stratejik Danışma Uzmanları Grubu) 4-7 Nisan 2022 tarihinde 2 veya 3 doz aşılama programları ile tek doz aşılamanın etkinliğini değerlendirdi. Sonuçta tek doz aşılamaların, 2 doz aşılamalarla karşılaştırılabilecek kadar sağlam bir koruma sağladığı tespit edildi. Bunun anlamı özellikle düşük gelirli toplumlarda tek doz aşılama ile daha fazla kadının korunmasıdır.


SAGE’nin HPV aşılaması için önerdiği program şöyledir:

49-14 yaş arası kızlarda 1 veya 2 dozluk program

415-20 yaş arası genç kadınlarda 1 veya 2 dozluk program

421 yaş ve üzeri kadınlarda 6 ay ara ile 2 doz uygulanır.


Dünya Sağlık örgütünün hedefi 2030 yılına kadar dünya üzerindeki kız çocuklarının yüzde 90’ının 15 yaşına kadar aşılanmasıdır. Tek doz aşılama programları özellikle düşük gelirli ülkelerde bu hedefe ulaşmayı kolaylaştıracaktır.


TTB (Türk Tabipleri Birliği) ve HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) HPV aşısının ülkemizde de 15 yaş altı kız çocuklarına ücretsiz yapılması için Genişletilmiş Ulusal Bağışıklama Programı’na eklenmesini önermektedir. Ayrıca Ulusal Kanser Tarama Programı’nda bulunan rahim ağzı kanseri taramasının, HPV aşısının gölgesinde kalmaması gerektiği belirtilmiştir. 30-65 yaş aralığındaki cinsel hayatı aktif kadınlara; KETEM (Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezlerinde), Aile Sağlığı ve Sağlıklı Hayat Merkezleri ile kamu hastanelerinde ücretsiz rahim ağzı kanseri taraması uygulamasına devam edilmesinin önemine değinilmiştir.


Ülkemizde bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi sosyoekonomik yoksunluk çeken 9–26 yaş aralığındaki bireylere, Ankara Büyükşehir Belediyesi ise sosyal yardım alan 15–30 yaş arası kadınlara ücretsiz HPV aşısı uygulaması başlattı. Aşılar 2 doz uygulanacak olup Sağlık Bakanlığının da en kısa sürede bu uygulamayı Genişletilmiş Ulusal Bağışıklama Programına eklemesi ve rutin uygulanan aşılar arasına da alması gerekir. Bu sırada herkese ulaşabilmek adına gerekirse Dünya Sağlık Örgütünün önerisi ile bazı yaş gruplarında tek doz HPV aşı uygulaması da değerlendirilebilir.


KAYNAKLAR:

Akalın A. Human Papilloma Virus ( HPV ) Enfeksiyonu ve HPV aşısında Güncel Yaklaşımlar, Androloji Bülteni, 2022:24, 133-139; https://doi.org/10.24898/tandro.2022.25993

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 9 Ara 2023
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 9 Ara 2023

Sürekli duyduğumuz ama birçoğumuzun tam olarak anlamını ve işlevini bilmediği bir kelime antioksidan… Nedir onu bu kadar önemli yapan?


Özellikle hastalıklara karşı savaşabilmek için sıkça adından söz edilen antioksidan, son dönemlerde beslenmede daha da önemli hâle gelmiştir. Hem vücut hücrelerinden üretilen hem de gıdalar yoluyla alınabilen kimyasal bir madde olan antioksidanlar, hücrelerin dış etkenlerden korunması ve sağlıklı yaşamalarına devam edebilmeleri için son derece önemlidir. Normal şartlar altında sağlıklı bir metabolizmada antioksidanlar ile serbest radikaller (oksidasyona neden olup vücuda zarar verebilen bileşikler) denge hâlindedir. Ancak bu denge serbest radikaller lehine değiştiği zaman, oksidatif stres kaynaklı hastalıklara ‘kanser, damar tıkanıklığı, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı vb…’ yatkınlık gözlenmektedir. Özellikle çevre kirliliği, alkol ve sigara kullanımı, orman yangınları, X-rays ve UV ışınları gibi eksojen serbest radikal kaynaklarının artışı, insan vücudunda bulunan karbonhidratların, yağların, proteinlerin ve DNA’nın zarar görmesine yol açarak oksidasyona neden olabilmektedir.


Antioksidan Nedir?

Antioksidanlar, hücrelerimizdeki serbest radikal olarak adlandırılan hasar yapıcı molekülleri “temizleyerek” hücre hasarını önlemeye yardımcı olan moleküllerdir.



Antioksidan Faydaları

Antioksidanlar, insan sağlığını tehdit eden ve oksidasyona neden olan serbest radikallerin neden olabileceği tüm hastalıklara ve yaşlanma belirtilerine (özellikle ciltte) karşı vücudumuzu korumaktadır.


  • Bağışıklığı güçlendirir.

  • Vücudu zararlılardan temizler.

  • Kansere karşı koruyucudur.

  • Yaşlanmayı geciktirir.

  • Cildi korur.

  • Kalp ve damarları korur.

  • İltihabı azaltır.

  • Kolesterolü dengeler.

  • Romatoit Artirite karşı korur.

  • Sinir sistemini korur.



Ne kadar Antioksidana İhtayacımız Var?

Bilinen ve tavsiye edilen genel bir doz olmamasına rağmen bazı otoriteler, günlük C vitamini ihtiyacının 250 ila 1000 mg; E vitamini için 100 ila 400 ünite, Beta-karoten için de 6 ila 30 mg arasında olması gerektiğini belirtiyorlar. Bilimsel otoritelerin bir uyarısı da yüksek dozlarda antioksidan takviyelerinin zararlı olabileceği konusudur.


Bu yüzden doktor tavsiyesi olmadan yüksek dozlarda hap olarak antioksidan alınması sakıncalıdır. Antioksidan takviyeleri FDA onaylı değildir ve bazı ilaçlar ile etkileşime girebilir. Örneğin E vitamini takviyesi, pıhtılaşma önleyici ilaç (kan sulandırıcılar) kullananlarda kanama riskini artırabilir. Antioksidan mineraller veya vitaminler, önerilen miktarların üzerinde tüketilirse zarar veren oksidanlar olarak işlev görebilir.



Bilinen En Önemli ve Beslenme ile Alınabilen Antioksidanlar

  • Tokoferol (Vitamin E): Fındık, ceviz, badem, bitkisel yağlar.

  • Karoten (Vitamin A): Domates, havuç, brokoli, lahana, kavun, şeftali, kayısı.

  • Askorbik asit (Vitamin C): Turunçgiller, çilek, biber, yaban mersini.

  • Folik asit (Vitamin B9): Mercimek, ıspanak, kuşkonmaz, lahana, yeşil yapraklı sebzeler.

  • Selenyum: Balık, deniz kabukluları, kırmızı et, yumurta, tavuk, sarımsak.



Ayrıca vitamin olmayan antioksidan etkili maddelerde vardır bunlar arasında besinlerde en çok bulunanlar;


  • Flavonoid ve Polyphenol: Kırmızı şarap, siyah üzüm, nar, kızılcık, yeşil çay, siyah çay, soya sosu.

  • Likopen: Domates, kırmızı greyfurt, karpuz.

  • Lutein: Ispanak, pazı, su teresi, şalgam.

  • Lignan: Keten tohumu, yulaf ezmesi, arpa, çavdar.

  • Şimdiye kadarki bilinen en güçlü ve etkili doğal antioksidan siyah üzüm çekirdeğinde bulunan Resvataroldür.


Sağlığımızı korumada birçok yararı olan antioksidan maddeleri, sağlıklı ve dengeli beslenerek gün içerisinde yeterince alabiliriz. Bu yüzden besinlerle kolaylıkla alınabilecek antioksidanları, takviyeler yerine gıdalardan almak daha güvenli ve etkilidir.

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 14 Şub 2023
  • 6 dakikada okunur
Dünyada 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci, Türkiye’de ise en sık görülen sekizinci kanser türü olan rahim ağzı kanserinden her iki dakikada bir, 1 kadın ölüyor.

Rahim ağzı kanserinin yüzde 99 nedeni ‘Human Papilloma Virüs’tür (HPV). 2005 yılından beri HPV aşısı rahim ağzı kanseri ve diğer HPV ile ilgisi olan kanserlerin ve kanser öncesi lezyonları önlenmesi için kullanılmaktadır. Güncel HPV aşılarında 9 adet yüksek riskli HPV tipine karşı koruyuculuk vardır. Bu aşının koruyuculuğu tüm rahim ağzı kanserinin yüzde 93’ünü kapsamaktadır. Ayrıca siğil oluşumundan da yüzde 90 korumaktadır. Aşının özellikle genç kız veya erkeklere, daha hiç HPV ile karşılaşmadan yapılması önerilir ve böylece aşıdan yüzde 100 yararlanmaları sağlanabilir.

Rahim ağzı kanseri, rahimi vajene bağlayan bölgenin hücrelerinde meydana gelen anormal çoğalma sonucu oluşur. Genellikle 10-15 yılda yavaş yavaş gelişen bir kanserdir. Rahim ağzı, kanser gelişmeden önce, hücresel düzeyde, displazi veya prekanser adı verilen değişikliklere maruz kalır. Rahim ağzındaki bu değişikliklere cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virus (HPV) neden olur. Bu virüsler rahim ağzına yerleştikten sonra yıllarca hiçbir belirti vermeden yaşayabilirler. Sıklıkla, (yüzde 80-90) bağışıklık sistemi tarafından zarar verme fırsatı bulamadan temizlenir.

Tarama amaçlı yapılan Pap-smear (servikal yayma) testi, HPV testi ve sonrasında tanı amaçlı yapılan kolposkopik biopsilerde patolog tarafından tespit edilebilen bu prekanseröz değişiklikler, hafif (CIN1), orta şiddette (CIN2) veya şiddetli (CIN3) displazi olarak isimlendirilir. 10-15 yıl süren bu kanser öncesi formların bir kısmı kendiliğinden normale dönse de bir kısmı tedavi edilmezse kansere dönüşebilir.



RAHİM AĞZI KANSERİ HİSTOLOJİK TİPLERİ

  • 1- Skuamöz hücreli karsinom: En yaygın olanı skuamöz hücreli karsinom olup rahim ağzı kanserlerinin yüzde 85 ile yüzde 90’ından sorumludur. Rahim ağzının dış yüzeyini kaplayan hücrelerden kaynaklanır.

  • 2- Adenokarsinom: Yüzde 10-15’inden sorumludur ve rahim ağzının kanalını döşeyen hücrelerden kaynaklanır.

GÖRÜLME SIKLIĞI

Dünya çapında 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen 2. kanser türüdür. Türkiye’de en sık görülen 8. kanser türüdür. Bu kanserlerin yüzde 85’i düşük ya da orta gelirli ülkelerde görülmektedir. En sık görüldüğü ülkelerden olan Haiti’de 94/100.000, Türkiye’de ise 4.5/100.000 oranında görülür. Ülkemizde her yıl 1500 kadına rahim ağzı kanseri tanısı konmaktadır. Dünyada her iki dakikada bir, 1 kadın rahim ağzı kanserinden ölmektedir. Dünya çapında her yıl 528 bin yeni rahim ağzı kanseri vakası tespit edilmekte ve yarısı ölümle sonuçlanmaktadır.


BELİRTİLERİ

Özellikle erken evrelerinde olmak üzere rahim ağzı kanseri genelde belirti vermez. Bu nedenle düzenli tarama için doktora gitmeniz çok önemlidir.


Rahim ağzı kanserinin daha ileri evrelerinde görülen belirtiler ise;

  • Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı veya kanama

  • Pelvik muayeneyi takiben pelvik ağrı ve kanama

  • Vajinadan anormal sulu, kokulu ve kanlı akıntı gelmesi

  • Normal adet dönemi dışında kan lekeleri veya hafif kanama

Bu belirtilere, rahim ağzı kanseri veya diğer bazı ciddi hastalıklar da neden olabilir. Bu sebeple bellirtiler bir doktor tarafından derhal değerlendirilmelidir.


RİSK FAKTÖRLERİ

Rahim ağzı kanserinin en önemli risk faktörü ve nedeni insan papilloma virüsüdür (HPV). Araştırmacılar günümüzde, rahim ağzı kanserlerinin yüzde 99’undan fazlasında nedenin HPV olduğunu düşünmektedir. HPV cinsel anlamda aktif kadınların üçte ikisinden fazlasını yaşamlarının bir döneminde enfekte edecek olan yaygın bir virüstür.


HPV ile enfeksiyon mutlaka rahim ağzı kanseri olunacağı anlamına gelmez. Bağışıklık sistemi bu virüs ile enfekte olunduktan sonra 12-18 ay içinde bu virüsü yüzde 90 vücuttan atar. HPV’nin temizlenemediği yüzde 10’luk bölümde ise, 5-15 yıl içinde rahim ağzında, kanser öncesi ve kanser gibi oluşumlara rastlanabilir.


Rahim ağzı kanserinin diğer risk faktörleri aşağıdakileri içerir:

  • İlk cinsel ilişkiye erken yaşta girme,

  • Birçok seks partnerine sahip olma,

  • Diğer sağlık problemleri nedeniyle bağışıklığın zayıflaması,

  • Sigara kullanımı,

  • Doğum kontrol ilaçları kullanma,

  • HIV enfeksiyonu.


Rahim ağzı kanserinin riskini azaltmak için;

  • HPV aşısı yaptırmak: Rahim ağzı kanseri ve HPV ilişkili diğer kanserlerin riskini azaltır.

  • Rutin pap-smear yaptırmak.

  • Güvenli cinsel ilişki: Prezervatif kullanmasını sağlayarak HIV ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklardan kendilerini korumaya yardımcı olabilir ancak prezervatifler HPV’ye karşı tam koruma sağlamaz. Prezervatif kullanmak enfeksiyon oranını muhtemelen yaklaşık yüzde 70 azaltır.

  • Sigara içmeyin.


TARAMA

İlk Tarama; Kadınlara ilk cinsel ilişki yaşından bağımsız şekilde 21 yaşındayken ilk rahim ağzı kanseri taramasını yaptırmasını öneriyoruz.


30 Yaşına Kadar;

  • 30 yaşına kadar ki kadınlar için üç yılda bir rahim ağzı sitoloji testi ( pap-smear) yaptırmasını öneriyoruz.

30 Yaşından Sonra;

  • 3 yılda bir rahim ağzı sitoloji testi (Pap smear testi ) yaptırmasını öneriyoruz.

  • Sitoloji ve HPV DNA testi birlikte (Co-test) yapılabilir. Her ikisi de negatif gelirse tarama beş yılda bir yapılabilir.

  • Pap-test: Normal jinekolojik muayene sırasında bir fırça yardımıyla rahim ağzında sürüntü yapılarak hücre örnekleri alınır. Bu hücrelerin patolog tarafından incelenmesi sonrası anormal hücreler varsa rapor edilir.

  • HPV testi: Normal jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından yapılan sürüntüde veya smear testi sırasında alınan örnekte HPV DNA bakılır ve yüksek riskli tipler varsa rapor edilir.

  • Pap smear testi ve HPV testleri rahim ağzı kanserleri ve prekanseröz lezyonlar için tarama yapmak amacıyla kullanılır. Erken evrelerinde rahim ağzı kanseri genelde semptomlara neden olmaz. Tarama testlerindeki anormal sonuçlar bize sadece şüpheyi gösterir tanıyı vermez. Bu nedenle tarama test sonuçlarına göre tedavi yapılmaz ve öncelikle tanı koymak gerekir

TANI

  • Kolposkopi: Pap smear testi sonuçları normal değilse, büyütücü bir lens (kolposkopi) kullanılarak rahim ağzı kontrol edilir ve kanser veya kanser öncesi lezyonlar bulunup bulunmadığını belirlemek için doku örnekleri (biyopsi) alınır. Kolposkopi, bize rahim ağzındaki şüpheli bölgelerin belirlenerek doğru yerden biopsi alınmasını sağlar.

  • Punch Biopsi (rahim ağzının dış kısmından)

  • Endoservikal Küretaj (ECC) (Rahim ağzı kanalının içinden)

  • Konizasyon ve LEEP: Eğer biopsi veya endoservikal küretaj tanı koymakta yetersiz olursa koni şeklinde daha büyük bir parça çıkartılır.

KANSER ÖNCESİ LEZYONLARI


(CIN 1, CIN 2, CIN 3) TEDAVİSİ:

Eğer biopsi sonucu CIN 1 olarak rapor edilmiş ise hiçbir şey yapılmadan 2 yıl takip edilir. Bu süre içinde CIN 1 yüzde 60-70 normale kendiliğinden döner.

2 yıl içinde düzelme olmazsa CIN 2 veya 3 gibi kabul edilip tedavi edilir. CIN 2 veya 3 gelirse LEEP konizasyon veya soğuk konizasyon yapılarak lezyon temizlenir. Bu işlemler hafif bir anestezi altında ameliyathanede yapılır. Sonrasında hasta taburcu edilir ve 3 hafta cinsel ilişkiye girmemesi, havuz ve denize girmemesi istenir. 3 hafta boyunca iyileşme sırasında kanlı-kokulu bir akıntı olabileceği hastaya anlatılır.


KONİZASYON

LEEP konizasyon: Düşük voltajlı ince bir tel ile koni şeklinde mevcut lezyonu çıkartmak.

Soğuk Konizasyon: Dokunun elektrik enerjisi kullanmadan koni şeklinde kesilerek çıkartılması.


RAHİM AĞZI KANSERİNİN EVRELENDİRİLMESİ

Eğer biopsi sonucu kanser olarak gelmişse öncelikle tedavi planı belirlemek ve kanserin yayılma durumunu değerlendirmek için klinik evreleme yapılır.


Evreleme için yapılması gerekenler:

  • Fiziksel muayene: Rahim ağzının durumu, tümörün boyutu, vajen ve yumurtalıkların durumu.

  • Görüntüleme tetkikleri: CT, MRI, PET.

  • Mesane ve rektumun değerlendirilmesi: Sistoskopi, Rektosigmoidoskopi.

  • Kan testleri


RAHİMAĞZI KANSERİNİN EVRELERİ:

  • Evre 0 veya in situ karsinom: Evre 0 kanser preinvaziv (yayılmamış) kanserdir ve anormal hücreler rahim ağzı zarı hücrelerinin yalnızca ilk katmanında görülür.

  • Evre I: Evre I kanser yalnızca rahim ağzıyla sınırlıdır. Tümörün boyutuna ve kanserin ne kadar derine yayıldığına göre IA1, IA2, IB1 veya IB2 olarak hastalığınız sınıflandırabilir.

  • Evre II: Evre II kanser rahim dışına yayılmıştır ancak pelvik yan duvarlar veya vajinanın alt üçte birlik bölümünü etkilememiştir. Evre IIA veya IIB olarak sınıflandırılabilir.

  • Evre III: Evre III’te kanser pelvik duvarı veya vajinanın alt üçte birlik bölümüne ulaşır veya tümörün genişlemesine bağlı olarak hidronefroz ve böbrek sorunlarına yol açar. Kanser hücrelerinin pelvisin yan duvarına yayılıp yayılmamasına göre Evre IIIA veya IIIB olarak sınıflandırabilir.

  • Evre IV: Evre IV’te kanser komşu organlara mesane/rektuma veya uzak organlara yayılmıştır. Evre IVA veya IVB olarak sınıflandırabilir.

RAHİM AĞZI KANSERİNİN TEDAVİSİ

Rahim ağzı kanserinin tedavisi kanserin evresine, hastanın yaşına, çocuk sahibi olma isteğine ve diğer sağlık problemlerine göre değişir. Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi veya bunların kombinasyonu kullanılabilir.


1- CERRAHİ

  • Konizasyon: Rahim ağzındaki lezyonun koni şeklinde çıkartılmasıdır. Çok erken evrelerde, genç ve çocuk isteyen hastalarda uygulanabilir.

  • Trakelektomi: Erken evre serviks kanseri, daha çocuk sahibi olmamış genç yaş grubunda da görülebilir. Bu nedenle doğurganlık potansiyelini korumak isteyen hastalarda tercih edilecek cerrahi yöntem Radikal Trakelektomi’dir. Bu yöntemde serviks, üst vajen ve iki taraflı parametrium dokusu çıkartılır, fakat uterus muhafaza edilir ve vajene tekrar birleştirilir. Böylece hastaların gebe kalma şansları korunmuş olur. Radikal trakelektomi yapılan hastalarda tedavi başarısı farklılık gösterse de mutlak doğurganlığını korumak isteyen seçilmiş hasta grubuna, risk ve avantajları iyice tartışıldıktan sonra uygulanmalıdır. Bu yöntemde de radikal histerektomide olduğu gibi birlikte pelvik lenfadenektomi yapılır.

  • Histerektomi: Erken evre serviks kanserinde standart tedavi, uterus, serviks, üst vajen ve iki taraflı parametrium dokusunun çıkartıldığı Radikal Histerektomi’dir. Bu ameliyat, aynı zamanda kanserin yaygınlığını tesbit etmek ve kontrolünü sağlamaya yarayan Pelvik Lenfadenektomi’yi de (pelvik lenf bezlerinin çıkartılması) içerir.

  • Erken evrelerde, ameliyat genellikle çoğu kanser merkezinde açık olarak, minimal invazif cerrahi konusunda eğitimli merkezlerde ise laparoskopik veya robotik cerrahiyle kapalı olarak yapılabilir.

  • Ekzanterasyon: İlerlemiş kanserde veya önceki tedaviyi takiben lokalize tekrarlamış kanser olgularında uzak organlara yayılım olmamış ise oldukça radikal bir ameliyat olan ekzanterasyon önerilebilir. Bu ameliyat eğer daha önce çıkarılmamış ise rahim, rahim ağzı, lenf düğümleri ve olasılıkla mesane, vajina, rektum ve kolonun bir kısmının alınmasını içerir. Genellikle ilk tedavide radyoterapi alıp sonradan bu bölgede tekrarlamış hastalıkta yapılması gereken bağırsakların ve idrar yolunun karın ön duvarına ağızlaştırıldığı bu geniş ameliyattır.


2- RADYOTERAPİ

  • External Radyoterapi: Genellikle rahim ağzı kanseri ilerlemiş ise birincil tedavi olarak radyoterapi tercih edilir. Bazı durumlarda bu tedaviye kemoterapi de eklenir. Radyoterapi 5 hafta kadar süren hastanın kısa sürelerle hastaneye gelip ışın tedavisi alması şeklinde olur. Bazen erken evrelerde de hastanın genel durumu cerrahi tedavi için uygun değilse ilk tercih olarak radyoterapi seçilebilir.

  • Brakiterapi: Brakiterapi, vajinal yolla rahimağzına uygulanan radyoterapidir.


3- KEMOTERAPİ

Kemoterapide kanserli hücreleri yok etmek için damardan veya ağız yoluyla anti-kanser ilaçlar verilir. Kanser uzak organlara yayıldığında veya ilk tedaviden sonra nüksettiğinde yüksek dozlarda kemoterapi uygulanır.


KORUNMA

  • HPV Aşısı: Rahim ağzı kanserinin yüzde 99 nedeni Human papilloma virüstür (HPV). 2005 yılından beri HPV aşısı rahim ağzı kanseri ve diğer HPV ile ilgisi olan kanserlerin ve kanser öncesi lezyonları önlenmesi için kullanılmaktadır. Güncel HPV aşılarında 9 adet yüksek riskli HPV tipine karşı koruyuculuk vardır. Bu aşının koruyuculuğu tüm rahim ağzı kanserinin yüzde 93’ünü kapsamaktadır. Ayrıca siğil oluşumundan da yüzde 90 korumaktadır. Aşının özellikle genç kız veya erkeklere, daha hiç HPV ile karşılaşmadan yapılması önerilir ve böylece aşıdan yüzde 100 yararlanmaları sağlanabilir.

  • Primer Korunma: HPV Aşısı

  • Sekonder korunma: Pap-smear veya HPV testi.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page