top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 30 Kas 2022
  • 5 dakikada okunur
Ev kiralarının aşırı artışı, öğrencileri ve velileri ekonomik seçenek arayışlarına yönlendirdi. Birkaç öğrencinin birleşip ev kiralaması bir seçenek olsa da en ekonomik ve kullanışlı seçenek olarak öğrenci yurtları ilk sırada yer alıyor. Öğrencilerimizin barınma sorunları, beraberinde getireceği birçok sağlık sorunu nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya başladı.


Eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte üniversite öğrencilerinin barınma sorunları yeniden ortaya çıktı. Son dönemde artan enflasyonla birlikte ev kiralarının aşırı artışı, öğrencileri ve velileri ekonomik seçenek arayışlarına yönlendirdi. Birkaç öğrencinin birleşip ev kiralaması bir seçenek olsa da en ekonomik ve kullanışlı seçenek olarak öğrenci yurtları ilk sırada yer alıyor. Öğrenci yurtlarının yetersizliği de son günlerde sıkça konuşulmaya başlandı. Öğrencilerimizin barınma sorunları, beraberinde getireceği birçok sağlık sorunu nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya başladı.


Ülkemizde üniversite öğrencileri ve barınma ihtiyaçları ile ilgili son duruma bir bakalım. Türkiye’de 2021-2022 eğitim öğretim yılında toplam 7 milyon 829 bin 148 ön lisans ve lisans öğrencisi bulunuyor. Bunların 3 milyon 513 bin 4’ü açıköğretim programlarına kayıtlı olduğu için devam zorunluluğu olan öğrenci sayısının 4 milyon 316 bin 144 olduğunu söyleyebiliriz.


Yurt imkânlarına baktığımız zaman 2020-2021 eğitim öğretim döneminde Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı 773 yurtta 695 bin 834 öğrenci kapasitesi bulunuyor. Aynı yıl verilerine göre özel öğrenci yurt sayısı 1.855 ve öğrenci kapasitesi 174 bin 924.


Danimarka, Hollanda, İsveç gibi birçok Avrupa ülkesinde üniversite öğrencilerinin yurtlardan yararlanma oranı yüzde 30 civarında. Bu durumda, ülkemizde yaklaşık 1 milyon 300 bin öğrenci kapasiteli yurt ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. 2021 yılı verilerine göre hâlen ülkemizde 870 bin civarında öğrencimize barınma imkânı sunabiliyoruz. Yaklaşık 430 bin yani mevcut kapasitenin yüzde 50’si kadar daha yurt ihtiyacımız var. Yapılacak yeni yurtların inşası öncesinde yurtların fiziki koşulları ile diğer özelliklerini gözden geçirmenin yapılacak yatırımların verimliliğini olumlu etkileyeceğini düşünüyorum.



Ayrıca, öğrencilerimize sadece yatıp kalkacakları mekânlar yerine, her açıdan uyum sağlayıp değerlendirecekleri bir yaşam alanı sunmanın önemini de vurgulamak zorundayız. Öğrencilerin kaliteli bir yaşam sürerek iyi bir eğitim almaları önceliğimiz olmalıdır. Türkiye’de öğrenci yurtlarının mevzuatımızla belirlenen bazı özelliklerini vurgulamak gerekirse;


  • Binalarda yangın ve depreme yönelik önlemler konusunda ilgili mevzuat hükümlerine uygun önlemler alınır.

  • Yurtlara giriş çıkışlarda elektronik kayıt sistemi uygulanır.

  • İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı hükümleri yerine getirilir.

  • Kişi başı en az 12 metreküp hava hacmi olan yatakhane bulunmalıdır.

  • 8 öğrenci için bir duş, lavabo ve tuvalet bulunmalıdır.

  • Odalarda en fazla 6 öğrenci barınabilir.

  • Sabah kahvaltısı hizmeti verilmesi zorunludur.

  • Binalarda en az yılda 2 kez böcek ve haşerelere karşı ilaçlama yapılır.

  • Temiz içme ve kullanma suyu ile yedek su deposu bulunur.

  • Sağlık ve güvenlik şartlarına uygun nitelikte aydınlatma ve ısıtma sistemi bulunur.

  • En az 2 hasta kabul edilebilir nitelikte revir bulunur.

  • Özürlü öğrenciler için uygun tuvalet, rampa veya asansör bulunur.



2018 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından, “Hizmetlerde süreklilik ve etkinliği sağlamak, öğrencilerin yaşam kalitesini arttırmak ve öğrenci memnuniyetini yükseltmek” amacıyla Yurt Hizmet Kalite Standartları Uygulama Rehberi yayınlandı. Bu rehbere göre;


  • Yurtlarda bulunan asansör, jeneratör, telefon santrali, fotokopi ve diğer tüm cihazların özelliklerine uygun periyotlarda bakım ve onarımlarının yapılması

  • Yurtlarda öğrencilerin ders çalışabilmelerine olanak sağlayıcı fiziksel alanlar oluşturulmalıdır. o Ders çalışma alanları öğrenci odaları içerisinde ve/veya yurdun imkânlarıyla orantılı şekilde her blokta en az 1 adet ders çalışma salonu şeklinde düzenlenmelidir.

  • Her bloğun zemin katında engelli öğrencilerin kullanımına uygun şekilde düzenlenmiş, içerisinde tuvalet, duş ve lavabosu bulunan oda tahsis edilmelidir. (İkişer kişilik)

  • Yurt müdürlüklerinde, yurdun fiziki konumu ve şartlarına uygun olarak yeteri kadar dış yüzü beyaz, üzerinde kırmızı ay işareti olan ecza dolabı bulunmalıdır.

  • Çölyak, diyabet vb. hastalığı olan öğrencilere istekleri hâlinde, lokanta ve kantin işletmelerinden uygun yemek çıkartılması sağlanır.

  • Solunum rahatsızlığı olan öğrenciler, daha az öğrencinin barındığı odalara yerleştirilir ya da başka bir yurda nakli yapılır.


Bunların dışında beslenme, eğitim ve güvenlikle ilgili standartlar da rehberde yer almaktadır. Bu tür mevzuat ya da standartların düzenlenmesi gerekiyor ve önemli tespitler yapılmış durumda. Ancak uygulamada bu kuralların ne kadar uygulandığı, öğrencinin yaşam kalitesine nasıl yansıdığı gözden kaçırılmamalı.



Kamuya bağlı yurtlar açısından oluşan bu durum mevzuatta özel yurtlar için de geçerlidir. Ülkemizde kamu veya özel yurtların güncel durumu hakkında bir gözlem yapılamadı. Ancak öğrencilerimizin hem eğitimdeki başarısını hem de fiziksel ve ruhsal sağlıklarını etkileyebilecek süreçler içeren yurt sorununun dikkatle izlenmesi gerektiği bilinmelidir.


Eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte üniversite öğrencilerinin barınma sorunları yeniden ortaya çıktı. Son dönemde artan enflasyonla birlikte ev kiralarının aşırı artışı, öğrencileri ve velileri ekonomik seçenek arayışlarına yönlendirdi. Birkaç öğrencinin birleşip ev kiralaması bir seçenek olsa da en ekonomik ve kullanışlı seçenek olarak öğrenci yurtları ilk sırada yer alıyor. Öğrenci yurtlarının yetersizliği de son günlerde sıkça konuşulmaya başlandı. Öğrencilerimizin barınma sorunları, beraberinde getireceği birçok sağlık sorunu nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya başladı.


Ülkemizde üniversite öğrencileri ve barınma ihtiyaçları ile ilgili son duruma bir bakalım. Türkiye’de 2021-2022 eğitim öğretim yılında toplam 7 milyon 829 bin 148 ön lisans ve lisans öğrencisi bulunuyor. Bunların 3 milyon 513 bin 4’ü açıköğretim programlarına kayıtlı olduğu için devam zorunluluğu olan öğrenci sayısının 4 milyon 316 bin 144 olduğunu söyleyebiliriz.


Yurt imkânlarına baktığımız zaman 2020-2021 eğitim öğretim döneminde Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı 773 yurtta 695 bin 834 öğrenci kapasitesi bulunuyor. Aynı yıl verilerine göre özel öğrenci yurt sayısı 1.855 ve öğrenci kapasitesi 174 bin 924.



Danimarka, Hollanda, İsveç gibi birçok Avrupa ülkesinde üniversite öğrencilerinin yurtlardan yararlanma oranı yüzde 30 civarında. Bu durumda, ülkemizde yaklaşık 1 milyon 300 bin öğrenci kapasiteli yurt ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. 2021 yılı verilerine göre hâlen ülkemizde 870 bin civarında öğrencimize barınma imkânı sunabiliyoruz. Yaklaşık 430 bin yani mevcut kapasitenin yüzde 50’si kadar daha yurt ihtiyacımız var. Yapılacak yeni yurtların inşası öncesinde yurtların fiziki koşulları ile diğer özelliklerini gözden geçirmenin yapılacak yatırımların verimliliğini olumlu etkileyeceğini düşünüyorum. Uzun yıllar sağlıklı bir şekilde kullanılması açısından önemlidir.


  • Su depoları yılda iki defa (ara yıl ve yaz tatillerinde) boşaltılarak dezenfekte edilir ve kayıt altına alınır.

  • Suyun şehir şebekesi dışında herhangi bir yerden temini hâlinde en geç ayda bir kez su numunesi alınır ve analiz yaptırılarak kayıtları tutulur.

  • Atıklar düzenli periyotlarda toplanır ve taşınır. Atıklar teslimine kadar, geçici depolama alanlarında muhafaza edilir.

  • Öğrenci odaları planlanırken öğrencilerin rahat kullanımı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla öncelikle her bir öğrencinin yaşam alanı asgari 10 metrekare ve her odada 3 veya 4’er kişi kalacak şekilde planlama yapılmalıdır. Banyo ve tuvalet oda içerisinde yer almalıdır.

  • Öğrencilerin odalarında giyinme alanı ve ders çalışabilmeleri amacıyla odada barınan öğrenci sayısı kadar çalışma masası bulunmalıdır.


Burada bazı önerilerle konuya farklı açılardan bakmamız gerekebilir. Örneğin;


  • Yurtların kontrol ve denetimi öğrencilerin geri bildirimleri ve bağımsız denetim kuruluşlarının raporlarının birleşiminden oluşan bir sistemle sağlanabilir,

  • Teknolojik gelişim ve eğitimin dijitalleşmesini düşünerek yurtların elektronik imkânları güçlendirilmeli, özellikle internet kapasiteleri geliştirilebilir,

  • Öğrencilerimizin sosyal gelişimlerine katkı yapacak organizasyonlar özendirilebilir, bu konuda engelleyici değil özendirici olunabilir,

  • Hizmet içi eğitim benzeri faaliyetler geliştirilerek öğrencilere verilecek eğitimler (sosyal konular, sağlığı geliştirme programları, stresle baş etme vb.) özendirilerek oluşturulan puanlama sistemiyle yurt ücretlerinde indirimler yapılabilir,

  • Birçok sivil toplum kuruluşunun sosyal yardım olarak, öğrencilere verdiği nakdi bursların bir kısmı yurt yatırımına dönüştürülerek ihtiyaç sahibi öğrencilerin bir kısmına yurt sağlanabilir.


Gençler ve öğrenciler arasında intihar eğiliminin arttığı, bulaşıcı hastalıkların dünyamızı kasıp kavurduğu, birçok bağımlılık türünün giderek yaygınlaştığı, mental sorunların arttığı bugünlerde hem gençlerimizin sağlığını korumak, hem başarılı bir eğitim dönemi geçirmelerini sağlamak hem de yaşam kalitelerini arttırmak için öğrencilerimizin barınma ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak zorundayız.


Her bir öğrencinin eğitimi ülkemiz için büyük önem taşıyor. Üniversitelerimizde görev yapan eğitim ordumuz kadar toplum olarak öğrencilerimizin ihtiyaçlarını en uygun şekilde karşılamak da geleceğimize katkı sağlayacaktır. Unutmayalım ki eğitim bir ekip işidir. Aileden başlayarak devam eden bu süreçte öğrenciyi okula taşıyan servis vb. araçlarının, üniversitelerimizdeki sosyal, spor ve rekreasyon alanlarının, yemekhanelerin, yurtların önemi de yadsınamaz.


Yaşam kalitesi, öğrencilerimiz için tüm boyutları ile değerlendirilerek en üst düzeyde nitelikli hizmet almaları sağlanmalıdır.

  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 6 Eyl 2022
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Eyl 2022

Şiddet; bir toplumun eğitim, iletişim becerileri, gelir düzeyi, insani ve ahlaki değerleri ile yönetim biçimi ve hukuk sistemiyle doğrudan ilişkili bir sorundur. Bu sorunlardan bir veya birkaçının varlığı farklı boyutlarda ve türlerde şiddetin yaşanmasına neden olur. Tümünün bir arada olması ise çözümü giderek zorlaşan boyut ve türlerde şiddetle karşılaşmamızı sağlar. Şiddete yol açan unsurların her birini bu yazıda geniş olarak ele almamız imkânsız olsa da eğitim düzeyinin, temel sorunların çözümü için uzun yıllar sonrasını hedefleyerek derhal müdahale edilmesi çok önemlidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet üzerinden değerlendirme yaparsak, şiddetin taraflarını sağlık çalışanları ve hasta/hasta yakınları olarak tanımlayabiliriz.


Öncelikle şiddet olayında, şiddeti uygulayan ve şiddete maruz kalan tarafların niteliklerine kısaca göz atmak faydalı olacaktır. Hekimler, hasta ile en fazla iletişim kuran sağlık çalışanları arasındadır. Ayrıca yetkinlik ve sorumluluk açısından da en çok şiddete sebep gösterilen meslek grubudur. Hemşire, acil tıp teknisyeni vb. diğer sağlık meslek mensupları da etki altındadır. Yine sağlık yöneticileri, ambulans çalışanları ve şoförleri vb. bir şekilde şiddete maruz kalabilmektedir.


Şiddete maruz kalan tarafta hekim olmak nasıl bir şey kısaca bakalım. Başarılı ve istikbal vaad eden çocuklar ve aileleri çok prestijli ve kutsal olarak gördükleri bu mesleği kendilerine hedef olarak belirleyerek çok uzun ve yorucu bir yolculuğa başlarlar. Başarı için gerekli eğitim hayatına ait disiplinle yaşıtları ile aynı şartlarda büyümeden çocukluklarını, ergenlik ve gençlik dönemlerini çok yorucu ve stresli şekilde geçirirler. Elde ettikleri başarı aşaması hayatlarının hiçbir döneminde ulaşılması gereken nihai bir hedef olmaz. İlköğretim, lise, üniversite, uzmanlık, yan dal uzmanlık, üst uzmanlıklar, akademik çalışmalar ve unvanlar yaşam boyu hedefleri olur. Çoğu hekim, kamu hizmeti olan sağlık hizmetlerinde görevlerini yerine getirirken belki de bir sonraki hedeflerine gece gündüz çalışmaya devam ederler. Gün boyu çalışıp mesai bitiminde nöbete giren, sabah nöbet bitiminde yine mesaiye devam eden asistanlıkla başlayan mesleki sürecin bir döneminde ertesi sabah yine mesai ve nöbete gelmek de var. Üstelik ekonomik karşılığını alamadıkları insan üstü bir çaba harcayarak. Bir hekimin eğitim hayatının ortalama 18–30 yıl arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Uzun süren eğitim hayatı sayesinde hekimlik becerisi yanında çoğu hekimin farklı alanlarda becerileri gelişmiştir. Entelektüel insanlar olarak yaşamlarını sürdürürler. Hani derler ya “Tıp Fakültesi’nden sadece hekim değil her türlü becerisi gelişmiş insanlar çıkar“ diye. Bu yorucu tempoda onların da dayanma sınırlarının zorlanmış olabileceğini, empati yeteneklerinin bazen kısıtlanmış olabileceğini tabii ki göz ardı etmiyoruz. Ama hekimlik aynı zamanda güçlü iletişim becerisi ve empati yeteneği de gerektirir.



Şiddete maruz kalan diğer sağlık çalışanları da hekimler kadar yoğun teorik eğitimler almasa bile kendi alanlarında çok yoğun beceri eğitimi almaktadırlar. Gözleri kapalı damara giren, sonda takabilen, acil müdahaleler yapabilen, bazı durumlarda hekim kadar güçlü becerilere sahip sağlık çalışanları, nitelikli bir eğitimin ardından meslek hayatlarına başlayıp en son pandemi döneminde görüldüğü gibi insan üstü çabalarla topluma hizmet etmektedirler.



Şiddeti uygulayan tarafa bakınca ise hastalar veya hasta yakınları ile karşılaşıyoruz. Eğitim-Sen’in Ülkemizde ortalama eğitim düzeyi 2019–2020 yılı raporuna göre Türkiye’de kişi başına ortalama eğitim süresi 9 yıl olarak belirtildi. Bir tarafta ortalaması 9 yıl olan eğitime sahip bir kitle, diğer tarafta yaşamı ortalama 24 yıl eğitimle geçen hekimler veya sağlık çalışanları.



Eğitim insanımıza; dinleme, anlama, yorum yapma, empati kurma, problem çözme, karşısındaki insana saygı gösterme, büyüklerine saygı, küçüklerine sevgi hisleri duyma, doğayı ve hayvanları sevme, doğru iletişim kurma gibi pek çok özellik kazandırır. Yeterli süre ve nitelikli eğitim veremediğimiz insanımızdan bu özelliklere sahip olmasını bekleyemeyiz. Ama bir toplumun huzur ve refahı için gerekli olan eğitim düzeyinin yükselmesi ihtiyacı, bilim ve teknoloji, kalkınma, sanayileşme gibi birçok alanda geri kalmamıza yol açarken şiddet gibi toplumsal sorunları da beraberinde getiriyor. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları incelendiği zaman, birçok olayda da kitlesel şiddet olaylarına şahit oluyoruz. Bu şekilde şiddet olayları da genellikle toplumsal sorunların dışa vurumu olarak yaşanıyor. Futbol maçlarında yaşanan şiddete benzer tarzda kitleler hâlinde hastane basmalar, hekim ya da sağlık çalışanı dövmeler son zamanlarda sıkça yaşanıyor. Bu tür olaylar da tabii ki eğitim eksikliği yanında belki de başka sorunlarını açığa vuramayan kitlelerin bu yolla kendilerine deşarj olma arayışlarından kaynaklanıyor.



Gelir düzeyi açısından konuyu incelediğimizde, ben bugüne kadar yüksek gelir düzeyli kişiler tarafından sağlık çalışanlarına yönelik bir şiddet olayına rastlamadım. İstisnalar kaideyi bozmaz, belki vardır ama buradaki kastımız kişinin gelir düzeyi değil tabii. Ülkelerin milli geliri arttıkça eğitim, hukuk, kalkınma gibi birçok parametrede gelişme olur.


  • Zenginleşen ülkelerin sağlık sistemleri, insan hakları, adalet vb. birçok sorunu düşük gelirli ülkelere göre çözülmüş olacaktır.

  • Zenginleşme, toplumsal yaşamda çeşitlilikle beraber şiddete yol açan unsurları da çözecektir.

  • İnsanların adalete güvenmesi, adaletten korkması suça olan eğilimi azaltacaktır. Öncelikle şiddetin her türlüsünün bir hak değil suç olduğunu anlamalarını sağlayacaktır.

  • Sonuç olarak; ülkemizde başta sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet olmak üzere, şiddetin her türlüsünü önlemenin temel yolu eğitim, adalet, yönetim gibi temel alanlarda yapılması gerekenleri bir an önce hayata geçirmektir. Hepsi birbiri ile doğrudan ilişkili bu alanlar arasında en zor olanı da eğitimdir.


Bugün yapılacak kalıcı, kapsamlı ve nitelikli eğitim sisteminin sonuçlarını en az 30 yıl sonra alabileceğimizi düşünürsek, işimizin zorluğunu daha iyi anlarız. Başta insan sevgisi olmak üzere sevginin her türlüsünün hakim olduğu günleri görmek dileğiyle.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page