top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 21 May 2022
  • 3 dakikada okunur

Hızla değişen dünya ve gelişen teknoloji hayatımıza hâkim oldu ve bizi yönetmeye başladı. İletişim ve bilgi aktarımı ya da paylaşımı konusundaki davranışlarımız yaşam tarzımızı da etkiliyor. Hayatımıza bu kadar hâkim olan bu değişim ve teknolojik gelişmeyi tetikleyen en önemli unsur ise tabii ki internet. Teknolojiyi kullanarak internet aracılığı ile yaşamımızdaki tüm alanları değiştirdik. İnternet sayesinde elektronik cihazlarımızı evde yokken bile çalıştırıp kullanabilir hâle geldik. Robotları veya benzeri makinaları yanında olmadan istediğimiz komutlarla yönetebiliriyoruz. Televizyon ya da radyolar artık internet üzerinden yayın yapabiliyor. Bu sayede ev yaşamımızın yanısıra iş hayatımız da oldukça kolaylaştı.



Yaşamımıza giren bu kolaylıklar kolaylık beraberinde iletişim konusunda da çok büyük farklılıklar getirdi. İnsanlar artık eskisi kadar gazete almıyor, okumuyor. Kitaplar, e-kitap formatında dijital ortamlarda okunurken bir anda sesli olarak hayatımıza girdi. Sosyal medya, dünyanın herhangi bir yerindeki bir olayı saniyeler içerisinde tüm dünyaya yayıyor. Mektup, telgraf vb. iletişim araçları nostaljik ürünler olarak tarihin sayfalarında yerini aldı. İnsanlar artık birbirlerine davetiye bile göndermeye gerek duymaz oldu. Anında davetiyenin görselini karşı tarafa iletilebiliyor. Telefon hatları ile ulaşılamayan görüşmeler internet üzerinden konuşma ücreti ödemeksizin yapılabiliyor.

Teknolojinin getirdiği tüm bu enstrümanlar hayatımızı kolaylaştırdı ve artık bunlar olmadan yaşayacağımız bir dünyayı hayal bile edemiyoruz. Elektrik olmayınca nasıl ki yaşamımız çekilmez bir hâle geliyorsa, internet olmayınca da bir yanımız hep eksik kalır. Ancak bu kolaylıklara o kadar bağlandık ki artık onlarsız yapamıyoruz. Daha da ileri giderek abartıyor ve tüm zamanımızı internet ile bütünleştiriyoruz. Bu durum toplumun büyük bölümünde giderek bağımlılığa dönüşüyor.


İlk bakışta sigara, alkol vb. bağımlılık türleri ile karşılaştırılınca daha masum bir bağımlılık gibi görülse de uzun dönemde çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.


“İnternet bağımlılığı” ya da “patolojik internet kullanımı”, genel olarak internetin aşırı kullanılması isteğinin önüne geçilememesi, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında aşırı sinirlilik hâli, saldırgan olması ve kişinin iş, sosyal ve aile hayatının giderek bozulması olarak tanımlanabilir. İnternet bağımlılığının toplumdaki yaygınlığı ise yüzde 6 ile yüzde 14 arasında saptanmış. İnternet bağımlılığının 5 özel tipi var.



  1. Siber İlişki Bağımlılığı: Facebook gibi sitelerde online ilişkilerle aşırı ilgili olmaktır.

  2. Net Kompulsiyonları: Obsesif online kumar, alışveriş, günlük ticaret bağımlılığıdır.

  3. Enformasyonla Aşırı Yüklenme: Kompulsif şekilde internet sörfü ya da veri araştırması yapmaktır.

  4. Siber Seksüel Bağımlılık: Siberseks ve siberporn internet sitelerinin kompulsif kullanımıdır.

  5. Bilgisayar Bağımlılığı: Obsesif şekilde bilgisayar oyunları oynamaktır.


İnternetin aşırı kullanımı günden güne daha da artış gösteriyorsa, bu isteğin önüne geçilemiyorsa, internete bağlı olmadan geçirilen zaman önemini yitiriyorsa, yoksun kalındığında sıkıntı, huzursuzluk, saldırganlık ortaya çıkıyorsa, günlük işlevler, sosyal hayat, okul ve aile hayatı giderek bozuluyorsa, haftada 40–80 saate varan kullanım durumlarında internet bağımlılığından söz edebiliriz.


İnternet bağımlılığının fiziksel belirtileri ise gece geç saatlere kadar internet başında kalınması nedeniyle uyku döngüsünde bozulma, bu esnada aşırı kahve, kolalı içecekler tüketme ile ilişkili sorunlar, fiziksel aktivitenin giderek azalmasına bağlı obesite, sırt ağrısı ve postür bozukluklarıdır.



Bunların yanında psikolojik belirtiler de dikkat çekmektedir. İnternet kullanımını azaltmaya yönelik başarısız girişimler vardır. Başkalarına internette kalma süresi ilgili yalan söylerler. Aile, okul ve arkadaşlarla ilişkilerde zayıflama ve başarısızlık ortaya çıkar. Yalnızlık, mutsuzluk, içe kapanma, gerçeklerden uzaklaşma durumu intihar girişimine kadar varabilir.

Toplu ulaşım ortamlarında, kafe, restaurant vb. çeşitli sosyalleşme alanlarında kendi kendine gülen, eğlenen, sürekli gözü telefonunda olan insanlar görmek artık hepimiz için normal olmaya başladı. Başkalarıyla iletişim kurma ihtiyacını da azaltan internet bağımlılığı, bireyleri içine kapanık, mutluluk ve üzüntüyü kendi kendine yaşayan insanlara dönüştürürken kitap okuma, sinema, tiyatro, konser vb. etkinliklere katılmaya, arkadaş veya aile bireyleriyle iletişime olan ihtiyacı azaltmaktadır.


Giderek yalnızlaşan, çoğunlukla daha genç yaşlarda bir nesil bizi bekliyor. Bu neslin karşılaşacağı fiziksel ve çoğunlukla ruhsal sorunlarla baş etme ihtiyacı, gelecekte sağlık sistemlerinin hizmet önceliklerinin belirlenmesinde etkili olacaktır.

Geliştikçe yaşlı nüfusun artması ve buna bağlı yaşlı sağlığı sorunları ile boğuşacağımızı planlayan sağlık yöneticileri, yine gelişmeye paralel teknolojik dönüşümün en önemli sonucu olarak internet bağımlığına da çözüm bulmaya çalışacaktır.


Kaynaklar:

  • Griffiths MD. İnternet Addiction, Time to be taken seriously? Addiction Research.

  • Scherer K. College life on-line: Healthy and unhealthy internet use. Journal of College Student Development.

  • Young K. Psychologyof computer use: XL. Addictive use of the internet.

  • Alyanak B. İnternet Bağımlılığı, Klinik Tıp Pediatri Dergisi, Cilt 8, Sayı 5, 2016


  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 12 May 2022
  • 4 dakikada okunur

Adneksiyel kitleler denilince over ve tüplerden kaynaklanan patolojilere bağlı olarak gelişen kitleler anlaşılmaktadır. Ancak bu bölgede meydana gelen kitleler uterus (myoma uteri, çift uterus), barsak (divertikülit, apendisit, tümörler) veya üriner sistem (glob vezikale, pelvik böbrek) kaynaklı da olabilir. Adneksiyel kitleler en sık over (yumurtalık) kaynaklıdır. Overden kaynaklı kitleler fizyolojik, tümöral ve tümöral olmayan olarak sınıflandırılabilir. Overden kaynaklı kitlelerin 2/3’ü üreme çağında saptanmaktadır ve yaklaşık yüzde 80-90’ı iyi huyludur. Benign (iyi huylu) patolojiler arasında en sık izleneni fonksiyonel (hormonal) kistlerdir.


Over (Yumurtalık) Kaynaklı Kitleler

A- Fonksiyonel (Hormonal) Kistler: Her menstrüel dönemin ortasında foliküllerden birisi yumurtlamak için 2-3 cm boyutlara büyür ve içindeki yumurta atılır. Daha sonra bu folikül kisti form değiştirerek bir sonraki adet kanamasına kadar küçülür ve kaybolur. Bazen bu hormonal kistler kaybolmayabilir veya büyümeye devam edebilir. Bu sonraki adetin gecikmesine yolaçabilir. Bu kistler zararsızdır ve 2-3 ay içinde kendiliğinden kaybolur.

  • Folikül Kistleri

  • Korpus Luteum Kisti

  • Korpus Hemorajikum

B- Neoplastik (Tümöral) Kitleler: Bu kitleler, iyi huylu veya kötü huylu olabilir. İçi sıvı dolu olabilir veya olamayabilir. Bunlar kendiliğinden kaybolmazlar. Bunların iyi veya kötü huylu olduklarını anlamak için; tanı amaçlı ve tedavi için çıkartılması gerekir.


Benign (İyi Huylu) Kitleler:

  • Matür Kistik Teratom

  • Seröz veya Müsinöz Kistadenom


Malign (Kötü Huylu) Kitleler:

  • Epitelyal Over Kanserleri

  • Germ Hücreli Over Tümörleri

  • Seks-Stromal Tümörler

  • Metastatik Tümörler

  • Borderline Over Tümörleri

C- Endometriomalar:

Bu kistler, endometriozis hastalığının yumurtalıkta ortaya çıkması sonucu gelişirler. Yumurtalık dokusuna hasar verirler. Bazen hiç belirti vermeyebilirler. Yaşam boyu over kanserine yakalanma riski 1/50-70’dir. Over kanserleri, kadın genital kanserleri arasında en ölümcül olanıdır ve erken teşhis yaşamsal rol oynamaktadır. Bu nedenle ovaryan kitlelerin hepsinde, ayrıntılı bir değerlendirme ile kötü huylu olup olmadığı ayırt edilmelidir. Premenopozal olgularda ovarian tümörlerin kötü huylu olma olasılığı genel olarak yüzde 3-7 iken, bu oran menopozadan sonra yüzde 8-45 arasındadır. Hastanın ilk de-ğerlendirmesinde kanser düşünülmeyen olgula-rın sonradan kanser çıkma ihtimali oldukça düşüktür.



Yumurtalık Kist ve Kitlelerin Değerlendirilmesi

Kitlelerin değerlendirilmesinde en önemli konu iyi huylu-kötü huylu ayırımını yapmaktır. Detaylı ve iyi yapılmış bir değerlendirme ile kitlenin ön tanısı elde edilir ve tedavi planlanır. Hastanın menopozal durumu, şikayetleri, yaşı, aile hikâyesi, klinik muayenesi, ve Ca-125 gibi over kanseri için belirteç olarak kabul edilen markerlar ve en önemlisi USG bulguları göz önünde bulundurulmalıdır. Preoperatif olarak, yüzde 100 duyarlılık ile maligniteyi tesbit etmek mümkün değildir ve şüpheli kitlelerin sıklıkla cerrahi olarak değerlendirilmesi gerekir. Kist ve kitlelerin iyi değerlendirilmesi, hem kendiliğinden kaybolan fonksiyonel kistlerin gereksiz ameliyatlarını önler, hem de kötü huylu olan kitlelerin doğru uzmanlar tarafından uygun şekilde yapılmasını sağlar.


Tanı Konulması

1- Fizik muayene

  • Büyük veya ele gelen kitle

  • Fikse ve düzensiz kitle

  • Asit

2- Ultrasonografi

2 boyutlu USG ile dermoidler, endometriomalar, hemorajik kistler, kistadenomlar ve fonksiyonel over kist-leri büyük oranda doğru teşhis edilirler. Eğer ultrasonda kitlenin boyutu 10 cm den büyük, duvarı kalınlaşmış, içinde septalar ile ayrılmış çok sayıda boşluk varsa, kistin içinde solid alanlar ve papiller çıkıntılar varsa kitle kötü huylu olabilir. Bu nedenle, diğer tetkiklerle desteklenip gerekirse patoloji tanısı için ameliyat kararı verilebilir. Over kitlelerinin malign-benign ayrımında 2 boyutlu TV-USG’nin yanında TV-USG-Doppler de kullanılabilir. Malign ovarian kitlelerde neovaskülarizasyon benign kitlelere göre daha fazladır. Malign tümörler genellikle ince duvarlı damarlar ve arteriovenöz şantlar içermektedir. Bu damarlarda düşük direnç ve yüksek diastolik kan akımlarının Doppler ile tespit edilmesi ile malign-benign ayrımı yapılabilir.


3- Tümör Belirteçleri

Ca 125 düzeyi, ilerlemiş over kanserlerinde yüzde 80 yükselir. Erken evre over kanserlerinin yarısında Ca 125 düzeyi normal (35 iu/ml’nin altında) olabilir. Ca 125 düzeyi benign KC hastalıkları, pankreatit, menstrüasyon, uterin fibroidler, PID, endometriozis gibi benign durumlarda da artabilir. Bu nedenle menopoz öncesi dönemde Ca 125 yüksekliği her zaman kötü huylu bir tümör göstergesi değildir. Menopoz sonrası dönemde Ca 125 yüksekliği, Ca 125’in yükseldiği iyi huylu durumlar olmadığı için daha anlamlıdır. Postmenopozal dönemde over kitlelerinin varlığında CA 125 yükselmiş ise kitlelerin kötü huylu (malign) olma ihtimali daha yüksektir. Ca 125 testleri, rutin check-up programlarında tarama testi olarak kullanılmamalıdır. Kanser olmayan durumlarda da yüksek olabildiği için hastalarda gereksiz endişeye yolaçabilir.


Tedavi Süreci

Prof. Dr. METE GÜNGÖR | Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi,  Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı
Prof. Dr. METE GÜNGÖR | Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı

1- Bekle-Gör:

Eğer kistler basit, küçük görünümlü ise şikayet yoksa 2-3 ayda kaybolur. Bu nedenle kanser şüphesi olmayan kistler bir süre takip edilir ancak kaybolmuyorsa o zaman patolojik değerlendirme için kist veya kitlenin ameliyatla çıkartılıp değerlendirilmesi gerekir


2- İlaç Tedavisi:

Doğum kontrol hapları hormonal kistlerin yaratmış olduğu adet düzensizliklerini düzene sokar ve kistlerin kaybolmasını hızlandırır. Aynı zamanda yeni hormonal kistlerin ortaya çıkmasını önler. Ancak hormonal olmayan, tümöral kistlerin yok olmasını sağlamaz.


3- Cerrahi Tedavi:

Over kaynaklı kitlelerin malign–benign ayırımında yüzde 100 duyarlı herhangi bir test yoktur. Bu nedenle şüpheli adneksiyel kitlelerde primer yaklaşım cerrahi incelemedir. Preoperatif değerlendirmede malignite tanısında pozitif sonuçlar nedeniyle çoğu benign kitleler gereksiz yere laparotomi ile değerlendirildiği, malign kitlelerin bir kısmınında yanlış olarak transvers kesi ile değerlendirildiği ve tedavi edildiği görülmektedir. Bu nedenle, şüpheli adneksiyel kitleler öncelikle laparoskopi ile intraoperatif olarak değerlendirilmelidir. Klinik olarak aşikâr malignitesi olan kitleler (asit varlığı, omental cake) median kesi ile laparotomiyle tedavi ve değerlendirme yapılmalıdır. Eğer kistler büyükse, ağrı yapıyorsa, görüntüsü şüpheli ise hormonal kist olduğu düşünülüp 2-3 aylık takipte kaybolmamış ise çıkartılması gerekir. Bazılarında sadece kist (kistektomi) çıkartılır, bazılarında ise kist veya kitle yumurtalıkla birlikte (ooforektomi) çıkartılır. Eğer kistin değerlendirmesinde kanser olma ihtimali yüksekse, menopoz sonrası görülen bir şüpheli kitle ise veya beklenmedik bir şekilde ameliyatta kanser olduğu öğrenilirse hasta bir jinekolojik onkoloğa refere edilmelidir.


Laparoskopik Cerrahi:

Yumurtalık kistleri mutlaka laparoskopik olarak ameliyat edilmelidir. Bu yöntemle kist veya kitlenin operasyon esnasında ikinci bir değerlendirmesini yapmak mümkün olur. Aynı zamanda hasta iyi huylu bir tümör için gereksiz açık cerrahiye gitmemiş olur. Eğer kistin ameliyat öncesi ve ameliyat esnasındaki değerlendirmede iyi huylu bir tümör olduğu düşünülüyorsa, laparoskopik kistektomi yapılarak kist çıkartılır ve patolojiye gönderilir. Eğer ameliyat esnasında yapılan değerlendirmede kanser çıkabileceği düşünülüyorsa, yumurtalık kist ile birlikte (laparoskopik ooforektomi) patlatmadan çıkartılır ve ameliyat sırasında hızlı patolojiye (Frozen Section) gönderilir. Eğer sonuç iyi huylu gelirse ameliyata son verilir, kötü huylu gelirse laparoskopik veya açık cerrahiyle (midline kesi) rahmin, yumurtalıkların ve lenf bezlerinin çıkartıldığı standart kanser cerrahisi yapılır. Hastanın yaşı genç ise ve tümör sadece bir yumurtalıkta sınırlı ise diğer yumurtalık ve rahmin bırakıldığı doğurganlığı koruyucu ameliyat yapılır.



Komplikasyonlar

Over Torsiyonu:

Eğer kist 4-5 cm’den büyükse kendi etrafında dönebilir ve yumurtalığın kan akımı ve beslenmesi bozulur. Şiddetli ağrı, bulantı ve kusma olur.


Kist Rüptürü:

Kistlerin patlaması sırasında içindeki sıvı karın boşluğuna yayılır, eğer rüptür sırasında kanamada meydana gelirse şiddetli ağrı ve iç kanama olur. Kist ne kadar büyükse rüptür riskide o kadar fazladır. Cinsel ilişki gibi fiziksel aktiviteler bu ihtimali artırır. Kist rüptürü, ameliyat esnasında kanser olan bir kistte meydana gelirse kanserin yayılmasına yol açar. Bu nedenle kanser şüphesi olan kistlerin patlamadan çıkartılması gerekir.


  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 8 Nis 2022
  • 5 dakikada okunur

Vücudunuzun yepyeni bir beslenme düzenine geçtiği Ramazan ayında beslenmeye yeterli önem verilmediği takdirde bazı sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Oysaki kabızlık, baş ağrısı, kan şekeri dengesizlikleri, susuzluk, hazımsızlık, şişkinlik gibi sorunların hiçbirini yaşamadan Ramazan ayını keyifle, sağlıkla ve huzurla geçirmek mümkün.



Diyetisyen Sıla Saraç, Ramazan ayında daha sağlıklı ve enerjik hissetmek için önemli püf noktalarını şöyle sıraladı:


Diyetisyen Sıla Saraç

Sahura kalkmayı ihmal etmeyin

Çoğu insan oruç tutarken sahura kalkmayı ihmal etse de Ramazan ayını sorunsuz geçirmek isteyenler için aslında sahur büyük önem taşıyor. Sahurda öğün yapmadan tüm günü aç geçirmek sizi pek zorlamıyor olsa bile uzun saatler boyunca aç kalmak metabolik faaliyetlerde sorun yaşanmasına neden olabiliyor. Sahura kalkmak bu anlamda günlük tüketilmesi gereken sıvı miktarını tamamlayabilmek, metabolizmayı yavaşlatmamak ve bağışıklığı düşürmemek için kritik derecede önemli.

Sahurda uzun süre tok tutacak yiyecekleri tercih edin

Sahura kalkmak kadar nasıl beslenildiğine de dikkat etmek gerekiyor. Oruçlu olunan süre boyunca acıkmadan ve susamadan günü geçirebilmek için sahur öğününü iyi dengeleyebilmek bir hayli önem taşıyor. Sahuru kahvaltı ile benzer örüntüde geçirmek hem pratik hem de sağlıklı bir seçenek olarak öne çıkıyor. Uzun süre tokluk için yumurta ve peynir doğru seçenekler arasında. Fazla susamamak için tuzlu peynir ve zeytinden kaçınmak ise dikkat edilmesi gereken noktalar arasında bulunuyor. Kuruyemişler kavrulmamış ve tuzsuz olarak tercih edildiğinde sahur için doğru bir tercih oluyor. Yine hamur işi türündeki besinlerden kaçınmak, bunlar yerine tokluğu uzatacak ve susamaya sebebiyet vermeyecek tam tahıl ve hatta mümkünse ekşi maya ile yapılan ekmekleri tercih etmek önemli. Bu noktada ekşi mayanın tokluk süresinin iyice uzamasını sağlayan bir mucize olduğunu unutmamak gerekiyor.


Ramazan pidesine sahurda değil iftarda yer verin

Ramazan boyunca hiç Ramazan pidesi tüketmemek elbette haksızlık olur. Ancak beyaz undan yapılan ve kan şekerinde hızlı yükselme ve düşmeye sebep olabilecek bu besine sofralarda sahur yerine iftarda yer vermek çok daha doğru bir tercih olacaktır. Çünkü sahur sonrası uzun süre tok kalabilmek önemliyken iftarda böyle bir kaygınız olmaz. Bu nedenle ölçüyü aşmamak kaydıyla iftarda pide tüketebilirsiniz. Tabii ki bir avuç içi kadar pidenin bir dilim ekmeğe eş değer kaloride olduğunu hatırlatmakta fayda var.




İftar sonrası sindirim sorunu yaşamamak için bunlara dikkat!

Uzun süren açlık sonrası iftarda bir anda her şeyi yemek isteyebiliyor, besinleri alelacele tüketebiliyoruz ancak iftarda yavaş beslenmek daha sonra hazımsızlık sorunu yaşamamak ve baş ağrısı çekmemek için oldukça önemli. Orucu yüksek şekerli besinlerle veya hamur işiyle açmak yerine su, küçük bir hurma ve cevizle açmak, öğüne çorbayla başlayıp mümkünse 5-10 dakika kadar bekledikten sonra bir sonraki yemeğe geçmek bütün gün boş kalmış sindirim sistemi için daha sağlıklı bir başlangıç olacaktır. Aynı zamanda bu şekilde iftarda aşırıya kaçmanın ve mideye gereksiz yük bindirmenin de önüne geçilebilir. İftar sonrası hafif tempolu yürüyüş yapmak da yine sindirim sistemi ve metabolizmamız için bir hayli faydalı.


Kabızlık korkulu rüyanız olmasın

Ramazan ayında tüm beslenme düzeninin değişmesi sindirim sisteminde de birtakım sorunlara yol açabiliyor. Bunun önüne geçebilmek için sahurda da iftarda da salata ve zeytinyağlı sebzelere yer vermek, ara öğünde veya sahurda kuru meyve tüketmeyi tercih etmek, iftardan sahur bitimine kadar aralıklarla 2 litre su içmeye özen göstermek önem taşıyor. Yine iftar sonrasında çıkacağınız yürüyüş de bağırsaklarınızın hareketliliğine iyi gelecektir. Bu dönemde sofralarda probiyotik besinlere yer vermenin kabızlığın önüne geçmek için bir diğer püf noktası olduğunu unutmamak gerekiyor. Bunun için öğünlerde yoğurt, ayran ve kefir tüketilmesi önem taşıyor.


Ramazan sofralarına özel börekler ve tatlılar canınızı sıkmasın

İftar ve sahur için yapılan börekleri, tatlıları ve güllaç gibi ramazan spesiyallerini tamamen yasak sınıfına koymak, tüketince suçluluk duymak veya yalnızca o döneme özel ve başka zaman ulaşılamazmış gibi hissetmek… Bu duygular size de çok tanıdık geliyor mu? Oysaki bu tip düşünceler o besinden fazlaca tüketmeye sebep olabiliyor. Bu besinleri yasakmış ve o seferden sonra bir daha yiyemeyecekmişsiniz gibi düşünmek yerine, kendinize her istediğinizde tüketebileceğiniz telkininde bulunmak; yediğiniz zaman suçluluk duymak yerine miktarını doğru ayarlayıp keyif almak besinlerle aranızdaki ilişkiyi de düzeltecektir.

Son zamanlarda pek çok geleneksel tarifin fit versiyonları da oldukça rağbet görüyor ancak fit güllaç gibi tadına tam varamayacağınız tarifler uygulamanıza aslında hiç de gerek yok. Çünkü fit adı altında yapılan tarifler yerken daha masum hissettirdiği için aslında daha fazla tüketime de sebebiyet verebiliyor. Tekrar hatırlatmakta fayda var, suçluluk duymadan uygun miktarda orijinal tariften yemek, çoğu zaman çok daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

Doğru beslenmeyle Ramazan ayında kilo vermek aslında çok kolay

Ramazan ayının maneviyatını göz önünde bulundurduğumuzda, öğünlerde aşırıya kaçmadan beslenmek, bedenen de ruhen de en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Porsiyon kontrolü sağlandığı müddetçe, Ramazan ayını kilo kaybıyla sonlandırmak aslında çok kolay. Oruçlu kalınan süre boyunca deneyimlenen uzun süreli ve zorunlu açlık aralığı, acıkmadan beslenme veya atıştırma alışkanlığı olan kişiler için güzel bir disiplin sağlıyor. Bu aralar çokça popülerleşen ve zayıflama yöntemi olarak da kullanılan aralıklı oruçların sistemi de zaten Ramazan ayında tutulan oruca oldukça benziyor. Bu düzen beslenmeye ayrılan kısıtlı zaman aralığında sürekli yüksek kalorili yiyecek ve içecekler tüketilmediği sürece, kalori alımının da otomatik olarak kısıtlanmasına imkân tanıyor. Bu sayede kilo verimi kolaylaşabiliyor.



İşte Ramazan ayında zayıflayabilmek için 5 püf noktası:


1. Yemekleri iyi çiğneyin ve yavaş yiyin

Çok uzun süren açlık, tokluğu algılamada gecikmeye sebebiyet veriyor. Ne kadar uzun aç kalırsak o kadar zor ve geç doyuyoruz. Buna engel olmanın en güzel yolu yemek süresini uzatarak yavaş yemek yemek. Her yeni tabağa geçerken 5 dakika beklemek ve yemekleri iyi çiğnemek, bu süreyi uzatacaktır. Tatlıya evet demeden önce de 15 dakika beklemeyi deneyin, doyduğunuzu ve artık o kadar da istemediğinizi fark edeceksiniz.


2- Uykusuz kalmayın

Yapılan araştırmalar yetersiz uyku sürelerinin artan beslenmeyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Uykusuz kalındığında vücut, alması gereken enerjiyi besinlerden karşılamaya çalışıyor. Bu nedenle sahura kadar uyanık kalıp sonunda çok az uyku süreleriyle günlük rutine dönmek, beden ağırlığı kontrolünde de tehlikeli.


3- Hareket etmeyi ihmal etmeyin!

Gün boyu aç ve susuz kalmak enerjinizi düşürse de siz metabolizmanızın yavaşlamasına izin vermeyin. Kendinizi iyi hissettiğiniz bir saatte mutlaka hafif ya da orta tempolu egzersiz yapın.


4- Bol su içmeyi unutmayın!

Beynimizin susuzlukla açlığı karıştırdığını biliyor muydunuz? Susuzluğunuzu gidermedikçe doygunluğu da tam hissedemiyor olabilirsiniz. İftardan sahura kadar geçen sürede aralıklarla bol su tüketmek bu nedenle de çok önemli. Ve unutmayın: çay, kahve gibi içecekler asla su yerine geçmiyor.


5- İftarda da sahurda da sebzelere yer verin

Sebzeler tokluğu sağlamada şüphesiz en iyi yardımcılarımızdan. Diğer yemeklerde aşırıya kaçmak istemiyorsanız her öğününüzde bol yeşillikli salata tüketmeyi deneyebilirsiniz.


Oruç tutarken bağışıklığınız düşmesin

Gün boyu aç ve susuz kalındıktan sonra bir de doğru beslenilmezse bağışıklık düşebilir. Bunun önüne geçmek içinse besleyici değeri olmayan yüksek kalorili, şekerli besinler ve hamur işi yerine dengeli öğünler planlayıp tüketmek çok kıymetli. Meyve ve özellikle sebzeleri beslenmenizde eksik etmeyin. Burada çeşitliliğin önemli olduğunu unutmayın. Ne kadar çok renkli sebzeleri ve meyveleri tercih ederseniz size o kadar yararı dokunacaktır. Özellikle kırmızı, mor, turuncu sebze ve meyvelerin antioksidan kapasiteleri de çok daha yüksektir. Çiğ kuruyemişleri ve tam tahılları beslenme planınıza eklemek bağışıklığınızı sağlamlaştıracaktır. Yoğurt gibi probiyotik besinleri ve baharatları da sofralarınızda bulundurmayı ihmal etmeyin.


Diyetisyen Sıla Saraç’tan sağlıklı örnek iftar menüsü

  • 1 bardak su & 1 adet hurma & 1 adet ceviz ile oruç açılıp 5 dakika beklenir.

  • 1 kase ezogelin çorba & 1 dilim ramazan pidesi tüketildikten sonra 5 dakika daha beklenir.

  • 1 porsiyon tavuk sote & 2-3 kaşık patates püresi

  • 1 bardak ayran veya 1 kâse yoğurt/cacık

  • Bol yeşillikli salata


Diyetisyen Sıla Saraç’tan bağışıklığınızı güçlendirecek iki baharat kürü

  • Sahurda: 2 kaşık yoğurt & 1 çay kaşığı çörek otu

  • İftardan sonra ara öğünde: 2 kaşık yoğurt & 1 çay kaşığı zencefil ve zerdeçal & 1 tutam karabiber



Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page