top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Küçük
    Mustafa Küçük
  • 18 Şub
  • 3 dakikada okunur
Türk popunun güçlü seslerinden Ziynet Sali kariyerinin 25. yılını yeni şarkısı “Müptelanım Bilgine” ile kutluyor. Ziynet Sali, sözlerinden müziğine hatta klibine kadar buram buram nostalji kokan yeni şarkısı için “Ses rengimi, duygumu, şarkıcılığımı gösteren tam bir Ziynet Sali şarkısı oldu” dedi.

Ziynet Sali
Ziynet Sali

Ziynet Sali bir süre önce yeni şarkısı “Müptelanım Bilgine”yi yayımladı. Kıbrıs’tan İstanbul’a uzanan kariyerinde bugüne kadar ‘Ağlar mıyım Ağlamam’, ‘Beş Çayı’, ‘Daha Nasıl Sevebilirim’ ve elbette ‘Amman Kuzum’ gibi birçok hit şarkıyı yorumladı. 2024’te eserleri en çok çalınan kadın sanatçı olan Sali’yle kariyerinin kilometre taşlarını ve dijital çağla birlikte dönüşen müzik dünyasını konuştuk.


Yeni şarkınızın söz ve müziği Mabel Matiz’in. Nasıl bir araya geldiniz?

Mabel benim zaten çok uzun zamandır tanıştığım, görüştüğümüzde de böyle sarıp sarmaladığım bir arkadaşımdı. Uzun zamandır şarkı için konuşuyorduk, araya pandemi girdi. Pandemiden sonra tekrar görüştük. Sağ olsun, şarkıyı hazırladı. Ses rengimi, duygumu, şarkıcılığımı gösteren tam bir Ziynet Sali şarkısı oldu.


Şimdilerdeyse müziğin değeri dijitaldeki tıklamalarla ölçülüyor... Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsun?

Eskiden eğer siz gerçekten içi dolu ve değerli bir şeyi yaparsanız kasetiniz, albümünüz olabilirdi ve raflara öyle konurdu. Şimdi herkes evinde, evinin odasının bir köşesinde bir şeyler yapabiliyor. Bunu küçümsediğim için söylemiyorum, kolaylaştığı için söylüyorum. Teknolojinin faydaları var ama bence müziği değersizleştirdi, içini boşalttı.


Siz nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Kendi kumaşımızı, duruşumuzu, müziğimizi bozmadan orada var olabiliyorsak ne mutlu bize. Yapamıyorsak da birileri yapıyor. Bayhan bir şarkı yapıyor, iki günde viral oluyor. O, onun iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor. Ya da işte ‘Cıstak’ diye bir şeyin Türkiye’de bir yılda en çok dinlenen şarkı olması gerçek müzikseverler için büyük bir başarı olmayabilir ama başarısızlık da değil. Bu dönüşüm sürecinin nereye varacağını göreceğiz. Bu arada 2024’ün eserleri en çok çalınan kadın şarkıcısı oldum, TelifMetre’de (müzik endüstrisine ilişkin raporlama ve analiz yapan site) ilan edildi. Radyo, televizyonlarda yani analogda hâlâ önemseniyorum yani.


Ziynet Sali
Ziynet Sali

Kariyerinizin 25. yılı doluyor. Zirveye giden yolda basamakları çıkmak mı zordu yoksa üst basamaktaki yeri korumak mı?

Varlığı korumak, onu sürdürmek daha büyük bir çaba herhâlde. Çünkü en başında hem yaş olarak, hem enerji olarak, hem de hedef ve hayaller olarak çok daha enerjik ve tutkulusun. O heyecan, o peşinde koşma olayı bambaşka, ilktir çünkü hepsi. Bir yorgunluk da oluyor elbette 20-25 yılda.


“Artık akışa bırakmak taraftarıyım. 25. yılımda ikinci baharımı yaşamak istiyorum. Daha dingin, daha olgun, daha farkında, daha tecrübeli ve daha kaygısız bir şeyler yapmak istiyorum.”

Bundan sonra kariyerinize nasıl bir yön vermek istiyorsunuz?

Birazcık şizofrenik bir iş bizimkisi. Ozan Doğulu hep şey der, çok hoşuma gider: “Müzik iyileştirir, müzik iyileştirir deyip duruyorlar, bir yapanı iyileştirmiyor bu müzik.” Çok haklı. Artık akışa bırakmak taraftarıyım. 25. yılımda ikinci baharımı yaşamak istiyorum. Daha dingin, daha olgun, daha farkında, daha tecrübeli ve daha kaygısız bir şeyler yapmak istiyorum Bunu derken bile bilinçaltında ister istemez düşünüyorum. Bu kaygılardan kurtulduğum gün ölmüş olacağım herhâlde. Benim çocuğum da kariyerim, şarkılarım oldu, kaygılanmam normal sanırım.



Dönüp baktığınızda hikâyenizden mutlu musunuz?

Mutluyum. Nisan ayında 50 yaşında olacağım. Bir kadın için çok güzel bir yaş. Sürprizlerim var... Six pack (baklava şeklinde 6’lı karın kası) ile çıkacağım karşınıza. Şaka bir yana, Boğa burcu olarak yemek yemeyi çok seviyorum ama fit olmayı da seviyorum. Dünyanın tüm lezzetlerini seviyorum, sadece yemek değil... Güzel ortam görmek, güzel bir iş dinlemek de istiyorum.


Pandemiden önce Erkan Erzurumlu’yla evlendiniz. Nasıl gidiyor evlilik?

Evet, 2019’da evlendim... Çok şükür altı sene oldu, güzel gidiyor. O da müzisyen. Çok iyi arkadaşım, zaten öyle başlamıştı ilişkimiz. Ortak şeyler çok fazlaydı. Müzik olsun, Kıbrıs olsun. Çocukluğumuz bile aynı. İngiltere’de büyüyüp oradan Kıbrıs’a, Kıbrıs’tan İstanbul’a... Çok yakındı her şey. Müzik anlamında beni çok besliyor, kafamı açıyor.


İki müzisyenin bir arada yaşadığı eviniz çok mu neşeli, yoksa aksine çok mu sessiz?

Bizimki çok hızlandırılmış bir evlilik oldu. Evlendik, pandemi oldu ve eve kapanmak zorunda kaldık. Evde de konu hep müzik ağırlıklı oluyor. Bazen zevklerimiz ortak da olmayabiliyor. O kendi tarzını anlatıp savunurken işte ben de kendi tarafımdan, kendi dünyamı paylaşıyorum. Çok güzel hayaller kuruyoruz.

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 17 Şub
  • 3 dakikada okunur
Sosyal medya kanalları üzerinden yayınladığı içeriklerle dijital denge alanında farkındalık yaratmayı hedefleyen Tuğba Şengül Lik ile dijital bağımlılığı önlemenin yollarını konuştuk.


Dijitalle çevriliyiz ve günümüzün büyük kısmı bu şekilde geçiyor. Dijitale ayırdığımız zaman gitgide artıyor mu?

Son araştırmalara göre günde yedi saatimizi internette geçiriyoruz. Bunun üç saati dijital platformlarda, sosyal medyada geçiyor. Bazen 10 dakika diye girip “Instagram’a bakıp çıkacağım” diyoruz ama sonra saatlerce içerikler tüketiyoruz. Maalesef ne içerik tükettiğimizin de farkına varamıyoruz. Aslında gerçekten çok yorgunuz. Silikon Vadisi’ndeki mühendisler bizi orada tutmak için o kadar farklı yöntemler deniyorlar ki biz de gerçekten dalıyoruz. İşte dijitalzedelik de maalesef bu farkında olmadan geçirdiğimiz saatlerin bizi tükettiğinin bir göstergesi.


Tuğba Şengül Lik
Tuğba Şengül Lik

Sizce dijitalzedelik bizi nasıl etkiliyor?

Artık hepimiz odaklanmakta zorluk çekiyoruz. Hepimiz kilo almaya başladık, hareket etmek istemiyoruz. Bir kitabın ortasında sıkılıyoruz. Bana göre bu dönemin en önemli para birimi dikkat, konsantrasyon. Şu anda da aslında izleyicilerden bunu talep ediyoruz. Dolayısıyla her şeyi hızlı anlatmaya çalışıyoruz. Bir hız çağındayız. Hepsinin olumsuz yansımaları maalesef bizi birer dijitalzedeye dönüştürmüş durumda. Ben ısrarla şunu söylüyorum; derneği kurarken de iş hayatımda da teknolojinin varlığını reddetmek kesinlikle benim istediğim bir şey değil. Teknoloji hayatımızda var olmaya devam edecek.


Bize sonsuz nimetler sunuyor ancak bilinçli kullanırsak ya da teknolojinin bizi yönetmesini değil de bizim onu yönetmemizi sağlarsak, efendisi biz olursak diyorum. O zaman teknoloji süper bir şekilde hayatımızda verimli her şeyi kolaylaştıracak.


“Biz de Aslen Buralı Değiliz: Bir Dijitalzedenin Dengeyi Bulma Rehberi” kitabınız pandemi sonrasında çıktı. Şimdi yeni kitabınız da yolda. Neler anlatıyorsunuz?

İlk kitabımda dijital göçebeliği yani dijitalle sonradan tanıştığımızda gözlemlediğimiz konuları anlatıyordum. “Biz de aslen buralı değiliz” diyordum. Tamam, biz bunun içinde doğmadık ama öğrenmeye de çalışıyoruzu anlatan bir kitaptı. Yeni kitabım çok yakında çıkacak. Orada daha çok pandemi sonrası değişen dijital alışkanlıklarımızı aktarıyorum ve homo sapiens’den homo digitus’a evrildik diyorum. Yeni nesil insanın gerçekten bu hayatta karşılaştığı, belki de biraz geçmişte kalan bazı özlemlerin de yer aldığı, karşılaştığı sorunları ama o sorunları nasıl olumluya çevirebileceği, bu dönüşüm hikâyesinde nelere tanıklık ettiğini, yeni nesil insanın nelerde zorlanacağını, gelecekte onları nelerin beklediğini anlatan yine kısa kısa makalelerden oluşan keyifli bir kitap yazdım.


Tuğba Şengül Lik
Tuğba Şengül Lik

Dijital denge konusunda farkındalık yaratmak için ne tip çalışmalar yapıyorsunuz?

Öğrenmeye, bilgiye meraklı bir sosyal girişimciyim. Neyi öğrendiysem onu paylaşmayı çok seviyorum. Bilginin paylaşılmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. Ben de öğrenmeye devam edeceğim. Öğrendikçe, elimden geldiği kadar bunları yazı yoluyla, YouTube kanalıyla, eğitimlerimle, kitaplarımla paylaşmaya devam edeceğim. Gerçekten bir insan değişirse herkes değişiyor yavaş yavaş. Özellikle gençler değişirse Türkiye’nin geleceği, ülkenin geleceği de değişiyor dolayısıyla bunu çok önemsiyorum.



Siz hayatınızda dijital dengeyi nasıl koruyorsunuz?

Planlı zamanlarım var. İşten eve geldiğim zaman çocuklarımla, ailemle geçireceğim zamanlarda, yemek masasında olduğumuz zamanlarda o ekranları masamıza koymuyoruz. En az yarım saat telefonlarımıza dokunmuyoruz, ekranlarla sohbetimizi bölmüyoruz. Dünya dönmeye devam ediyor. Yemek sonrası yarım saat civarında sosyal medyada vakit geçiriyorum. Nitelikli içerikler seyredip kendimi eğitiyorum. Çocuklar da aynı şekilde. Onların da bir saati var. Uyku zamanım yaklaştığında, yatmadan 30 dakika önceden ekranlarla ilişiğimi kesiyorum. Kitabımı yanı başıma alıyorum, kitabımı okuyorum çünkü o mavi ekran gerçekten sürekli beynin gündüz olduğunu zannetmesine sebep oluyor. Evet bizde de alışkanlık, yatmadan bir bakmak, uyanınca da ilk iş telefona bakmak. Dijital denge için hayatıma kazandırdığım ilk alışkanlığım, gece yatarken ve sabah uyandığımda telefona bakmamak oldu. Bu da benim için çok güzel, verimli oldu. Sabah kalkıyorum. En azından zihnim berrakken o sırada odaklanmam gereken şeylere yöneliyorum,  ekran beni bölmüyor, kesintiye uğratmıyor.


@dijitaldenge adıyla Youtube ve Instagram üzerinden dijital denge konusunda farkındalık yaratmayı sağlayan içerikleriniz de ilgi görüyor. Konularınızı nasıl belirliyorsunuz?

Şu anda kuşak sorunları, dijital zorbalık, dijital bağımlılık konuları ilgi görüyor. Dijital vatandaşlık, dijital okuryazarlık konuları da çok dikkat çekiyor. İlişkiler de açıkçası benim dikkatimi çekiyor. İlişkiler dijitalde başlıyor, dijitalde devam ediyor ve dijitalde sona eriyor artık. Kimse ilişkilerini yüz yüze bile bitirmiyor. Tamam dijitalde yaşıyoruz bu aşkı, bu ilişkiyi bari onu düzgün yaşayalım. Bu konularda uzmanlarla konuşarak tüyolar verdiğimiz içerikler de çok ilgi görüyor.

Güncelleme tarihi: 12 Şub

2010 yılında yayımlanan ilk romanı Siyah Gelinlik ile toplumsal yaralara ayna tutan yazar Seda Küçük, yıllar içinde kaleme aldığı güçlü eserleriyle okurlarını derinlikli hikâyelere sürükledi. “Yazmak benim için bir tutku değil nefes almak kadar doğal bir ihtiyaç” diyen Seda Küçük, 2025’te Ceres Yayınları'ndan çıkan yedinci kitabı Deli Sarpa ile bir kez daha adından söz ettiriyor.

Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

Yazarlık serüvenini çocukluk hayallerinden alıp bugünlere taşıyan ve okurlarını güçlü hikâyelerle buluşturan bir kalem Seda Küçük… İlk kitabını raflarda gördüğü anki heyecanını, karakter yaratımındaki denge unsurlarını, yazma rutininin vazgeçilmez ritüellerini ve yaratıcı tıkanıklıkları aşma yollarını anlatan yazar Seda Küçük, aynı zamanda farklı türlerde eserler vermenin zorluklarını ve ilham kaynaklarını bizimle paylaştı. Dijitalleşmenin edebiyat üzerindeki etkilerinden, okurlarla kurulan bağın yazma sürecine katkılarına kadar pek çok konuda içten bir sohbet sizleri bekliyor.


Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

 

Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi roman yazmaya yönlendiren en önemli etken neydi?

Yazarlık serüvenim, çocukluk yıllarında okuduğum kitapların büyüsüne kapılmamla başladı. Hayal gücümü kâğıda dökme arzusu zamanla hikâye anlatma tutkusuna dönüştü. İnsanların duygularına dokunan, düşündüren ve ilham veren eserler yaratma isteği beni roman yazmaya yönlendirdi.

 

İlk kitabınızı raflarda gördüğünüzde ve ilk imza gününüzde hissettiklerinizi bizimle paylaşır mısınız? O anlar sizin için ne ifade ediyordu?

İlk kitabımı raflarda görmek, tarif edilemez bir mutluluk ve gurur kaynağıydı. Yıllarca süren emeğin somut bir esere dönüşmesini görmek, hayalimin gerçekleştiğini hissettirdi. İlk imza günümde okurlarımla buluşmak, onların gözlerindeki heyecanı görmek, bana daha fazlasını yazma gücü verdi.

 


Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Romanlarınızı yazarken gerçek yaşamdan mı ilham alıyorsunuz yoksa kendi deneyimlerinizi kurguya mı dönüştürüyorsunuz? Bu yaratım sürecinden biraz bahseder misiniz?

Hem gerçek yaşamdan hem de kişisel deneyimlerimden ilham alıyorum. Gözlemlediğim hikâyeler ve yaşadıklarım, hayal gücümle birleşerek farklı kurgulara dönüşüyor. Karakterlerimi ve olay örgüsünü oluştururken yaşamın içinden detayları harmanlamak bana derinlik kazandırıyor.

 

Yazma rutininiz nasıl şekilleniyor? Belirli bir çalışma programınız veya sizi yazmaya motive eden ritüelleriniz var mı?

Yazma sürecimde belirli bir disiplin oluşturmayı önemsiyorum. Sabah erken saatlerde yazmaya başlamak ve sessiz bir ortamda çalışmak verimliliğimi artırıyor. Kahve eşliğinde yazmak, hayal gücümü besleyen bir ritüel hâline geldi.

 

“Deli Sarpa” romanınızda güçlü iki kadın karakter yarattınız. Bu karakterleri kurgularken hangi denge unsurlarını gözetiyorsunuz? Karakterlerinizle ne ölçüde özdeşleşiyorsunuz?

Karakterleri oluştururken onların güçlü yönleri kadar kırılgan yanlarını da göstermek benim için önemliydi. Bu denge, karakterlerin daha gerçekçi ve samimi olmasını sağladı. Onların yaşadığı duygusal dalgalanmaları ben de derinden hissediyorum ve zaman zaman kendimle özdeşleştiriyorum.

 

Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

Farklı türlerde eserler verdiniz. Okurlarınızın bu tür değişimlerine tepkileri nasıl oluyor? Türler arasında geçiş yaparken sizi en çok ne motive ediyor?

Okurlarımın tür değişimlerine olan olumlu tepkileri beni motive ediyor. Farklı türlerde yazmak, kendimi keşfetmemi ve yazarlık yolculuğumda yeni kapılar aralamamı sağlıyor. Yeniliklere açık olmak yazma sürecimi zenginleştiriyor.

 







Yazarlık kariyerinizde tutarlılığı korumanın ve sürdürülebilir bir üretkenlik yakalamanın zorlukları nelerdir?

Yazarlıkta tutarlılığı korumak zaman yönetimi ve motivasyon gerektiriyor. Zaman zaman yaratıcı tıkanıklıklar yaşasam da bu süreçleri aşmak için farklı disiplinlerden besleniyorum. Sabırlı ve disiplinli olmak, sürdürülebilir üretkenliğin anahtarı.

 

Yazarlık hayali kuran gençlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Onlara ilham verecek önerileriniz var mı?

Kendilerine ve kalemlerine güvenmelerini, bol bol okumalarını ve yazmaktan asla vazgeçmemelerini tavsiye ederim. Her yazdıkları satır, onları daha iyi bir yazar yapacaktır. Sabırlı olup hatalardan ders çıkarmak da gelişim için çok önemli.

 


Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Bir ajans sahibi olmak yazarlık sürecinizi nasıl etkiliyor? Bu durum size ilham mı veriyor yoksa zorluklar mı yaratıyor?

Ajans sahibi olmak yoğun bir tempo gerektiriyor ancak bu süreç bana farklı bakış açıları kazandırıyor. Zaman yönetimi açısından zorluklar yaşasam da sektörün içinden olmak yazarlığımı besliyor ve ilham veriyor.

 

Yazar olmasaydınız hangi mesleği yapardınız? Alternatif bir kariyer hayaliniz var mıydı?

Yazar olmasaydım psikolojiyle ilgilenmek isterdim. İnsan davranışlarını ve duygularını anlamak her zaman ilgimi çekmiştir.

 



Günlük yaşamınızda yazmaya ve okumaya ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Bu zamanı nasıl planlıyorsunuz?

Günümün büyük bir kısmını yazmaya ve okumaya ayırıyorum. Genellikle sabah saatlerini yazıya, akşam saatlerini ise okumaya ayırarak dengeli bir rutin oluşturdum.

 

İlhamınızın tükendiğini hissettiğinizde bu durumu nasıl aşıyorsunuz?

İlhamım tükendiğinde doğada vakit geçirmek, farklı türde kitaplar okumak veya kısa bir mola vermek bana iyi geliyor. Bazen uzaklaşmak, yeniden üretken olmanın en etkili yolu olabiliyor.



Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Okurlarınızla iletişimde olmanın yazarlık sürecinize nasıl katkıları oluyor?

Okurlarımla iletişimde olmak, onların beklenti ve yorumlarını duymak yazma motivasyonumu artırıyor. Okur geri dönüşleri, karakterlerimi ve hikâyelerimi daha da geliştirmem için önemli bir rehber oluyor.


Dijital platformlar hakkındaki düşünceleriniz nedir? Kitapların dijitalleşmesi yazarlığınızı nasıl etkiliyor?

Dijital platformlar, yazarlara daha geniş bir kitleye ulaşma fırsatı sunuyor. Kitapların dijitalleşmesi okuma alışkanlıklarını değiştirse de yazarlık sürecime olumlu katkılar sağlıyor.

 




Her Gerçek Bir Bedel ve Her Aşk Cesaret İster

Hayatının enkazını toplarken tesadüfen bulduğu eski bir mektup Kumsal’ı 1912’nin acı dolu Balkan Harbi’ne ve saklı bir aile trajedisinin karanlıklarına sürükler. Açığa çıkan sırlar, yalnızca geçmişin değil, kendi hayatının da büyük bir yalan üzerine kurulduğunu ortaya çıkarır: Bir yanda tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş haksızlıklar, diğer yanda kalbini acıtan gerçekler... Şimdi Kumsal, geçmişin sessiz çığlıklarına ses olmak ve kalbine düşen beklenmedik bir aşkı kabullenmek zorundadır. Ancak her gerçek bir bedel ve her aşk cesaret ister... Deli Sarpa, geçmişle bugünü ustaca bir araya getirirken kayıpların, affetmenin ve yeniden doğuşun hikâyesini derin bir duygu yoğunluğuyla anlatıyor. Bu roman, sizi yalnızca tarihin tozlu sayfalarına götürmeyecek, kalbinizin en kuytu köşelerinde saklı cesaretle de yüzleştirecek.



Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu
Yazar Seda Küçük Yedinci Kitabı Deli Sarpa ile Yeniden Okurlarıyla Buluştu

 

“Yazmak, Hayatımın Vazgeçilmez Bir Parçası”

Seda Küçük, İstanbul’da doğdu. 2002 yılında Trakya Üniversitesi Seramik, Cam ve Çinicilik Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından iki yıl boyunca Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Harbiye Askeri Müzesi’nde “kalemkâr” olarak görev yaptı. Sanatla geçen bu yıllar, onun estetik bakış açısını şekillendirmesinde ve hayata farklı bir pencereden bakmasında önemli bir rol oynadı.

 

Yazmayı hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak gören Seda Küçük, 2010 yılında yayımlanan ilk romanı Siyah Gelinlik ile edebiyat dünyasına adım attı. Bir ailenin dramını ve “çocuk anneler” sorununu ele aldığı bu eser hem okuyucuların hem de eleştirmenlerin dikkatini çekti. Daha sonra farklı temalarda kaleme aldığı eserleriyle edebiyat kariyerini başarıyla sürdürdü. Bugüne kadar şu eserleri yayımlandı:

 

  • Siyah Gelinlik (2010)

  • Yabancı Ses (2011)

  • Yoksul Ruh (2014)

  • Öznesi Sen (2016)

  • Sarı Yaz (2017)

  • Düş Yakamdan (2020),

  • Deli Sarpa (2025)

 

Yazarlık kariyeri boyunca aldığı olumlu geri dönüşler ve kazandığı ödüller, motivasyonunu her zaman artırdı. Bu ödüller arasında:


  • 2018 yılında Siyah Gelinlik ile “Dram Roman” dalında Altın Kalem Ödülü,

  • 2022 yılında Düş Yakamdan ile “Romantik Komedi Roman” dalında Altın Kalem Ödülü,

  • 2024 yılında Roman dalında Altın Yazar Ödülü bulunuyor.

 

2015 yılında “Yabancı Ses” isimli prodüksiyon şirketini kuran Küçük, bu şirkette profesyonel ekibiyle şirketlere özel kurumsal dergiler hazırlayıp yayımlıyor. Ayrıca, gazeteci eşi Mustafa Küçük ile 2021 yılından bu yana BODRUMDergi’yi yayımlıyor.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page