top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 6 Eyl 2023
  • 2 dakikada okunur
Premenstrual sendrom (PMS) menstrüel siklüsle ilişikli şikayetler grubundan oluşan bir durumdur. Tipik olarak şikayetler adetten 1-2 hafta önce oluşur ve adetin başlaması ile birlikte şikayetler kaybolur. Her yaşta görülebileceği gibi her kadında farklı bir tablo oluşturabilir. Bazı kadınlarda premenstural sendrom ayda bir hafif rahatsızlık sebebi iken bazı kadınlar da ise gündelik hayatı durduran bir durumdur. PMS adetlerin durduğu durumda (menapoz, gebelik) kendiliğinden kaybolur.


PMS’nin nedeni net olarak bilinmemektedir. Adet döngüsündeki hormonal değişimin önemli bir neden olduğu düşünülmektedir.  Bu değişiklikler bazı kadınları diğerlerine göre daha fazla etkileyebilmektedir. Beyindeki bazı kimyasalların PMS’de etkin rol aldığı düşünülmektedir. Stress veya duygu durum bozuklukları (depresyon vb.) PMS’ye neden olmasa da şikayetleri artırmaktadır.


Bunların dışında da bazı faktörler PMS nedeni olma ile ilişkilendirilmişlerdir:


  • Vitamin ve mineral seviyesinde ki düşüklükler,

  • Vücutta su tutulumunu arttıran çok tuzlu gıdalar ile beslenilmesi,

  • Alkol ve kafein gibi duygu durumu ve enerji durumunu değiştiren tüketimler.

PMS, hem fiziksel hem de psikolojik şikayetlere yol açabilmektedir. Bunlar:


  • Sivilce,

  • Göğüslerde gerginilk hissiyatı,

  • Uyku sorunları,

  • Mide ve barsak rahatsızlıkları (kabızlık,ishal,yanma vb.),

  • Sırt ve baş ağrıları,

  • Yeme değişiklikleri veya aşerme,

  • Eklem ve kas ağrıları,

  • Hafıza veya dikkat bozuklukları,

  • Gerginlik,huzursuzluk, duygu dalgalanmaları veya ağlama krizleri.


Bu şikayetler hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Bu hastalığın sizde olup olmadığına adet öncesi gerginlik sendromu günlüğü tutarak hekiminize danıştığınızda karar verilebilir. PMS tanısı koyulabilmesi için kişinin; depresyon, aksiyete, menapoz, kronik yorgunluk sendromu, irritabl barsak sendromu ve endokrin sistem (hormonal sistem) hastalığının olmadığı netleştirilmelidir.



PMS Sıklığı

PMS şikayetlerinin bir kısmı birçok kadında bulunmaktadır. Ancak kadınların yüzde 3-8’inde tanı konulacak sıklık ve yoğunlukta şikayeti bulunmaktadır. PMS; geç 20’li yaşlarda ve erken 40’lı yaşlarda, en az bir çocuğu olanlarda, depresyon açısından aile öyküsü olanlarda, geçmişinde post partum depresyon ve duygu durum bozukluğu olanlarda daha sık görüldüğü bilinmektedir.


Tedavi

PMS için birçok tedavi denenmiştir. Her tedavi her kadında aynı etkinlikte değildir. Sıklıkla tedavi 3 ana başlıktan oluşur.



Hayat Tarzı Değişikliği:

Eğer şikayetler çok ağır değil ise denenebilir. Egzersiz yapma, sağlıklı beslenme (meyve sebze ağırlıklı), tuz, alkol ve kafeinden uzak durma, yeterli uykuyu alma, stress ile mücadele yöntemi geliştirme, sigara içmemenin PMS şikayetlerini azaltabileceği bilinmektedir.


İlaç Tedavisi:

Ağrı şikayetinin ağrı kesicilerle azaltılması tedavide önemlidir. Doğum kontrol hapları gibi yumurtlamayı durduran ilaçlarında etkili olduğu düşünülmektedir. Antidepresanlar PMS şikayetlerinde iyileşmeye yol açmaktadır.



Alternatif Tedaviler:

Bazı vitamin ve minarellerin PMS şikayetlerinin düzeltilmesinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bunlar:

  • Folik asit

  • D vitamini ile kalsiyum

  • Magnezyum

  • B6 vitamini

  • E vitamini


Bunların dışında bazı hastaların black cohosh, chasteberry veya evening primrose oil bitki desteklerinden fayda gördüğü de bilinmektedir. Ancak bu bitkisel desteklerin ilaçlarla etkileşebileceği unutulmamalı ve hekim kontrolünde alınmalıdır.

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 19 May 2023
  • 4 dakikada okunur
Menopoz kelimesini duyduğumuzda 60 yaş üzeri kadınlar aklımıza gelir. Ancak menopoz sadece yaşlı kadınlara ait bir evre değildir. Erken veya prematür menopoz çoğumuzun tahmin ettiğinden daha sıktır. 15-45 yaş arası kadınların yüzde biri bu durumdan etkilenir.



Erken veya prematür menopoz nedir?

Menopoz, kadınlarda yumurtalıkların yumurtlama ve hormon üretimi fonksiyonlarını kaybetmesi sonucu adet kanamalarının kesilmesi durumuna denir. Ortalama menopoz yaşı 50 civarındadır. Menopozun erken başlaması sıklıkla prematür menopoz ile karıştırılır. Fakat gerçekte iki farklı durumdur. Eğer menopoz 45 yaşından önce başlarsa erken menopoz, 40 yaşından önce başlarsa prematür menopoz olarak tanımlanır.


Doktorlar daha genç hastalarda da menopoz belirtilerini sorguladığında, daha çok kadın erken menopoz veya prematür menopoz tanısı almaktadır. Kısırlık problemi veya menopoz belirtileri olan genç kadınların bir kısmında altta yatan neden erken menopozdan başka birşey değildir.


Erken veya prematür menopoz nedenleri nedir?

Sıklıkla genç yaşta menopoza girme nedeni bulunamaz. Bu kadınlar için kabul etmesi çok zor bir durumdur ve özellikle çocuk sahibi olmayı geciktiren kadınlar için çok yıkıcı ve travmatik olabilir. Erken yaşta menopozun olası nedenleri şunlardır;


a) Prematür Over Yetmezliği

Prematür over yetmezliği olan kadınların overleri erken yaşta çalışmayı bırakmış demektir. Hem yumurta üretimi hem de yumurtlamak için gerekli hormon üretimi olmaz. Otoimmun hastalıklar, prematür over yetmezliği olgularının yüzde 65’inden sorumludur. Bu hastalıklarda bireyin bağışıklık sistemi henüz bilinmeyen nedenlerle kendi vücudunu düşman olarak görür ve kendi organlarını ve dokularını yabancı doku gibi algılar. Yumurtalık ve ürünlerine karşı antikor üretip onları tahrip eder. Bu durum erken menopozun ortaya çıkmasına yol açar. Genetik faktörlerde bu durumdan sorumlu olabilir.


Menopoza girme yaşını belirleyen en temel etkenlerden biri kişinin annesinin menopoza girme yaşıdır. Olguların yüzde 5’inde kadınlar annelerinin izinden gider ve erken menopoza girerler. Bazı kadınlar X kromozomundaki bozukluklar (Turner (XO) sendromu, Fragile X sendromu) ile doğar ve menopozun görünmesi gereken zamandan önce yumurta üretimi bozulur. Bazı kadınlar ise az sayıda yumurta ile doğmuştur ve menopoz, olması gereken zamandan önce olur. Prematür over yetmezliğinde kadınlar ara ara adet görebilirler ve nadiren bu süreçte kendiliğinden gebe kalabilirler. Prematür over yetmezliğinde kısırlık önemli bir problemdir ve çocuk sahibi olmayı geciktirmiş çiftler için yıkıcı olabilir.


Bu durumdaki kadınlarda kısırlık tedavisinde başarı şansı düşüktür. Bazı çiftler başkasının (donor) yumurtası ile tüp bebek yaptırarak gebe kalmayı düşünebilir. Bu uygulamada başkasının yumurtası ile eşinin spermi laboratuar ortamında döllendikten sonra kadının rahmine konur.


b) Cerrahi Menopoz

Cerrahi menopoz, bazı sağlık problemleri nedeniyle bilinçli olarak menopoza sokmak demektir. Endometriozis, tubaovarian abse veya yumurtalık tümörü nedeniyle iki taraflı ooforektomi (yumurtalığın çıkarılması) yapılabilir. Bu cerrahiler dramatik olarak yumurtalık fonksiyonlarını sonlandırır ve estrojen düzeyleri aniden düşer ve kadın menopoza girer.


c) Kanser Tedavisi Sonrası Menopoz

Menopoz, kanser tedavisi için uygulanan kemoterapi (ilaç tedavisi) veya radyasyon (ışın) tedavisi sonrası meydana gelebilir. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerini öldürebilir ancak maalesef aynı zamanda sağlıklı hücreleri de öldürür. Özellikle saç hücreleri, sindirim ve yumurtalık hücreleri risk altındadır. Bazı kadınlar geçici olarak, bazıları ise kalıcı olarak menopoza girer. Bu tedaviler erken yaşta verilirse erken menopoz görülür.


d) Enfeksiyon

Enfeksiyonda erken menopoz ile bağlantılı olabilir. Kabakulak ve tuberküloz gibi enfeksiyonlar yumurtalıkları etkileyebilir ve hormonal dengeyi bozabilir ancak bu durum son derece nadirdir.


e) Yaşam Tarzı

Sigara içilmesi menopoza girişi hızlandırmakla beraber tıbbi anlamda erken menopoza yol açması (yani 35 yaşından önce menopoza girilmesi) olağan değildir. Benzer şekilde ruhsal stres de yardımcı bir etken olmakla beraber tek başına erken menopoza yol açması beklenen bir etken değildir.



Erken Menopoz Bulguları Nedir?

Prematür menopoz belirtileri esas olarak doğal menopoz ile aynıdır. Kadınlar gece terlemeleri, ateş basmaları, vajinal kuruluk, uykusuzluk ve konsantrasyon bozukluğu, anksiete, depresyon, unutkanlık, libido kaybı, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısından şikayet ederler. Sıklıkla vücut şekil değişiklikleri görülür, karın çevresinde yağ birikimi ve vucutta su tutulumu olur. Uzun sürede görülen en önemli sorunlardan birisi kemik erimesi ve kırık riskidir.


Erken ve prematür menopoz da belirtiler, 45 yaşından sonra olan menopozdan daha şiddetli olma eğilimindedir. Çünkü erken menopoz sıklıkla hastalık, cerrahi veya genetik nedenlere bağlıdır, vucutta hızlı bir estrojen düşüşü görülür. Bu kadınların menopoza çok daha hızlı girmesine neden olur. Estrojenin bu hızlı düşüşü, bazı kadınlarda çok şiddetli ateş basmalarına, yorgunluk, ruhsal değişiklere ve depresyona sebep olabilir. Erken menopozlu kadınların gidişatına baktığımızda, cerrahi menopoza girenlerin hemen hepsinde menopoz semptomları görülür ve genellilkle şiddetlidir. Çoğunlukla 8 yıldan fazla sürer.


Tanı

Hastalar genellikle adet görememe veya kısırlık şikayeti ile başvurur. Erken veya prematür menopozda tanı kanda E2, FSH, LH gibi yumurtalık fonksiyonunu yansıtan hormon düzeyleri bakılarak konur. FSH ve LH yüksek, E2 ise düşük bulunur. 30 yaşından genç olgularda mutlaka genetik inceleme de yapılmalıdır. Bu hastaların yüzde 10-20’sinde kendiliğinden düzelme olabilir. Bu nedenle belli aralıklarla hormon düzeyleri kontrol edilmelidir.


Tedavi

Maalesef menopozun küratif bir tedavisi yoktur. Menopoz tedavisi yıllarca aralıklarla devam eder bu nedenle erken veya prematür menopoza giren çoğu kadının HRT alması beklenir. Erken menopozda, özellikle cerrahi sonrası semptomlar çok ani ve şiddetli olur ve uygun dozda estrojen alınarak bunun üstesinden gelinebilir. Ateş basması, vajinada kuruluk, ruhsal gerginlik gibi klasik menopoz belirtileri çoğu durumda hormon tedavisine yanıt vermektedir. Eğer oral ilaç kullanımı mümkün değilse, ciltte hormon salan estrojen bandları veya vajinal preparatlar semptomları hafifletmek için kullanılabilir. Genç yaşta menopoza girmiş olmanın getirdiği en önemli dezavantajlardan biri kemik erimesinin hızlanması olduğundan bu konuda gerekli önlemler alınmalı ve kemikleri koruyucu tedaviye geçilmelidir. Ayrıca bu zor anlar için ve menopozla yaşamayı öğrenmek için destek tedavisi verilmelidir. Arkadaşlar, aile veya diğer menopoza girmiş kadınlar bu hazırlıksız ani menopoza giriş durumuna yardımcı olabilir.

  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 14 Şub 2023
  • 6 dakikada okunur
Dünyada 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci, Türkiye’de ise en sık görülen sekizinci kanser türü olan rahim ağzı kanserinden her iki dakikada bir, 1 kadın ölüyor.

Rahim ağzı kanserinin yüzde 99 nedeni ‘Human Papilloma Virüs’tür (HPV). 2005 yılından beri HPV aşısı rahim ağzı kanseri ve diğer HPV ile ilgisi olan kanserlerin ve kanser öncesi lezyonları önlenmesi için kullanılmaktadır. Güncel HPV aşılarında 9 adet yüksek riskli HPV tipine karşı koruyuculuk vardır. Bu aşının koruyuculuğu tüm rahim ağzı kanserinin yüzde 93’ünü kapsamaktadır. Ayrıca siğil oluşumundan da yüzde 90 korumaktadır. Aşının özellikle genç kız veya erkeklere, daha hiç HPV ile karşılaşmadan yapılması önerilir ve böylece aşıdan yüzde 100 yararlanmaları sağlanabilir.

Rahim ağzı kanseri, rahimi vajene bağlayan bölgenin hücrelerinde meydana gelen anormal çoğalma sonucu oluşur. Genellikle 10-15 yılda yavaş yavaş gelişen bir kanserdir. Rahim ağzı, kanser gelişmeden önce, hücresel düzeyde, displazi veya prekanser adı verilen değişikliklere maruz kalır. Rahim ağzındaki bu değişikliklere cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virus (HPV) neden olur. Bu virüsler rahim ağzına yerleştikten sonra yıllarca hiçbir belirti vermeden yaşayabilirler. Sıklıkla, (yüzde 80-90) bağışıklık sistemi tarafından zarar verme fırsatı bulamadan temizlenir.

Tarama amaçlı yapılan Pap-smear (servikal yayma) testi, HPV testi ve sonrasında tanı amaçlı yapılan kolposkopik biopsilerde patolog tarafından tespit edilebilen bu prekanseröz değişiklikler, hafif (CIN1), orta şiddette (CIN2) veya şiddetli (CIN3) displazi olarak isimlendirilir. 10-15 yıl süren bu kanser öncesi formların bir kısmı kendiliğinden normale dönse de bir kısmı tedavi edilmezse kansere dönüşebilir.



RAHİM AĞZI KANSERİ HİSTOLOJİK TİPLERİ

  • 1- Skuamöz hücreli karsinom: En yaygın olanı skuamöz hücreli karsinom olup rahim ağzı kanserlerinin yüzde 85 ile yüzde 90’ından sorumludur. Rahim ağzının dış yüzeyini kaplayan hücrelerden kaynaklanır.

  • 2- Adenokarsinom: Yüzde 10-15’inden sorumludur ve rahim ağzının kanalını döşeyen hücrelerden kaynaklanır.

GÖRÜLME SIKLIĞI

Dünya çapında 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen 2. kanser türüdür. Türkiye’de en sık görülen 8. kanser türüdür. Bu kanserlerin yüzde 85’i düşük ya da orta gelirli ülkelerde görülmektedir. En sık görüldüğü ülkelerden olan Haiti’de 94/100.000, Türkiye’de ise 4.5/100.000 oranında görülür. Ülkemizde her yıl 1500 kadına rahim ağzı kanseri tanısı konmaktadır. Dünyada her iki dakikada bir, 1 kadın rahim ağzı kanserinden ölmektedir. Dünya çapında her yıl 528 bin yeni rahim ağzı kanseri vakası tespit edilmekte ve yarısı ölümle sonuçlanmaktadır.


BELİRTİLERİ

Özellikle erken evrelerinde olmak üzere rahim ağzı kanseri genelde belirti vermez. Bu nedenle düzenli tarama için doktora gitmeniz çok önemlidir.


Rahim ağzı kanserinin daha ileri evrelerinde görülen belirtiler ise;

  • Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı veya kanama

  • Pelvik muayeneyi takiben pelvik ağrı ve kanama

  • Vajinadan anormal sulu, kokulu ve kanlı akıntı gelmesi

  • Normal adet dönemi dışında kan lekeleri veya hafif kanama

Bu belirtilere, rahim ağzı kanseri veya diğer bazı ciddi hastalıklar da neden olabilir. Bu sebeple bellirtiler bir doktor tarafından derhal değerlendirilmelidir.


RİSK FAKTÖRLERİ

Rahim ağzı kanserinin en önemli risk faktörü ve nedeni insan papilloma virüsüdür (HPV). Araştırmacılar günümüzde, rahim ağzı kanserlerinin yüzde 99’undan fazlasında nedenin HPV olduğunu düşünmektedir. HPV cinsel anlamda aktif kadınların üçte ikisinden fazlasını yaşamlarının bir döneminde enfekte edecek olan yaygın bir virüstür.


HPV ile enfeksiyon mutlaka rahim ağzı kanseri olunacağı anlamına gelmez. Bağışıklık sistemi bu virüs ile enfekte olunduktan sonra 12-18 ay içinde bu virüsü yüzde 90 vücuttan atar. HPV’nin temizlenemediği yüzde 10’luk bölümde ise, 5-15 yıl içinde rahim ağzında, kanser öncesi ve kanser gibi oluşumlara rastlanabilir.


Rahim ağzı kanserinin diğer risk faktörleri aşağıdakileri içerir:

  • İlk cinsel ilişkiye erken yaşta girme,

  • Birçok seks partnerine sahip olma,

  • Diğer sağlık problemleri nedeniyle bağışıklığın zayıflaması,

  • Sigara kullanımı,

  • Doğum kontrol ilaçları kullanma,

  • HIV enfeksiyonu.


Rahim ağzı kanserinin riskini azaltmak için;

  • HPV aşısı yaptırmak: Rahim ağzı kanseri ve HPV ilişkili diğer kanserlerin riskini azaltır.

  • Rutin pap-smear yaptırmak.

  • Güvenli cinsel ilişki: Prezervatif kullanmasını sağlayarak HIV ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklardan kendilerini korumaya yardımcı olabilir ancak prezervatifler HPV’ye karşı tam koruma sağlamaz. Prezervatif kullanmak enfeksiyon oranını muhtemelen yaklaşık yüzde 70 azaltır.

  • Sigara içmeyin.


TARAMA

İlk Tarama; Kadınlara ilk cinsel ilişki yaşından bağımsız şekilde 21 yaşındayken ilk rahim ağzı kanseri taramasını yaptırmasını öneriyoruz.


30 Yaşına Kadar;

  • 30 yaşına kadar ki kadınlar için üç yılda bir rahim ağzı sitoloji testi ( pap-smear) yaptırmasını öneriyoruz.

30 Yaşından Sonra;

  • 3 yılda bir rahim ağzı sitoloji testi (Pap smear testi ) yaptırmasını öneriyoruz.

  • Sitoloji ve HPV DNA testi birlikte (Co-test) yapılabilir. Her ikisi de negatif gelirse tarama beş yılda bir yapılabilir.

  • Pap-test: Normal jinekolojik muayene sırasında bir fırça yardımıyla rahim ağzında sürüntü yapılarak hücre örnekleri alınır. Bu hücrelerin patolog tarafından incelenmesi sonrası anormal hücreler varsa rapor edilir.

  • HPV testi: Normal jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından yapılan sürüntüde veya smear testi sırasında alınan örnekte HPV DNA bakılır ve yüksek riskli tipler varsa rapor edilir.

  • Pap smear testi ve HPV testleri rahim ağzı kanserleri ve prekanseröz lezyonlar için tarama yapmak amacıyla kullanılır. Erken evrelerinde rahim ağzı kanseri genelde semptomlara neden olmaz. Tarama testlerindeki anormal sonuçlar bize sadece şüpheyi gösterir tanıyı vermez. Bu nedenle tarama test sonuçlarına göre tedavi yapılmaz ve öncelikle tanı koymak gerekir

TANI

  • Kolposkopi: Pap smear testi sonuçları normal değilse, büyütücü bir lens (kolposkopi) kullanılarak rahim ağzı kontrol edilir ve kanser veya kanser öncesi lezyonlar bulunup bulunmadığını belirlemek için doku örnekleri (biyopsi) alınır. Kolposkopi, bize rahim ağzındaki şüpheli bölgelerin belirlenerek doğru yerden biopsi alınmasını sağlar.

  • Punch Biopsi (rahim ağzının dış kısmından)

  • Endoservikal Küretaj (ECC) (Rahim ağzı kanalının içinden)

  • Konizasyon ve LEEP: Eğer biopsi veya endoservikal küretaj tanı koymakta yetersiz olursa koni şeklinde daha büyük bir parça çıkartılır.

KANSER ÖNCESİ LEZYONLARI


(CIN 1, CIN 2, CIN 3) TEDAVİSİ:

Eğer biopsi sonucu CIN 1 olarak rapor edilmiş ise hiçbir şey yapılmadan 2 yıl takip edilir. Bu süre içinde CIN 1 yüzde 60-70 normale kendiliğinden döner.

2 yıl içinde düzelme olmazsa CIN 2 veya 3 gibi kabul edilip tedavi edilir. CIN 2 veya 3 gelirse LEEP konizasyon veya soğuk konizasyon yapılarak lezyon temizlenir. Bu işlemler hafif bir anestezi altında ameliyathanede yapılır. Sonrasında hasta taburcu edilir ve 3 hafta cinsel ilişkiye girmemesi, havuz ve denize girmemesi istenir. 3 hafta boyunca iyileşme sırasında kanlı-kokulu bir akıntı olabileceği hastaya anlatılır.


KONİZASYON

LEEP konizasyon: Düşük voltajlı ince bir tel ile koni şeklinde mevcut lezyonu çıkartmak.

Soğuk Konizasyon: Dokunun elektrik enerjisi kullanmadan koni şeklinde kesilerek çıkartılması.


RAHİM AĞZI KANSERİNİN EVRELENDİRİLMESİ

Eğer biopsi sonucu kanser olarak gelmişse öncelikle tedavi planı belirlemek ve kanserin yayılma durumunu değerlendirmek için klinik evreleme yapılır.


Evreleme için yapılması gerekenler:

  • Fiziksel muayene: Rahim ağzının durumu, tümörün boyutu, vajen ve yumurtalıkların durumu.

  • Görüntüleme tetkikleri: CT, MRI, PET.

  • Mesane ve rektumun değerlendirilmesi: Sistoskopi, Rektosigmoidoskopi.

  • Kan testleri


RAHİMAĞZI KANSERİNİN EVRELERİ:

  • Evre 0 veya in situ karsinom: Evre 0 kanser preinvaziv (yayılmamış) kanserdir ve anormal hücreler rahim ağzı zarı hücrelerinin yalnızca ilk katmanında görülür.

  • Evre I: Evre I kanser yalnızca rahim ağzıyla sınırlıdır. Tümörün boyutuna ve kanserin ne kadar derine yayıldığına göre IA1, IA2, IB1 veya IB2 olarak hastalığınız sınıflandırabilir.

  • Evre II: Evre II kanser rahim dışına yayılmıştır ancak pelvik yan duvarlar veya vajinanın alt üçte birlik bölümünü etkilememiştir. Evre IIA veya IIB olarak sınıflandırılabilir.

  • Evre III: Evre III’te kanser pelvik duvarı veya vajinanın alt üçte birlik bölümüne ulaşır veya tümörün genişlemesine bağlı olarak hidronefroz ve böbrek sorunlarına yol açar. Kanser hücrelerinin pelvisin yan duvarına yayılıp yayılmamasına göre Evre IIIA veya IIIB olarak sınıflandırabilir.

  • Evre IV: Evre IV’te kanser komşu organlara mesane/rektuma veya uzak organlara yayılmıştır. Evre IVA veya IVB olarak sınıflandırabilir.

RAHİM AĞZI KANSERİNİN TEDAVİSİ

Rahim ağzı kanserinin tedavisi kanserin evresine, hastanın yaşına, çocuk sahibi olma isteğine ve diğer sağlık problemlerine göre değişir. Tedavide cerrahi, radyoterapi, kemoterapi veya bunların kombinasyonu kullanılabilir.


1- CERRAHİ

  • Konizasyon: Rahim ağzındaki lezyonun koni şeklinde çıkartılmasıdır. Çok erken evrelerde, genç ve çocuk isteyen hastalarda uygulanabilir.

  • Trakelektomi: Erken evre serviks kanseri, daha çocuk sahibi olmamış genç yaş grubunda da görülebilir. Bu nedenle doğurganlık potansiyelini korumak isteyen hastalarda tercih edilecek cerrahi yöntem Radikal Trakelektomi’dir. Bu yöntemde serviks, üst vajen ve iki taraflı parametrium dokusu çıkartılır, fakat uterus muhafaza edilir ve vajene tekrar birleştirilir. Böylece hastaların gebe kalma şansları korunmuş olur. Radikal trakelektomi yapılan hastalarda tedavi başarısı farklılık gösterse de mutlak doğurganlığını korumak isteyen seçilmiş hasta grubuna, risk ve avantajları iyice tartışıldıktan sonra uygulanmalıdır. Bu yöntemde de radikal histerektomide olduğu gibi birlikte pelvik lenfadenektomi yapılır.

  • Histerektomi: Erken evre serviks kanserinde standart tedavi, uterus, serviks, üst vajen ve iki taraflı parametrium dokusunun çıkartıldığı Radikal Histerektomi’dir. Bu ameliyat, aynı zamanda kanserin yaygınlığını tesbit etmek ve kontrolünü sağlamaya yarayan Pelvik Lenfadenektomi’yi de (pelvik lenf bezlerinin çıkartılması) içerir.

  • Erken evrelerde, ameliyat genellikle çoğu kanser merkezinde açık olarak, minimal invazif cerrahi konusunda eğitimli merkezlerde ise laparoskopik veya robotik cerrahiyle kapalı olarak yapılabilir.

  • Ekzanterasyon: İlerlemiş kanserde veya önceki tedaviyi takiben lokalize tekrarlamış kanser olgularında uzak organlara yayılım olmamış ise oldukça radikal bir ameliyat olan ekzanterasyon önerilebilir. Bu ameliyat eğer daha önce çıkarılmamış ise rahim, rahim ağzı, lenf düğümleri ve olasılıkla mesane, vajina, rektum ve kolonun bir kısmının alınmasını içerir. Genellikle ilk tedavide radyoterapi alıp sonradan bu bölgede tekrarlamış hastalıkta yapılması gereken bağırsakların ve idrar yolunun karın ön duvarına ağızlaştırıldığı bu geniş ameliyattır.


2- RADYOTERAPİ

  • External Radyoterapi: Genellikle rahim ağzı kanseri ilerlemiş ise birincil tedavi olarak radyoterapi tercih edilir. Bazı durumlarda bu tedaviye kemoterapi de eklenir. Radyoterapi 5 hafta kadar süren hastanın kısa sürelerle hastaneye gelip ışın tedavisi alması şeklinde olur. Bazen erken evrelerde de hastanın genel durumu cerrahi tedavi için uygun değilse ilk tercih olarak radyoterapi seçilebilir.

  • Brakiterapi: Brakiterapi, vajinal yolla rahimağzına uygulanan radyoterapidir.


3- KEMOTERAPİ

Kemoterapide kanserli hücreleri yok etmek için damardan veya ağız yoluyla anti-kanser ilaçlar verilir. Kanser uzak organlara yayıldığında veya ilk tedaviden sonra nüksettiğinde yüksek dozlarda kemoterapi uygulanır.


KORUNMA

  • HPV Aşısı: Rahim ağzı kanserinin yüzde 99 nedeni Human papilloma virüstür (HPV). 2005 yılından beri HPV aşısı rahim ağzı kanseri ve diğer HPV ile ilgisi olan kanserlerin ve kanser öncesi lezyonları önlenmesi için kullanılmaktadır. Güncel HPV aşılarında 9 adet yüksek riskli HPV tipine karşı koruyuculuk vardır. Bu aşının koruyuculuğu tüm rahim ağzı kanserinin yüzde 93’ünü kapsamaktadır. Ayrıca siğil oluşumundan da yüzde 90 korumaktadır. Aşının özellikle genç kız veya erkeklere, daha hiç HPV ile karşılaşmadan yapılması önerilir ve böylece aşıdan yüzde 100 yararlanmaları sağlanabilir.

  • Primer Korunma: HPV Aşısı

  • Sekonder korunma: Pap-smear veya HPV testi.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page