top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 24 Şub
  • 4 dakikada okunur
Rahim (uterus) sarkması, pelvis taban kaslarının ve ligamentlerin gerilmesi ve zayıflamasının bir sonucu olarak rahime yeterli desteği sağlayamadığında ortaya çıkar. Bu durumda rahim aşağı doğru kayar veya vajinadan dışarı çıkar. Rahim sarkması her yaştaki kadında ortaya çıkabileceği gibi sıklıkla bir veya birden fazla vajinal doğum yapmış, menopoz sonrası dönemde olan kadınlarda görülmektedir.


NEDENLERİ

1- Gebelik ve doğum sırasında destek bağ dokusunun zarar görmesi

  • Birden fazla vajinal doğum sayısı

  • Zor doğum ve uzun süren doğum eylemi

  • Doğum sırasında meydana gelen yaralanmalar

  • Büyük bebek doğurmak (4000-4500 gr)


2- Yerçekimi etkisi

3- Östrojen eksikliği

4- Obezite

5- Yıllarca tekrarlayan zorlamalar (kronik kabızlık, kronik öksürük, astım vb.)

6- Genetik olarak zayıf bir bağ dokusuna sahip olmak


BELİRTİLER

Rahim sarkmasının şiddeti değişkenlik gösterir. Hafif bir rahim sarkmanız olabilir, hiçbir belirti ve bulgu yaşamıyor olabilirsiniz. Eğer orta veya ileri düzeyde rahim sarkması varsa aşağıdaki belirtileri yaşayabilirsiniz:

  • Kasıklarda ağırlık ve çekilme hissi

  • Vajenden dokunun dışarı çıkması

  • İdrar kaçırma veya yapamama gibi üriner problemler

  • Bağırsak hareketlerinde sorunlar

  • Bel ağrısı

  • Sanki küçük bir topun üzerinde oturuyormuşsunuz gibi veya vajenden dışarı bir şey çıkacakmış gibi hissetmek

  • Sabahları daha az olup akşama doğru kötüleşen semptomlar

  • Cinsel fonksiyonların bozulması


Rahim sarkması şiddetli olmadıkça tedavi gerektirmez. Eğer belirti ve bulgularınız rahatsız edici ve normal aktivitelerinizi engelliyorsa tedaviden fayda görebilirsiniz. Bu durumda tedavi seçeneklerini tartışmak için doktorunuzla konuşabilirsiniz.


KOMPLİKASYONLAR

  • Ülserler: Şiddetli rahim sarkması durumlarında, vajinal bölge rahmin aşağı inişiyle beraber dışarı çıkarak iç çamaşıra sürtünebilir. Bu durum bazı vakalarda vajinada ülserlere (yara) yol açabilir. Nadir vakalarda da ülserler enfekte olabilirler.

  • Diğer pelvik organların sarkması: Eğer rahminiz sarkıyorsa diğer pelvik organlar olan mesane ve rektum da birlikte sarkabilir. İdrar yapmayı zorlaştıran ve idrar yolu enfeksiyonu riskini artıran sarkmış mesane (sistosel) vajenin ön duvarında çıkıntı oluşturur. Rektum üzerindeki bağ dokusunun zayıflığı, bağırsak hareketlerini zorlaştırabilecek rektumun vajene fıtıklaşmasına (rektosel) neden olabilir.


TANI

  • Pelvis Muayenesi: Rahim sarkması tanısı genellikle jinekolojik muayenede konur. Bu muayene sırasında, sizden ıkınmanız veya kaslarınızı sıkmanız istenebilir.  Muayeneniz ayakta veya jinekolojik muayene pozisyonunda yapılabilir.

  • Anket: Rahim sarkmanızın hayat kalitenizi nasıl etkilediğini gösteren doktorunuzun sizi değerlendirmesine yardımı  olacak bir anket doldurabilirsiniz. Bu bilgi tedavi kararlarınıza rehberlik edebilir.

  • Ürodinami testleri: Eğer şiddetli idrar kaçırmanız (inkontinans ) varsa mesane fonksiyonlarınızın değerlendirilebilmesi ve cerrahi tedaviden göreceğiniz yararın belirlenmesi için gerekebilir.

  • Manyetik rezonans görüntüleme: Rahim sarkmasında, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya ultrason gibi görüntüleme testlerine genellikle ihtiyaç duyulmaz. Ancak  bu testler bazen sarkmanın derecelendirmesinde faydalı olabilir.


ÖNLEME YOLLARI

Rahim sarkması her zaman önlenemese de risk azaltılabilir:

  • Kegel egzersizleri: Bu egzersizler özellikle doğum sonrası etkilenen pelvik taban kaslarınızı güçlendirebilir. Kegel egzersizi yapabilmek için aşağıdaki adımları izleyin:

    - Pelvis taban kaslarınızı (idrarı durdurmak için kullandığınız kaslarınızı) sıkın.

    - Sıkma işlemini 5 saniye boyunca devam ettirin, sonra 5 saniye gevşek bırakın.        

    - Eğer bu çok zor olursa başlarda 2 saniye sıkıp 3 saniye gevşeyin.

    - 10 saniye kasılı tutabildiğiniz zamana kadar çalışmaya devam edin.

    - Bu egzersizi her seferinde 10 defa, günde 3 set olarak yapın.

  • Pilates: Bu egzersiz yöntemi ilgili kaslarınızın güçlenmesine yol açar

  • Kronik Kabızlığın önlenmesi ve tedavi edilmesi: Fazla miktarda sıvı alın. Meyve, sebze, fasulye ve tam tahıllı gevrekler gibi yüksek lifli yiyecekleri yiyin.

  • Ağır kaldırmaktan kaçınma ve ağır kaldırırken doğru yöntemi kullanmak: Ağır bir şey kaldırırken bel ve sırtınız yerine bacaklarınızı kullanın.

  • Kronik öksürüğü kontrol altına almak: Sigara içmeyin ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOACH) veya bronşit için tedavi alın.

  • Kilo almaktan kaçınmak: İdeal kilonuzu ve eğer ihtiyacınız varsa kilo verme stratejinizi belirleyin.



TEDAVİ

Rahim sarkması şiddetli değilse ve bir şikayetiniz yoksa genellikle bir tedavi gerekmez. Ancak pelvis tabanı tonusunu kaybetmeye devam edebilir, zamanla rahim sarkması ilerleyebilir ve şikayetler ortaya çıkabilir.


Tedavi Seçenekleri

1- Laser Uygulamaları: Vajinal kas ve destek dokularının tonusunu ve gücünü artırır, gevşekliği azaltır ve hafif sarkmalarda şikayetlerin azalmasını sağlar.

2- Vajinal Pesser: Bu plastik veya silikon bir halkadır. Bu alet vajinanızın içine yerleştirilir ve rahminizi yerinde tutar. Pesserler, düzenli olarak çıkartılıp temizlenmelidir. Bazı pesserleri akşam çıkarıp sabah takabilirsiniz ama bazı pesserler takıldığı yerde uzun süre kalabilmektedir. Geçici bir tedavidir, sadece kullanıldığı süre işe yarar. Pesserler vajinal dokuyu yaralayabilir ve cinsel ilişkiyi engelleyebilir.

3- Cerrahi: Şiddetli sarkmalarda ve şikayetin çok olduğu durumlarda kalıcı bir tedavi olarak anatominin restorasyonu için cerrahi uygulanır. Minimal invaziv yöntemler        (laparoskopik ve robotik), vajinal veya açık cerrahi kullanılabilir. Bu onarım sırasında bazen zayıf dokuları desteklemek için sentetik materyaller kullanılabilir. Rahim sarkması için yapılan cerrahi tedavide bazı şartlarda rahmin  alınması anlamına gelen histerektomi ameliyatı yapılabilir. Her ameliyatın avantaj ve dezavantajları mevcuttur ve bunlar için cerrahınızla konuşarak karar vermeniz gerekecektir.

  • Sakropeksi ( sakrokolpopeksi / sakrohisteropeksi): Bu yöntemde vajen kafı veya uterus sakrum kemiğine bie bant şeklinde sentetik bir materyal ( mesh ) ile fikse edilir. Bu teknik laparoskopik, robotik veya açık olarak yapılabilir.

  • Uterosakral Plikasyon: Laparoskopik olarak uterusu ve vajeni yerinde tutankardinal ve uterosakral ligamanlar birbirlerine bağlanır ve güçlendirilir.

  • Laparoskopik Lateral süspansiyon: Servikovajinal fasiaya mesh fikse edildikten  sonra her iki yan tarafta peritonun altından iliak crestin 2 cm üzerinde batın ön duvarından mesh çıkartılır ve kesilir.

  • Laparoskopik Pektopeksi: Bant şeklinde bir mesh ön vajen duvarına veya servikse fikse edilir ve uçları pelvisin yan tarafında iliopektineal ligamana bağlanır.

  • Sakrospinoz fiksasyon: Vajinal yolla vajen kafı genellikle tektaraflı skrospinöz ligamana fikse edilir.


Eğer ilerde gebelik planınız varsa rahim sarkması ameliyatları için uygun bir aday olmayabilirsiniz. Çünkü gebelik ve bebeğin doğumu rahminizi destekleyen dokular üzerinde gerilim oluşturacağı için onarım ameliyatının faydalarını ortadan kaldıracaktır. Ayrıca sağlık sorunları olan hastalarda cerrahi tedaviler riskli olabileceği için pesser kullanımı uygun tedavi seçeneği olabilir.



  • Yazarın fotoğrafı: Prof. Dr. Mete Güngör
    Prof. Dr. Mete Güngör
  • 5 Ara 2024
  • 4 dakikada okunur
Üriner İnkontinans, istemsiz idrar çıkarma olarak tanımlanabilir. İdrar kaçırma şikâyeti, fiziksel olarak hayatı etkilemesinin yanında psikolojik olarak da utanma, kendini izole etme, iş ve sosyal yaşamı sınırlandırma gibi tüm hayatı etkilemektedir.

İdrar kaçırma üç farklı başlık altında sınıflandırılır:

1) Stres Üriner İnkontinans: Fiziksel efor veya karın içi basıncın artması nedeniyle (ıkınma, zorlanma, hapşırma, ağır kaldırma vs.) idrarın mesaneden kaçarak dışarı çıktığı durumdur. Bu duruma mesane boynunu destekleyen dokulardaki gevşeme ve elastikiyet kaybının neden olduğu bilinmektedir.

2) Urge İnkontinans: Acil idrar yapma hissiyatını takiben idrara yetişememe şeklinde ortaya çıkan idrar kaçırmadır. Nedeni; mesane kaslarının düzensiz ve kontrolsüz kasılmasıdır.

3) Mikst İnkontinans: Her iki durumun birlikte olmasıdır.


GÖRÜLME SIKLIĞI

İdrar kaçırma şikâyetleri yaşla birlikte artar. Özellikle Stres Üriner İnkontinans’ın görülme sıklığı 50 yaşına kadar artış gösterir. 50 yaş sonrası fiziksel efor azalmasına bağlı olarak görülme sıklığında hafif bir azalma olur.


Oransal ağırlığı değişmekle beraber özellikle vajinal doğum yapmış kadınların yüzde 65’inde Stres Üriner İnkontinans şikâyeti görülür. Bunların yaklaşık yüzde 15-20’si günlük hayatın ciddi bir şekilde etkilendiği seviyededir. İdrara yetişememe durumu olan Urge İnkontinans ise özellikle 50 yaş sonrasında sıklığı artarak görülür.


ŞİKAYETLER

Stres Üriner İnkontinans genelde öksürme, gülme, hapşırma, ayağa kalkma, spor yapma veya ağır birşeyi kaldırma sırasında idrar kaçırma ile kendini gösterir. Özellikle mesane dolu iken bu sayılan durumlarda şikayetler belirgin olarak artar.


NEDENLERİ VE ARTTIĞI DURUMLAR

İdrar kaçırma şikâyetlerinden özellikle Stres Üriner İnkontinans, doğum sayısı ile doğru orantılı olarak artar. Doğum sırasında bebeğin geçtiği yollarda oluşan doku hasarının, bu duruma neden olduğu düşünülüyor.Şikâyetler doğumdan hemen sonra başlayacağı gibi seneler sonrasında da görülebilir.

Bunların dışında;

  • Kronik öksürüğe yol açan astım, KOAH gibi hastalıklarda,

  • Karın içi basıncın arttığı ve doku defektlerinin daha sık olduğu obezitede,

  • Kronik öksürük ve doku bozukluğuna neden olan sigara içmede,

  • İdrar üretimini arttıran çay, kahve ve alkolün yoğun tüketilmesinde,

  • Hormon yokluğunda doku desteğinin azaldığı menopozda, idrar kaçırma sıklığı artar.


RİSK FAKTÖRLERİ

Yaş: Stres İnkontinans; yaşlanmanın normal bir parçası olmamasına rağmen kasların güçsüzleşmesi gibi yaşlanmayla ilişkili fiziksel değişiklikler nedeniyle idrar kaçırma şikâyetinde artış olur. Ancak idrar kaçırmanın her yaşta görülebileceği de unutulmamalı.

Doğum Şekli: Birden fazla vajinal doğum yapanlarda, doğumun ıkınma evresi uzamış olanlarda, iri bebek, forceps veya vakum kullanılmasını gerektiren zor doğumlarda ve doğum esnasında geniş yırtıkların meydana geldiği durumlarda Stres İnkontinans daha sık görülür.

Vücut Ağırlığı: Obez kadınlarda idrar kaçırma daha sık görülür. Bunun altında artmış karın içi basınç ve doku bütünlüğünün bozulması olduğu düşünülüyor.

Geçirilmiş Cerrahiler: Rahim alma ameliyatı sonrası destek dokunun ve sinir sisteminin zarar görmesi nedeniyle idrar kaçırma şikâyeti oluşabilir. Bu durum, genelde ameliyat sırasında uygulanan bazı cerrahi tekniklerle engellenebilir.


KLİNİK DEĞERLENDİRME VE TANI

Stres Üriner İnkontinans, iyi bir tıbbi öykü alma ve klinik değerlendirme ile çoğu zaman tanınabilir. Klinik değerlendirmede önemli nokta, Stres Üriner İnkontinans’ı diğer idrar kaçırma tiplerinden ayırmaktır.

Tıbbi Öykü: Tıbbi öyküde; özellikle idrar kaçırmanın sıklığı, hangi durumlarda olduğu, artıran ve azaltan durumlar, hangi ilaçların kullanıldığı, geçirilmiş ameliyatlar, doğum sayısı, doğum şekilleri, idrar yolu enfeksiyonu şikâyetleri ve tedavi gördüğü hastalıklar (diyabet, nörolojik hastalıklar, kardiyolojik ve solunum hastalıkları vs.) mutlaka sorgulanmalıdır.

İdrar Günlükleri: İdrar günlüğü hastanın gün boyunca idrar kaçırma sıklığının, miktarının ve sıvı alımının kayıt edilerek takibe alınmasıdır. Değerlendirilmesinin basit ama tanıyı ve klinik durumu netleştirmenin çok etkin bir yolu olduğunu bilmekteyiz.

Fizik Muayene: Anatomik hasarı tesbit için yapılır.

İdrar Analizi ve Kültürü: Enfeksiyonu tesbit etmek için alınır.

Nörolojik Değerlendirme: Pelvik sinir hasarlarını tesbit etmek için uygulanır.

Stres Testi: Dolu mesane ile hasta ıkındırılarak veya öksürtülerek idrar kaçırması takip edilir.

Ürodinamik Testler: Stres Üriner İnkontinans tanısı için şart olmamakla birlikte tanı koymanın zor olduğu durumlarda (ek hastalık, nörolojik anormalliklerin varlığı, kaza veya cerrahi öyküsü, radyoterapi öyküsü) bu testlerden faydanılabilir. Bu testlerle işeme hızı, işeme sonrası mesane hacmi ve mesane basıncı gibi işeme fonkisyonunun detaylı değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.



TEDAVİ

DAVRANIŞSAL TEDAVİLER

Pelvik Kas Egzersizleri: Kegel egzersizleri, pelvik kasların güçlenmesini sağlayarak idrar kaçırma şikayetlerini düzeltebilmektedir.

Sıvı Alımının Kısıtlanması: Doktor kontrolünde sıvı alımın düzenlenmesi, idrar kaçırma şikâyetlerinde belirgin bir iyileşme sağlamaktadır.

Planlı Tuvalet Uygulaması: Sık idrara çıkma şeklinde oluşturulan tuvalet alışkanlığı ile idrar kaçırma şikayeti azaltılabilir.


HAYAT TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ

Kilo Verme: Özellikle ‘Vücut Kitle Endeksi’ 25’in üzerinde olanlarda kilo vermek idrar kaçırma şikayetlerini azaltır.

Lifli Gıdalar Tüketilmesi: Eğer kabızlık; idrar kaçırma şikayetini arttırıyorsa, lifli gıdalar tüketilerek kabızlık azaltılır. Bu durum şikâyetin de azalmasına yol açar.

Sıvı Alımının Düzenlenmesi: Özellikle kahve, çay ve alkol gibi idrar miktarını arttıran içeceklerin tüketiminden kaçınmak idrar kaçırma şikâyetlerinde azalmaya yol açar.

Sigara İçmemek: Sigara kullanımı kronik öksürüğe ve mesanenin düzensiz kasılmalarına neden olabileceği için sigarayı bırakmak idrar kaçırma şikayetlerinde düzelmeye yol açar.


CİHAZ UYGULAMALARI

Vajinal Pesserler: Özellikle cerrahi için yüksek riskli ve mesane sarkması olan hastalarda, özel şekilli vajinal halkaların uygulanması idrar kaçırma şikayetini düzeltebilmektedir. Bu yöntemde vajinal uygulanan halkaların düzenli bir şekilde çıkarılıp temizlenmesi gerekmektedir.

Üretral Uçlar: Nadir kullanılan bu aygıtlar; özellikle idrar kaçırılan aktiviteler öncesinde idrar yoluna bir tıkaç koyarak idrar kaçırmanın engellenmesi yöntemidir.


CERRAHİ

Stres Üriner İnkontinans’da uygulanan cerrahi tedavilerin temel amacı mesane boynunun desteklenmesini sağlamaktır.

Sling (Askı) Ameliyatları: Bu, Stres Üriner İnkontinans durumunda en sık kullanılan ameliyat tekniğidir. Bu prosedürde mesh denilen sentetik materyaller hamak şeklinde mesane boynuna destek oluşturmak için kullanılır. Bu materyaller, kişinin kendi dokusundan veya hayvan dokularından olabileceği gibi daha sıklıkla sentetik materyallerden  yapılmış olabilir.

Mesane Boynuna Enjeksiyonlar: Mesane boynunu desteklemek amacıyla bu alana sentetik polisakkaritlerden yapılmış jeller enjekte edilebilir. Etkin bir yöntem olmasına rağmen etkisinin çoğu zaman geçici olması nedeniyle nadiren kullanılır.

Retropubik Kolposuspansiyon (BURCH): Bu teknik, kapalı veya açık cerrahi  ile yapılabilen mesane boynu ve çevre dokunun desteklenip dikişlerle ligamanlara ve kemiklere asılması işlemidir.

Doğum kontrol hapları, içerdikleri östrojen ve progesteron hormonu türevlerinin etkileriyle yumurtlama sürecini geçici olarak durduran ve bu şekilde gebeliği önleyen ilaçlardır. Ayrıca doğum kontrol haplarında bulunan progesteron türevi madde rahim iç tabakasını inceltir ve embriyonun yerleşmesine elverişsiz hâle getirir. Aynı madde rahim ağzı salgısını koyulaştırıp spermlerin geçişini zorlaştırarak gebeliği engeller. Düzenli olarak kullanıldıklarında doğum kontrol haplarının koruyuculuk oranları yüzde 100’e yakındır ve gebelik çok nadiren oluşur. Aile planlamasında etkin bir yöntem olan doğum kontrol hapları, uzun süreli kullanan kadınlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri görülme olasılığını yüzde 50 azaltır.


Kullanım Şekli:

İlk kutunun ilk hapı âdet kanamasının tercihen birinci veya ikinci günü  alınmalıdır. Koruyuculuk o ay hapların düzenli olarak kullanılacağı varsayılırsa hemen başlar. Kutunun içindeki ilaçlar 21 günün sonunda biter. Bir haftalık ara verilir ve sekizinci günde diğer kutuya başlanır. Ara verilen süre içerisinde genellikle kutunun bitiminden iki gün sonra âdet kanaması gerçekleşir ve bir sonraki kutuya başlama zamanı genellikle âdetin dördüncü veya beşinci gününe denk gelir. Âdet kanamasının ne zaman gerçekleştiği önemli değildir. Haplar her günün belli bir zaman diliminde (sabah, öğlen, akşam veya gece yatarken) tok karnına alınır. Hapların aynı saatte alınması koşul olmamakla beraber hap alma alışkanlığını korumak açısından kadının belli bir saati belirlemesi ve günlük hapını bu saatte alması önerilir. İlacın günlük dozu unutulduğunda ertesi günü iki adet birden alınmalıdır. Bu durumda koruyuculuk oranı azalmaz. İlacın iki günlük dozu birden unutulduğunda o ay için koruma olmayabileceği düşünülmeli ve ek bir yöntem kullanılmalı ayrıca ara kanama olabileceği de bilinmelidir.


Haplarının Olumlu Etkileri

Doğum kontrol hapları düzenli olarak kullanıldığında istenmeyen bir gebelikten korunmanın yanı sıra âdetlerin düzenli olmasını da sağlar ve âdet kanamasının miktarını azaltarak gereksiz kan kaybını önler. Demir eksikliği anemisini, âdet öncesi gerginlik belirtilerini azaltır ve bu etkisiyle PMS hastalığında (adet öncesi gerginlik sendromu) tedavi amaçlı olarak kullanılır. Doğum kontrol hapı kullananlarda âdet sancısı, akne (sivilce) ve tüylenme daha az sıklıkla görülür. Uzun süreli kullanımlarda rahim kanseri ve yumurtalık kanseri görülme olasılığı yüzde 50 azalır. Gebelik oluşma riskinin azalması dış gebeliğinin ortaya çıkma riskinin de azalmasını sağlar. Yumurtlama süreci baskılandığından hap kullanan kadınlarda işlevsel yumurtalık kistleri ve fibrokistik meme sorunu daha az görülür. Doğum kontrol hapları pelvik enfeksiyon gelişme riskini azaltır. Bir yıllık kullanımda pelvik enfeksiyon riski en az yüzde 50-60 oranında azalır ve bu durum hap kullanıldıkça devam eder. Bu etki muhtemelen doğum kontrol haplarının içerdiği progesteron hormonu türevi maddenin rahim ağzı salgısını koyulaştırarak bakterilere karşı daha az geçirgen hâle getirmesiyle ilgilidir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda endometriozis daha az sıklıkla görülür ve bu hastalığı olan kadınlarda belirtiler daha hafif seyreder. Hap kullanan kadınlarda kemik yoğunluğu daha yavaş azalır.



Haplarının Yan Etkileri

  • Damar Tıkanıklığı Riski: Doğum kontrol haplarının en korkulan yan etkisi kanın pıhtılaşma eğilimini artırması nedeniyle damar tıkanıklığına yol açabilmesidir. Bu yan etki günümüzde kullanılan düşük doz ilaçlar sayesinde çok ender görülür hâle gelmiştir.

  • Kanser Riski: Kadınların çoğu “kanser yapar” korkusuyla hap kullanmaktan çekinirler. Elimizdeki veriler, doğum kontrol hapı kullanımının rahim iç tabakası ve yumurtalık kanserinin ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir. İstatistikler bir yıl gibi kısa süreli bir kullanımın bile rahim iç tabakası kanseri görülme sıklığını yarı yarıya azalttığını ve üç yıllık kullanımda bu koruyucu etkinin en üst seviyeye ulaştığını ortaya koymaktadır. Hap bırakıldıktan sonra da koruyucu etkisi 20 yıl daha devam etmektedir. Yumurtalık kanseri gelişiminde çok fazla yumurtlamanın etkisi vardır. Doğum kontrol haplarının kullanımı, yumurtlamayı engellediğinden yumurtalık kanseri gelişimi olasılığını azaltır. Doğum kontrol haplarının içindeki progesteron hormonu, rahim içini incelttiğden kanser gelişme olasılığını düşürür. Meme kanseri konusundaki veriler çelişmekle beraber, haplar kısa süreli kullanımda (beş yıl ve daha az) muhtemelen bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdir. Bu konudaki çalışmalar hâlen devam etmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalardan çıkan en önemli sonuçlardan biri hap kullanımının meme dokusu içinde gelişmeye başlamış ancak belirti vermeyen kanser kitlesinin gelişimini hızlandırabilmesidir. Kâr-zarar oranı karşılaştırıldığında hap kullanımından elde edilen kâr, çok düşük olasılıkla ortaya çıkan bu etkinin vereceği muhtemel zarardan çok daha fazladır. Rahim ağzı kanserleri üzerine direkt bir etkisi olmamakla birlikte rahim ağzında yaptığı değişikler ile rahim ağzını HPV gibi rahim ağzı kanseri yapan viruslere karşı daha hassas hâle getirir. Ancak düzenli smear testleri yaptıran kadınlar rahim ağzı kanserinden korunabilir.

  • Bulantı ve Kusma: Hapların içeriğinde bulunan östrojen hormonu beyindeki bulantı merkezine direkt etki ederek bulantı ve bazen kusma şikayetinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Günümüzde kullanılan düşük doz haplarda bu yan etki de daha az görülmektedir. Genellikle birkaç kutu bitimi sonrasında vücudun ilaca alışmasıyla bulantı ortadan kalkmaktadır.

  • Lekelenme Tarzı Ara Kanamalar: Özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları ilk kullanım aylarında yüzde 10-30 kadının âdet döngüsünün ilk günlerinde birkaç gün süren lekelenme tarzında ara kanamalara yol açabilir. İlacın koruyuculuğunu hiçbir şekilde azaltmayan bu durum genellikle birkaç period sonrası düzelir. Hap kullanan kadınların ara kanaması ortaya çıktığında durumu doktorlarına iletmeleri ve kanamanın başka bir nedene bağlı olmadığından emin olunması amacıyla jinekolojik muayeneden geçmeleri önemlidir.

  • Âdet Kanamasının Olmaması: Hapların içerdiği progesteron hormonu bazı kadınların âdet görmekte zorlanmasına neden olabilir. Bu durumda hap kullanımına devam etmek ve kutular arası olağan yedi günlük arayı vermek uygun bir seçenek olabilir. Âdet görememekten rahatsız olan kadınlar ilacı bıraktıktan belli bir süre sonra yeniden âdet görmeye devam ederler. Bu yan etkinin ortaya çıkma olasılığı hap kullanım süresi arttıkça artar.

  • Âdet Kanamasının Azalması: Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda âdet kanamasının gün ve toplam miktarının azalması hemen hemen bir kuraldır. Bu yan etkiyi olumsuz olarak değerlendirmek anlamsızdır. Kanamanın azalmasının nedeni “kanın içeride hapsolması” değil, kanayacak rahim iç tabakası gelişiminin hap kullananlarda daha az olmasıdır.

  • Libido (Cinsel İstek) Azalması: Doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında ilacın kesilmesi önerilir.

  • Kilo Alımı: Doğum kontrol haplarının dozları düşürüldükten sonra bu yan etki de daha az görülür hâle gelmiştir. Genellikle doğum kontrol hapları vücutta bir miktar ödem yapar ve bu durum kiloya yarım ya da bir kg olarak yansır. İlacın direkt olarak kilo yapıcı etkisi yoktur ancak iştah açabilir. Eğer bu duruma eşlik edilirse o zaman kilo alınabilir. Ancak ilaçlar genel olarak kilo yapmazlar.

  • Memelerde Hassasiyet: Bazı durumlarda doğum kontrol hapı kullanımı memelerde dolgunluk ve hassasiyet ortaya çıkmasına neden olabilir. Genellikle günlük hayatı etkilemeyecek kadar hafif seyreden bu yan etki, düşük dozlu doğum kontrol haplarında oldukça ender olarak ortaya çıkmaktadır. İlacı kestikten sonra ortadan kalkar.

  • Yüz Cildinde Lekelenme: Düşük doz doğum kontrol haplarının çok ender görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında tedavi edilmesi zor olabilir ve ilk belirtiler görüldüğünde ilacın bırakılması faydalıdır.

  • Sivilce ve Tüylenme: Hapların içerdiği progesteron hormonu türevi maddenin, erkeklik hormonu benzeri yan etkileri yüzde ve vücudun diğer hassas bölgelerinde sivilce ve ileri durumlarda tüylenme ortaya çıkmasına neden olabilir. Yeni jenerasyon doğum kontrol haplarının içerdiği progesteron hormonu türevi maddeler, bu etkiden büyük oranda arındırılmış olduklarından bu yan etki çok ender olarak ortaya çıkar. Aksine sivilce ve tüylenme şikayeti olan kadınlarda yeni jenerasyon hapların bu şikayetleri azaltıcı etkileri olduğu bilinmektedir.

  • Baş Ağrısı: Düşük doz doğum kontrol haplarının nadir görülen bir yan etkisidir. Ortaya çıktığında mutlaka doktor haberdar edilmelidir. Ağrı kesicilere cevap vermeyen baş ağrısı, ilacın hemen kesilmesini gerektirir.

  • Gebeliğin Gecikmesi: Doğum kontrol haplarının gebe kalabilirliği kalıcı olarak ortadan kaldırması teorik olarak mümkün değildir. Ancak hap kullanımı bırakıldıktan sonra yumurtlamanın devreye girmesi üç aya kadar gecikebilir.



Hapların Sakıncalı Olduğu Durumlar

Doğum kontrol hapları uygun kişilerde usulüne uygun kullanıldıklarında nispeten güvenli ilaçlardır. Genel olarak aşağıdaki durumların varlığında doğum kontrol haplarının kullanılması kesinlikle sakıncalıdır.

  1. Gebelik şüphesi veya gebelik varlığı,

  2. Nedeni henüz belirlenmemiş âdet dışı kanama,

  3. Tromboflebit (damar iltihabı) geçirmek veya daha önceden bu sorunu yaşamış olması,

  4. Vücudun herhangi bir organında damar tıkanıklığı sorunu yaşamak veya daha önceden bu sorunu yaşamış olması,

  5. Yetmezlikle seyreden kronik karaciğer hastalığı sorunu olması,

  6. Meme kanseri şüphesi olması,

  7. İlaç içinde bulunan maddelere karşı alerjisi olması.


Yukarıdaki maddeler dikkatlice gözden geçirildiğinde doğum kontrol haplarının en büyük risklerinin damarlar üzerinde olduğu görülebilir. Hapların içerdiği östrojen hormonu türevi madde, damarların içinde akan kanın pıhtılaşma eğilimini artırır. Normal şartlarda bir yaralanma sonucunda kan kaybını önlemeye yönelik çalışan bu mekanizma, gereğinden fazla çalıştığında hayati organlara kan götüren damarlardan birinin içinde bir pıhtı oluşmasına ve damarın tıkanmasına neden olabilir. Özellikle damar tıkanıklığı açısından risk altında olan kadınlarda hap kullanımının pıhtılaşmayı artırıcı yöndeki eğilimi hayati sorunlar meydana getirebilir. Östrojen hormonu karaciğer yoluyla vücuttan atılan bir maddedir ve karaciğer işlevleri yetersiz olan kadınlarda, hormon vücuttan yeterince hızlı bir şekilde uzaklaştırılamaz ve birikici etkiler oluşabilir. Östrojen hormonu meme dokusu üzerinde önemli etkilere sahiptir ve meme kanseri şüphesi durumunda kesin tanı konana kadar bu hormonun kullanılmaması son derece önemlidir.



Düşük, Kürtaj ve Doğum Sonrası Kullanım

Doğum kontrol haplarına düşük ve kürtajdan hemen sonra başlanabilir.

Doğum sonrasında ise anne sütünün miktarını azaltabileceğinden emzirme döneminde alınmaları uygun değildir. Emzirmeyi düşünmeyen annelerde ise doğumdan altı hafta sonra kullanılmaya başlanabilir. Daha erken başlandığında damarsal sorun ortaya çıkma riski artabileceğinden lohusalık döneminde kullanılması önerilmez.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page