top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 19 Ara 2024
  • 2 dakikada okunur
Maria’nın Çiçekleri markasıyla özel tasarımlara imza atan Maria Bulanalp, çiçek atölyeleri ve etkinlik organizasyonlarıyla da öne çıkıyor. Florist Maria Bulanalp ile çiçeklerle başlayan ve tutkuyla devam eden yolculuğu üzerine konuştuk.


Maria Bulanalp: “Tasarımlarımda doğadan ilham alıyorum”

Maria Bulanalp, doğada vakit geçirdikçe çiçeklere olan sevgisini keşfetmiş. Tasarımlarını paylaştığı Maria’nın Çiçekleri isimli Instagram profili o kadar ilgi görmüş ki kısa sürede bu işi profesyonelce sürdürmeye yönelmiş. Şu sıralar davet ve düğünler için ekibiyle çiçek tasarımının yanı sıra organizasyonu da üstleniyor. Çiçeklere ilgi duyanlara yönelik yaptığı atölyeler de yoğun ilgi görüyor. Hayali ise bir kadın girişimci olarak Türkiye’de rağbet gören ancak yetiştirilemeyen çiçeklerin üretimine başlamak.


Maria Bulanalp | Florist
Maria Bulanalp | Florist

Çiçeklere karşı olan ilginiz ne zaman başladı?

Küçüklüğümden beri çiçeklere ilgim vardı. Çiçeklerin arasında büyüdüm. Şakayıkların ve müge çiçeklerinin bol olduğu bir memleketten geliyorum. Çocukluğumda evimizdeki vazoyu doldurma görevi benimdi. Bahçedeki çiçeklerden aranjman yapar doldururdum. Çocuk sahibi olduktan sonra kurumsal hayattan vazgeçip çiçek hobime yöneldim. Hobim işim oldu.


Yeşilin enerjisini ve hayatınızdaki yerini nasıl tanımlarsınız?

Yeşilin enerjisi hayatımda olmazsa olmaz. Ağaçlara, yeşile bakarken çok rahatlarım. Yeşil hayattır, dünyamızın, ormanlarımızın, yaşadığımız tüm alanlarımızın olmazsa olmazı.



Tasarımlarınızda en çok nelerden ilham alıyorsunuz? Çiçek tasarımının sırrı nedir?

Tasarımlarımda en çok ilham aldığım yer doğa. Tıpkı doğadaki gibi kuralsız, bir çiçek uzun, bir çiçek kısa, kendine has ve özgür tasarımlar hazırlıyorum. Başarılı bir çiçek tasarımının sırrı kendi tarzını yansıtmak, tekrarlamak ve kendini daima yenilemek bana göre. Çiçek dünyası her sene gelişiyor, yenilikleri sürekli takip etmek gerekiyor.


Bu yılbaşı nasıl tasarımlar öne çıkıyor?

Her sene aralık ayında ekibimi heyecanlı, umut dolu bir telaş sarar. Yılbaşı demek çam, ilex ve kokina demektir. 2025 senesi doğaya, doğala dönüş ve sıfır plastik senesi olacak. İşte bunların sonucunda tüm dekorasyonlarda sıfır plastik kullanımı ve doğal malzemeler ön planda tasarımlar tercih ediyoruz. Kapı süsleri ve masa aranjmanları sade ve naturel tercih ediliyor. Evlerde çam ağacı olarak ise saksıda çam ağacı tercih ediliyor.



Yılbaşını evde geçirenlere nasıl çiçeklerle, nasıl süslemeler önerirsiniz?

Evinizin dekorasyonuyla uyumlu olmalı. Mutlaka güzel bir sofra kurulmalı. Masanın ortasında bir vazoda Elix dalları veya yılbaşı konseptine uyumlu çam dalları, kozalak içeren bir aranjman ve bolca mumlar vazgeçilmezimiz. Ayrıca masanın çeşitli yerlerine küçük cam vazolar veya kavanozlar içerisinde soğanlı sümbüller yerleştirebilirsiniz.


Peki, en çok hangi çiçekler talep görüyor?

Mevsime göre çiçekler değişiyor. Her mevsimin popüler çiçeği var. Kış aylarında erengül, frezya, lale en çok satılan çiçekler. Baharla birlikte şakayık çok talep görmeye başlıyor. Şakayık son zamanların en popüler çiçekleri arasındadır. Özellikle gelin buketlerinin olmazsa olmazıdır.


Sizin evinizi her zaman hangi çiçekler süslüyor?

Haftalık olarak salonda ve mutfakta bulunan vazoları kesme çiçeklerle süslerim. Saksı bitkisi olarak evimde Ficus Lyrata, Deve Tabanı, Aşk Merdiveni, Fil Kulağı, kalpkalbe tercih ediyorum. Evimin tüm dekorunu ve güzelliğini ortaya çıkartan unsur bitkilerimdir.

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 16 Ara 2024
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 16 Ara 2024

Zeynep Öykü - Ali Öztürk çiftinin pandemi döneminde arpa kolay ulaşamadıkları için başlattıkları serüven, bugün dünya çapında markalaşan ‘Anatolian Harps’ ile devam ediyor. Biz de bu başarı hikâyesini dinlemek ve atölyeyi incelemek için Gölpazarı’ndaydık. Arp sanatçısı Zeynep Öykü, “Anatolian Harps” markasıyla tarihi arpları günümüze kazandırıyor. Kendisiyle sanat yolculuğu ve markası üzerine konuştuk.

Zeynep Öykü arp çalarken
Zeynep Öykü

Çeşitli boylarda arpların sıralandığı bir atölyede karşılıyor bizi Zeynep Öykü. Beline kadar uzun saçları ve özel dikim barok stildeki elbisesiyle bir masal prensesi edasında. Tanışmamızın ardından arpları inceleme fırsatı buluyorum. Büyülü enstrümanın birkaç boyu olduğunu ve üzerlerine kişiye özel resim yapıldığını öğreniyorum sohbetimiz sırasında. Röportajımıza geçmeden önce Zeynep Öykü’nün önceki gece bizim için kendi elleriyle hazırladığı tatlıların bulunduğu masaya yöneliyorum. Sol anahtarı süslü kremalı kurabiyelerim ve kahvemle başlıyorum bu özel yolculuğun hikâyesini dinlemeye.



Zeynep Öykü - Ali Öztürk
Ali Öztürk - Zeynep Öykü

Bilecik’e ne zaman ve nasıl taşındınız?

Zeynep Öykü: Pandemi olunca 2021’in mart ayında karar verdik, nisanda Bilecik’teydik. Nereye gidelim diye düşündük... Herkes gibi sahile mi gitsek dedik ama enstrümanların kuru ortamda yapılması gerekiyordu. İç Anadolu olsun dedik öyle olunca da “Neden Ali’nin memleketi Bilecik olmasın” dedik. Burada yazın en sıcak zamanında bile nem yüzde 40’ın üzerine çıkmıyor, kışın yüzde 6’lara, 5’lere kadar düşüyor.


“Anatolian Harps” projesi hep aklınızda mıydı?

Zeynep Öykü: Burada eğitimler, konserler vermeye başladım. Eğitim verirken en büyük eksiğim öğrencilere arp sağlamaktı. Ülkede hem arp sayısı çok azdı hem de pahalı bir enstrüman olduğu için yurt dışından geldiğinde de daha pahalı oluyordu. Bu, benim açımdan her zaman bir sorundu. Başka enstrüman yapımcılarıyla Türkiye’de arp üretmeyi denedim ama arp öyle farklı ki hiçbir enstrümana benzemiyor. Dolayısıyla iyi eğitim almış bir insan bile eline alıp o arpı yapamıyor. Çok daha farklı bir yapıya sahip. Çok daha büyük bir güç taşıyor arp. Örneğin bir gitarın üzerindeki bütün basıncın, ağırlığın toplamı arpın tek bir telinde yok. Arpın tek bir teli; bir gitarın iki, üç katı basınç taşıyor. Bir arpta herhangi bir telli çalgının basıncından daha fazlası var. Mesela gitardaki basınç 35 kg, kemandaki ortalama basınç 20-30 kg iken arpta bir ton ağırlık var. Dolayısıyla bu farklı bir mühendislik gerektiren bir şey. Türkiye’de yapılamama sebebi bu. Tamir ve bakım ihtiyacımız olduğunda yurt dışından destek alıyorduk.


Bize destek veren ustayla uzun yıllar bir dostluğumuz oldu. Kendisi bana ve Ali’ye belli eğitimler verdi. Arpın tamiri ve bakımını yapıyordu. Pandemideyse ilk kez arpın Türkiye’ye gelmesi çok daha zor hâle geldi. Online ders seçeneği olduğu için ders isteyenlerin sayısı hiç olmadığı kadar arttı. Hem öğrenci talebine yetişemedim hem de arp ihtiyacına cevap veremedim. Bu konuda tamir ve bakım yaptığımız için “Neden arp üretmeyelim” dedik Ali’yle. Zaten Ali’yle tanıştığımızda da yaptığımız ilk şeylerden biri benim ders yaptığım arpı tamir etmek olmuştu. Yazılımcı kendisi aslında. “Yapalım” dedim fakat benim işim vardı, dışarı çıktım. Üç saat sonra eve geldim “Ne yaptın Ali” dedim. Önünde bir dosya açıktı, arp vardı. “3d modelleme öğrendim, sonra da arpı tasarladım” dedi. “Nasıl yani, üç saatte mi öğrendin” dedim. “Evet” dedi. “Hadi yapalım” dedik. Önce evin bir köşesinde atölye kurduk. Pandemi boyunca ABD’deki ustamı görüntülü aradık. Destek oldu ve onun sayesinde ilk arpımızı yaptık. Telleri kopacak diye bekledim ama harika bir ses çıktı. O arp hâlen sağ salim duruyor.



Çok etkileyici peki, sonra nasıl ilerlettiniz arp yapımını?

Zeynep Öykü: Arpta hesabı şaşırırsanız gerçekten bomba gibi patlıyor, öyle bir basınç var. Patlamadan önceki son an, sesin en iyi olduğu an. Dolayısıyla çok iyi bir matematik ve mühendislik zekâsı gerektiriyor. Yazılım mühendisliği Ali’nin asıl işi ama aynı zamanda hobi olarak gitar yapıyor ve profesyonel gitarist. Onun yanımda olması sayesinde yaptık, tek başıma yapamazdım, Ali de tek başına yapamazdı. Bu birliktelik sayesinde yapabildik. Önce kendi öğrencilerimin enstrüman açığını kapattık. Sonra yurt dışından istekler gelmeye başladı, çünkü gerçekten çok kaliteli enstrümanlar üretiyoruz.Özel meslek sırrı olan teknikler var ustamızdan aldığımız.


Dolayısıyla enstrümandan çok gür bir ses çıkıyor. Bizim küçük arpımız neredeyse bir orkestra arpına yakın ses çıkarıyor. Sesi o kadar gür ki ben onunla konser verebiliyorum. Yumuşak ve yuvarlak bir sese sahip. İthal enstrümanlardan daha iyi arp üretiyoruz. Dünya kalitesinde üretim yapıyoruz. Buraya gelip deneyen bir arpist şaşırıyor, “Bu arptan nasıl bu ses çıkıyor” diye. Büyük bir ses farkı var fabrikasyon arplardan. Gerçekten çok az ustanın yaptığı bir üretim kalitesi bu. Sadece arp değil farklı enstrümanlar da üretiyoruz. Ali gitarist olduğu için gitar da üretiyor, perküsyon enstrümanları da. Aslında canımız ne isterse onu üretiyoruz.


Zeynep Öykü - Ali Öztürk - Özge Zeki
Ali Öztürk - Özge Zeki - Zeynep Öykü

Ali Bey, siz nasıl özetliyorsunuz üretim sürecinizi?

Ali Öztürk: Teknoloji sektöründen gelip üretim sektörüne giriş yaptık. Teknoloji sektöründe edindiğim deneyimleri üretime taşıyarak arpın en popüler olduğu 1800’lü yıllardan dünya savaşlarına kadar gelen ve kaybolan teknikleri günümüz teknolojisi ile yeniden canlandırdık. Ülkemizi bu anlamda temsil etmekten de gurur duyuyoruz. Türkiye’yi dünyada arp merkezi hâline getirmek misyonumuz oldu. Tarihi arpları da yeniden ve yeni tekniklerle üretmeye başladık. Buradaki araştırma geliştirme işleri eşsizdir. Uzun araştırmalar, tarihi kaynaklar hatta tablolardan bile faydalanarak artık üretilmeyen barok arpı da müzik camiasına kazandırdık.


Peki, nasıl geri dönüşler aldınız “Anatolian Harps” ile?

Zeynep Öykü: Türk üretimi arp projesi sadece Türkiye’de arp çalmak isteyen kişiler için değil bu enstrümanın uluslararası ve ekonomik bir talebe karşılık vermesi açısından da oldukça önemli. Dünyanın en pahalı enstrümanlarından biri olan arpı; Türkiye’de, tarihi kaybolmuş teknikleri de geri getirerek en yüksek kalitede üretiyoruz ve dünyaya satıyoruz. Ayrıca bu kıymetli enstrümanı yeni başlayacak öğrenciler için de erişilebilir hâle getiriyoruz.


Ekonomik fiyatlı modellerini de araştırma geliştirme (ARGE) yaparak üretiyoruz. Türkiye’yi; arpın hiç tanınmadığı bir ülkeden, dünyanın arp merkezi yapma yönünde bir hayalimiz var. Türkiye’de daha önce olmayan arp gittikçe çok sevilmeye başladı. Talebe karşılık vermekte zorlanıyoruz. Bir eğitimci olarak da arpı tanıtma görevini üstlendim. Gençler arpı çok sevmesine rağmen bir eğitimci olarak bu talebe de karşılık verememeye başladım. Yeni eğitmenler yetiştiriyorum ve Türkiye’nin ilk arp kursunu okul dönemi ile başlattım. Bu şekilde arpı tanıtıp arpa olan ilgiyi arttırmak istiyorum. Arp eğitimini, ulaşılması kolay bir hâle getirdik. Böylece; bir taraftan eğitimciler yetiştirirken diğer taraftan da uygun fiyatlı arplar üreteceğiz.


‘Anatolian Harps’ ile ilgili hedefleriniz nelerdir?

Ali Öztürk: Dünyanın arp merkezi dediğimizde ilk akla gelen Fransa’dır ya da ABD’dir. İşte biz bunların yanında Türkiye’nin yer alması için çalışıyoruz. Dünyanın arp merkezlerinden biri olarak Türkiye’yi haritaya koymak istiyoruz. Eğitim kalitesi, enstrümanların üretilmesi, çalan kişinin fazlalığı açısından arpistlerin görmezden gelemeyeceği bir ülke olmasını arzuluyoruz.


Arpa belirli bir yaşta mı başlamak gerekiyor?

Zeynep Öykü: Konservatuvara öğrenci dokuz yaşında alınıyor.Bizde yedi yaşındaki öğrenciye “Çok küçüksün”, 11 yaşındaki öğrenciye de “Geçirmişsin” derler. Bence bu doğru değil. 12, 13 yaşındaki bir insan nasıl yeni bir şeye başlayamaz? Ben en küçük 5 yaşında başlatıyorum ve en büyük öğrencim 81 yaşında. Her yaştan öğrenci alıyorum hatta genç diyeceğimiz lise çağından daha çok yetişkin öğrencim var. Bizde ne yazık ki bir yaştan sonra zaman geçmiş, geç kalınmış gibi bir düşünce oluyor ve asla başlanmıyor. Ben buna çok karşı çıkıyorum. Mesela ben hep şan dersi almak istiyordum, pandemide almaya başladım. Yıllardır yapmak isterdim. Şimdi konserlerde şan da yapıyorum, şarkı da söyleyebiliyorum. Bundan sonra da bir şeyler yapmak için başka fikirlerim de olacak ve hiçbir zaman geç diye düşünmeyeceğim. Vakit geçiyor ve arkama baktığımda keşke şunu da yapsaydım demeyeceğim bir hayat yaşamak istiyorum.


Siz arpa nasıl başladınız?

Zeynep Öykü: Ben gitar ve piyano çalıyordum ama arp aklımda yoktu en başta. Çünkü görmeniz gerekir arpı, fiziki olarak görüyor olmanız lazım. Resim yapıyordum ve ressam olmak istiyordum. Şimdi arpların üzerine özel resimler yapıyorum. Resim eğitimi için Cambridge’e gitmiştim. Tam ortaokulu bitirdiğim yazdı. Orada bir müzik mağazasında ilk kez arp gördüm. Onu görmüş olmam gerekiyordu yoksa aklıma gelmezdi zaten. Onu gördüğüm anda da çekilmiş gibi hissettim, gittim ve aldım. Bana yurt dışı için verilen paranın neredeyse tamamını o gün harcadım. O arpı alıp getirdim ve kendi kendime çalmaya çalıştım. Daha sonra eğitmen buldum öğrenmek için ve sonra da yurt dışına gitmeye başladım. Sokakta görmesem başlayamazdım.


Daha çok Fransa’ya gidip gelerek öğrendim. Hocam Berlin Filarmoni Orkestrası’nın arpistiydi. Burada istediğim ekipman olmadığı için hep yurt dışında hocalarla çalıştım. Lisans eğitimimi de yurt dışında aldım ama kalmak istemedim gittiğim ülkelerde hiçbir zaman. Her zaman ülkeme geri dönmek istedim ve okulu bitirir bitirmez de koşarak döndüm. Bazı zorluklar yaşayacaksam kendi ülkemin kendi zorluklarını yaşamak ve burada bir şeyler oluşturmaya çalışmak beni daha çok mutlu ediyor.



Replika arp üretimine nasıl başladınız?

Zeynep Öykü: Ben erken dönem müziği uzmanıyım. Dolayısıyla tarihi enstrümanların araştırılması, tarihi müziklerin geri getirilmesi ve doğru kaynaklarla öğrenilmesi benim uzmanlık alanım. Tarihi arpların replikalarını benim için ürettik. Aslında onları satmak için üretmedik ama konserlerde kullandıkça onlara da ilgi arttı. Yurt dışından karşılayamayacağımız hızda talep gelmeye başladı replika arplar için. Dolayısıyla ana işimiz yavaşça buna evrilebilir. Tarihi arplara yöneldik, ilgilisi oldukça fazla. Mesela Almanya’da bir usta var. Siparişin yapılması için iki, üç yıl beklemek gerekiyor.Bizse Ali’nin mühendislik zekâsı sayesinde üretimi hızlandırıyor, modern tekniklerle harmanlıyor, çok daha kısa sürede çok daha iyi bir ürün ortaya çıkarıyoruz.

  • Yazarın fotoğrafı: Özge Zeki
    Özge Zeki
  • 1 Eki 2024
  • 2 dakikada okunur
El yapımı porselen markası Casi Paped, renkli koleksiyonlarının yanı sıra çarpıcı ve özgün tasarım çizgisiyle öne çıkıyor. Markanın kurucusu Şebnem Celepoğlu Dindar ile tasarım yolculuğunu konuştuk.

Şebnem Celepoğlu Dindar | Casi Paped Kurucusu

Casi Paped markası nasıl doğdu?

Şehir hayatının bitmek bilmez koşuşturmacası hepimizi, hayvanlardan ve doğadan kısaca tüm canlılardan uzaklaştırıyor. Bazen bastığımız toprağın rengini ve kokusunu dahi unutuyoruz. Oysaki insan var olduğu günden beri ruhunun her damlasına enerji veren toprağa ve hayvanlara karşı büyük ihtiyaç duyar. İşte toprağa olan sevgimden mi doğaya olan özlemimden mi bilinmez kendimi bulacak, doğayı hatırlayacak, çamurun içinde kaybolacak bir sanat dalına ihtiyacım olduğunu hissettim. İşte bu şekilde bundan 4 sene önce doğdu Casi Paped. İsmini ise hayatıma iz bırakan sevgili dostlarımdan ilham alarak köpeğim Casi, papağanım Pap ve kedim Edward anısına oluşturdum.





Casi Paped’in çıkış koleksiyonunu oluşturan mavi, mint yeşili, sarı, pembe gibi tonlardaki bardakların rengi, coşkuyu ve eğlenceyi temsil ediyor. Bu renkler de aynı toprak tonları serisi gibi yüzünü doğaya dönüyor. Doğadaki kuşlar, balıklar ve çiçekler müthiş tonlarıyla bardak tasarımlarına hayat veriyor.


Çalışmalarınızı nerede yapıyorsunuz?

Konum olarak İstanbul’un hareketli yaşam dinamiğine uygun, birçok yeni tasarım atölyesine ev sahipliği yapan ve aynı zamanda da doğayı ve denizi bir arada kucaklayan Bebek semti, Casi Paped tasarım atölyesi için en doğru adres oldu.



Size neler ilham verir?

Moodboard’umun en önemli teması ekoloji ve renkler. Doğayı korumayı ve bunu teşvik etmeyi çok önemsiyorum. Seyahatlerde keşfettiğim şehirler her zaman ilham verir. Moodboard’dan yola çıkarak ürünlerdeki renklerimiz de tıpkı doğadaki mevsim dönümleri gibi sıcak ve soğuk tonlara göre değişir.



Markanın tasarım çizgisini nasıl özetleriniz?

Her tasarımımız hayal gücümüzün bir sonucudur. Biz hayallerimizi renkler ve şekillerle ifade ediyoruz. Güneşin enerjisini alıyor, mavinin özgürlüğü ile birleştiriyoruz. Renkli duruşumuza işlevselliği ekleyerek ortaya kullanmaktan keyif alacağınız, rengini belli eden tasarımlar koyuyoruz. Biliyoruz ki her şey hayal ederek başlar. İlk fikirden, küçük seri üretime kadar olan sürecimiz, hayal ettiğimiz tasarımların 3D baskı prototiplerinin oluşturulması ile başlayıp üretimi gerçekleştikten sonra ürünlerin patentlenmesiyle tamamlanıyor. Çevre ve insan odaklı bir yaklaşımla, sevdiği işi yapan ve yaptığı işi seven, küçük ama büyük bir ekiple, her biri el emeğiyle şekillendirilen ve doğal içeriklerden oluşan ürünleri etik değerler çerçevesinde ve sınırlı sayıda ürün üretiyoruz.



Satış kanallarınız hangileri?

Casi Paped tasarımlarına Beymen, Sır Maison, Minoa ve Simple Life mağazalarından ve web sitemizden ulaşılabilir.

Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page