top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 21 May 2024
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 May 2024

Dur durak bilmeyen yapay zekâ, kitap okuma alışkanlıklarını değiştirirken yayıncılık sektörünün dinamiklerini de yeniden belirliyor. Yayıncıların yüzde 65’i yapay zekânın endüstride yeni bir dönem başlatacağına inanıyor. Öyle ki e-kitap okurlarının sayısının pandemi öncesi döneme göre yüzde 37,5 artarak 2027’de 1,1 milyar kullanıcıya ulaşması bekleniyor.


Teknoloji, birçok alanda olduğu gibi okuma alışkanlıklarını da değiştiriyor. Dünya genelindeki pek çok insan, artık basılı yerine elektronik kitapları tercih ederken yayıncılık faaliyetleri de üretken yapay zekâyla birlikte dönüşüyor. Online PR Servisi B2Press gerçekleştirdiği araştırmalardan hareketle, geçmişi 70 yıla yaklaşan yapay zekânın okuma pratikleri ve yayıncılık sektöründe kapı açtığı yenilikleri de paylaştı. Araştırmadaki en çarpıcı sonuç ise tüketici davranışlarını kökten değiştiren pandeminin de etkisiyle üç kişiden biri (%35) kitap okumayı hobi hâline getirdi ve bir okur yılda yaklaşık 33 kitap bitirebiliyor.


Statista’nın 56 ülkedeki 18-64 yaş grubunu baz alarak yaptığı araştırmayı inceleyen Online PR Servisi B2Press’in aktardığı verilere göre, dünyada en çok kitap okuyan kitleye sahip bölgelerin başında yüzde 48 ile Sırbistan, yüzde 47 ile Polonya ve Çek Cumhuriyeti bulunuyor. Onları, yüzde 45 ile İspanya ve yüzde 43 ile Portekiz takip ediyor. Türkiye listede altıncı sırada konumlanırken nüfusun yüzde 35’ini oluşturan bu yaş aralığındaki yaklaşık 30 milyon kişinin yüzde 43’ünün, kitap okuma alışkanlığına sahip olduğu kaydediliyor.



E-Kitap Okurları 1 Milyarı Aşacak

Kitap okumanın fiziki bir hissi olsa da teknolojik cihazlar, okuma alışkanlıklarına da yön veriyor. Cep telefonu, tablet ve bilgisayarlarla birlikte kitaplara erişim giderek kolaylaşırken e-kitap havuzu da büyüyor ve çok seçenekli bir deneyim alanı oluşturuyor. Öyle ki e-kitap okurlarının sayısının pandemi öncesi döneme göre yüzde 37,5 artarak 2027’de 1,1 milyar kullanıcıya ulaşması bekleniyor.


Artık yüzlerce sayfalık kitaplar, taşınabilir cihazlardan kolaylıkla okunabilirken özellikle son yıllarda günlük yaşamımızdan iş yapış şekillerimize kadar pek çok dinamiği değiştiren yapay zekâ, bu alanda da etkisini göstermeye başlıyor. Metin kopyalama, özet çıkarma, sorular sorma, sesli yanıt verme gibi özellikler barındıran yapay zekâ uygulamaları, kullanıcıların kitap okuma pratiğini kişiselleştirilmesini sağlıyor. Yayıncılar da bu olanaklardan faydalanarak kitap endüstrisini hem okurlar hem de kendileri için iyileştiriyor. Örneğin, yayıncılar taslak metinlerde yapay zekâ teknolojisinin sunduğu otomatik metin değerlendirme özelliklerini uygularken geleneksel yayınlama sürelerini yüzde 50 azaltıyor.



Yapay Zekâ, Yayıncılara 5,9 Milyar Dolar Gelir Kazandıracak

Yapay zekâ sistemleri metinler üzerinde pek çok işlevi gerçekleştirmeye yardımcı oluyor. Bunların ilk sıralarında yapay zekâ sistemlerinin metin taslaklarını verimli ve etkili bir şekilde inceleyebilmesi, değerlendirebilmesi yer alıyor. Okurların davranışları, tercihleri ve kitaplarla olan etkileşimleriyle ilgili verileri analiz ederek hangi kitapların ilgilerini çekebileceğine dair yüzde 80 oranındaki doğruluk payıyla bilinçli tahminler yapılmasının önünü açıyor. Bugün, yaklaşık her 5 yayıncıdan biri, editoryal içerik oluşturma süreçlerinde yapay zekâ teknolojisini benimsiyor.


Düzenleme, biçimlendirme ve dağıtım gibi görevlerin otomasyonunda kullanarak üretim maliyetlerini yüzde 10 ila 15 azaltıyor, müşteri memnuniyetini yüzde 67 oranında artırıyor. Sektörü önemli derecede etkileyen yapay zekânın, yayıncılara bu yılın sonuna kadar 5,9 milyar dolar gelir kazandıracağı tahmin ediliyor. Yayıncıların yüzde 65’i yapay zekânın kitap endüstrisinde dağıtım başta olmak üzere birçok konuda devrim yaratacağını düşünüyor.

  • Yazarın fotoğrafı: BODRUMDergi
    BODRUMDergi
  • 21 May 2024
  • 2 dakikada okunur
Yeni kültürler keşfetmek, başka hayatları deneyimlemek ve farklı ülkelerin yaşam standartlarını görmek isteyenler, seyahat planları yapıyor. Bazen sıkıştırılmış turlarla kısa zamanda çok yer gezmek zorunda kalanların telaşı, seyahatin önüne geçebiliyor. İtalya’nın başkenti Roma’da yaşayan; fotoğrafçılık, gezi yazarlığı, seyahat danışmanlığı ve dijital pazarlama alanlarında da aktif olan Gökhan Kutluer son kitabında kentleri turist telaşıyla gezmenin değil dünyayı eliyle koymuş gibi bulmak isteyenlerin öyküsünü kaleme aldı.

Gökhan Kutluer |  Fotoğrafçı, Gezi Yazarı, Seyahat Danışmanı
Gökhan Kutluer | Fotoğrafçı, Gezi Yazarı, Seyahat Danışmanı

Dünyada farklı ülkeleri, kültürleri görmek isteyenler, turist olarak çıktıkları seyahatleri kısa zamanda çok yer keşfetmek için hızla tüketiyor. Hayranlık duyduğu İtalya’da yaşama fikrine karşı koyamayan ve Türkiye’den Gitmek: İtalya’ya Uzanan Bir Göç Hikâyesi kitabıyla adını duyuran Gökhan Kutluer, son kitabı Yavaş Seyahat: Aheste Bir Ruhun Gözlemleri’nde sakin bir ruh hâliyle seyahat etmenin inceliklerini ele alıyor. Okurları, Alp Dağları’nı görmenin, Toskana’da günlerce yürümenin sevincine ortak ediyor.


Yavaş Seyahat: Aheste Bir Ruhun Gözlemleri
Yavaş Seyahat

Yeni kitabında; hareket hâlindeki bedenlerine eşlik eden dingin zihinleri keşfetmeye davet eden Gökhan Kutluer şunları söyledi: “Yavaş Seyahat; umudunu ve merakını kendisine kalkan yaparak şartlar ne olursa olsun yoluna devam etme cesaretini gösteren gezginler, kentleri flanör ve flanözler gibi arşınlayanlar, dijital göçebeler ve içinden taşanı akıtmak için kendine bir Paris bulamayanlara yazdım. Mekânların geçmişlerini, geleceklerini ve insanlarını anlatarak seyahat edilen yerlere dair farkındalık uyandırmayı amaçlıyorum.


Yalnız ama Asla Tek Başına Yürümeyenlerin Serüveni

Yavaş Seyahat: Aheste Bir Ruhun Gözlemleri isimli kitabımla okurların turistik bir seyahatte gibi değil şehirleri yavaş yavaş keşfederek sanki benimle yürüyormuş gibi hissetmelerini istedim. Onları bir uçağın küçük penceresinden Alp Dağları’nı görmenin sevincine ortak etmeye çalıştım. Kitabım bir nevi yalnız ama asla tek başına yürümeyenlerin serüveni oldu.



Kitabımda Mekânların Dört Duvardan Fazlası Olduğunu Gösterebildim

Seyahatlerde; durup dinlenmek, iyi gözlemcilik ve tüm duyuları alabildiğine özgürleştirmek insanı bir hikâyeye götüren yol haritasıdır. Yavaş Seyahat; gözlemde ustalığı pekiştiriyor. Kitabımda mekânların dört duvardan, gelişigüzel atılmış masa ve sandalyelerden fazlası olduğunu göstermeyi hedefledim. Belki de kitabımı sıradan gezi kitaplarından ayıran kavramsal yolculuk tam da burada başlıyor. Bazen gezdiğim şehirlerde; trafiği yoğun bir caddenin kaldırımına oturuyor, dirseklerim dizlerimde yavaş yavaş ilerleyen arabaları, toplu taşıma araçlarının içindeki insanları izliyor, nereye gittiklerini, akıllarından neler geçtiğini, oturduğum yerden onları izlediğimi fark edip etmediklerini düşünüyorum. Gözlemlerimi aktardığım kitabımda okurlar, birbirinden güzel şehirlerin öznel fikirlerine, hikâyelerine ve ilişkilerine rastlayacak.



Dikkatli Bakmayan Gözlerin Anlatacak Deneyimi Olmaz

Gezginler gidecekleri yerden çok, gittikleri yere dair bakış açılarını planlamalı. Bir geziyi, ziyareti ya da bilinmeyen herhangi bir sokaktaki yürüyüşü anlamlı kılmak için her şeye ve herkese iyice bakmasını öğrenebilmek, gözleri eğitebilmek çok önemli. Zira yeterince dikkatli bakmayan gözlerin ne anlatacak bir hikâyesi olur ne de aktaracak bir deneyimi.”




  • Yazarın fotoğrafı: Seda Küçük
    Seda Küçük
  • 20 May 2024
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 May 2024

Dövize bağlı olarak artan kâğıt ve ham madde fiyatları, basılı eserlerin okunma oranlarının düşmesi, yazar arzının artmasıyla ortaya çıkan kitap yayımlama sürelerinin uzaması gibi sebepler, yayıncılık sektörünü zorlu bir sürece soktu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan e-kitap bir kurtuluş reçetesi gibi görünse de sektördeki sancılar devam ediyor... Sektörün geldiği son noktayı Ceres Yayın Grubu Kurucu Ortağı Eshwari Ayşe Tuğba Dedeoğlu ile konuştuk. İşte yayıncılık sektöründeki son durum:


“Böylesine bir konuya nasıl bir giriş yapmak gerekli ki?” sorusunun dalgalarıyla boğuşurken denizde tanıdık bir isimle karşılaştım: İbrahim Müteferrika. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük pre-modern girişimcilerden biriyle iki lafın belini kırmak fazlasıyla keyifli olabilirdi fakat yüzüne doğru düzgün bakacak cesareti kendimde bulamayışım bir sıkıntının açık bir habercisiydi. Belki de o çok bilindik “Matbaanın ülkeye 270 yıl geç gelmesiyle çağın gerisinde kaldık!” düşüncesinin zihnimdeki yerini temsilen bir utangaçlıktır, bilemiyorum. Durum lafta böyle olsa da gerçekleri ne kadar biliyoruz?

Eshwari Ayşe Tuğba Dedeoğlu | Ceres Yayın Grubu Kurucu Ortağı

Sanal Devrime Kasti Bir Körlük mü Yaşıyoruz?

Tozlanmış raflarımızın suçunu tamamen yüzyıllar öncesinde zamanında gerçekleşmeyen bir atılıma bağlayıp hâlâ etkilerini yaşadığımızı söyleyebilir miyiz, yoksa gözlerimizin önünde gerçekleşmekte olan sanal devrime kasti bir körlük mü yaşıyoruz? Matbaanın 1450’lerde Almanya’da bugünkü bildiğimiz hâliyle ortaya çıkışı ve resmî olarak ülkemize ancak 1720’lerde gelişi üzücü bir hikâye olsa da aradaki neredeyse 300 yıllık süre içerisinde Rum, Ermeni, Yahudi gibi Osmanlı’daki azınlıkların hayata geçirmeye çalıştığı matbaaları görmezden gelmek tarihe ihanet olur. Biz esasında hiçbir şeye geç kalmadık. Aynı yüzyıl içerisinde matbaaya da kavuştuk, kitaplar da bastık, ahaliye de dağıttık; biz oradaydık. Aynen teknolojik gelişme çağında bugün tüm devrimlerle beraber olduğumuz, hepsine tanık olduğumuz gibi. Önemli olan ise her zamanki gibi tutumlarımız ve davranışlarımızdı.


Klasik Yayıncılığa Alternatifler Eklendi

Dünyanın ücra bir köşesinde lastik bir top kendi kendine patladığında alt üst olabilecek kadar kırılgan olan ekonomimiz tabii ki tüm bu tutum ve davranışlarımızı şekillendiren başlıca etken. Ülkemizde yayıncılık sektörünün son yıllardaki en büyük yarasına bir bakmak gerekli: Artan maliyetler. Mürekkebinden kâğıdına, editöründen tasarımcısına kadar onlarca kalem maliyetin devamlı artışı karşısında çözüm arayan bir yığın emekçiyle karşı karşıyayız. Hepsi de birbirine soran gözlerle bakıyorlar. Tüm bu çözüm arayışı, yıllar içinde klasik yayıncılığın yanına yazar destekli yayıncılık ve doğrudan yayıncılık gibi çeşitli alternatifler ekledi. Bunu tamamen maliyetlerin artmasına bağlamak da hata olur; kitabını yayınlatmak isteyen kişi sayısı da her geçen gün inanılmaz bir hızla artış göstermeye devam ediyor. Dünyanın tamamında böyle olmasa da ülkece “yazar arzımız” oldukça artmış durumda.



Çözüm arayan insanlar, kendilerine uygun çözümlerin sunulmadığını gördüklerini zaman dümeni ele alırlar. Doğrudan yayıncılık da esasında böyle bir doğuşa denk geldi. Çok büyük bir yayınevinin bilinen bir yazarı, 200. baskısını yapmış kitabının daha da fazla satabilmesi için yayınevini kapak değişikliği, genişletilmiş baskı gibi “yaratıcı” çözümler için darlarken, ilk eserine oldukça güvenen bir yazar adayı, aynı yayınevine gönderdiği dosyasına gelen ret cevabını okurken sektörün aşılmaz duvarlarına bir yumruk daha indirdi. Yazar adayının o anda aklında iki soru vardı: Kitabımı kendim bastıramaz mıyım? Benim için bu kitabı ücret dahilinde basacak yayınevleri var mıdır?


Yazar adayımız haksız mı? Kurumsal yayınevleri tarafından eseri beğenilse dahi baskı, günümüzde başvuru yoğunluğundan dolayı en az üç yıl sonrasına tarihleniyor. Düşük telifler ve uzun baskı süreçleri karşısında binlerce kişinin arasından sıyrılıp yazdıklarını yayınlatmak için kabul ettirmenin değerini neyle ölçelim? Paha biçilemese de bir pahası var: Üç koca yıl. Peki ya yayınevleri haksız mı? Her gün gelen binlerce eser, yönetimden gelen ticari kaygıyı canlı tutan ikazlar ve ülkenin her yerine sirayet eden liyakatsizliğin bir sonucu olarak yayın takvimine gökten düşüp geri kalanları öteleyen yazarımsılar… Haklı ya da haksızın olmadığı bu savaşı bir tepenin arkasından sessizce izleyen yazar destekli yayıncılık sektörü…


Hepimiz bir şeyler yazıyoruz. Daktilolardan klavyelere geçtiğimizde blog siteleri zamanın parlayan yıldızlarıydı. Devir değişti, şimdiyse yazdıklarımızla koca bir kitabı doldurmaya yetecek miktarda sosyal medya hesabımız var. Her zaman yazmaya devam edeceğiz. Hiç bitmeyecek olan bu istek, yayıncılık sektörünün önünde dağ gibi birikmeye başlayan bir düşünceler curcunası.



Dijital Devrimin Ayak Sesleri

Dijital devrimin ayak seslerini her geçen gün artan bir şekilde duymaya başlasak da yayıncılık sektöründe ve okurlarda bu konuya dair hâlâ küçük bir sağırlık mevcut. Okurlar genel olarak “kitap kokusu” argümanına sığınsalar da dijital bir kütüphaneye sahip olmanın çekiciliğinde tereddüt hâlindeler. Bunun nedenini, günümüzde bir kitabın okunma süresinin, bir kafe masasındaki kahve fincanının yanına konan kitabın fotoğraflanması ve kahve içimi süresine kadar düşmesine bağlıyorum. Şekilciliği en yoğun şekilde damarlarımızda yaşıyoruz ve pek az kişi bunun farkında olsa da bu, elektronik kitap için de çok büyük bir tehdit.


Eshwari Ayşe Tuğba Dedeoğlu | Ceres Yayın Grubu Kurucu Ortağı

Apple, ilk iPhone modelini satışa sunduğunda yıl 2007’ydi. Bundan beş ay sonra ise Amazon ilk kitap okuyucu modeli olan Kindle’ı okurla tanıştırdı. Teknolojik devrimde çok önemli yere sahip olan iki unsurun on yedi yılda geldiği nokta bize çok şey anlatıyor: Biri tam bir dev hâline dönüşüp her cepte bulunurken diğeri hâlâ görünme çabası içinde resmen dileniyor. İkame bir ürün ne kadar kullanışlıysa diğerinin tarihe gömülme şansı o kadar yüksektir. Bugün daktilo kullanan kaç kişi vardır?


Daktilodan şu an için yadigâr kalan tek şey “F” klavye olsa gerek. Kindle da kitapları raftan indirmek için ortaya çıktı fakat hâlâ aşılması gereken fazlaca engel var. Şahsen çok kullanışlı bulsam da aşması gereken ilk engel insanların heves ve kaygıları.


Esasında şimdiye kadar saydığım artan maliyetler, yazar arzı, çözüm arayışı gibi tüm sorunların cevabı belki de burada yatıyordur. Bugün tüketici davranışına baktığımızda, online satın alımların bir kitabevinden kitap satın almaya göre oldukça önde olduğunu görüyoruz. Bu bir adımdır. Yakın bir gelecekte yayınevlerine maliyet olarak büyük avantaj sağlayan e-kitapların giderek kendine daha fazla yer bulacağını öngörmek çok da zor değil. Belki de gün gelecek ve kitapları fiziksel olarak sadece yazara bir tane hediye etmek için basacağız.


Belki dijital kopyasına bir örnek olması ve isteyenlerin incelemesi için yüz tane de çeşitli kitabevlerine birer adet gönderilmek üzere üreteceğiz. Okurların büyük bir çoğunluğu kitabı telefonuna, kitap okuyucusuna indirmek için internetten satın alırken küçük bir kısmı da kitabı incelemek için bir kitabevine gidecek ve beğendiği takdirde kasadan dijital kopyasını cihazına indirmek üzere satın alacak. Belki bu dijital devrimle, düşecek olan kâğıt kullanımına bakarsak ekolojik ve sürdürülebilir bir devrimin de kapısını aralamış olacağız. Çok da uzak bir gelecek değil gibi. Neden olmasın?


Her Eser Biriciktir Özel İlgiyi Hak Eder

Ceres Yayınları olarak raflarımızda toz bırakmamanın yolunu her yazar ve yazar adayı için ayrı ve yenilikçi çözümler üretmekte bulduk. Her eser biriciktir; özel ilgiyi fazlasıyla hak eder. Biz de yıllardır aşina olduğumuz bu yolda birkaç toz tanesinin havamızı bulandırmasına izin vermektense daha rafa konamadan defetmeyi hayal ettik. Hayal etmenin başarmakla olan yakından ilgisine hepimiz aşinayız, değil mi? Profesyonel hayatın aşılmaz dedikleri bariyerleriyle zaman zaman karşılaşsak da duygularımızı kaybetmedikten ve insan kalabildikten sonra hiçbir sorunun aşılamaz olmadığını öğrendik. Yazmak işi, üretmek işi, hayallemek işi; hepsinde varız, var olacağız.


"Bu yazıyı hazırlarken araştırmalarıyla bana destek olan sevgili editörümüz Berker Noyan’a teşekkür ediyorum."


Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page