top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 7 Eyl 2023
  • 3 dakikada okunur
Kızamık (Measles), çocukluk yaş grubunda daha sık olmak üzere her yaşta görülebilen bulaşıcı viral bir hastalıktır. Bağışık olmayan kişilere bulaşma olasılığı en yüksek olan hastalıklardan biridir. Hasta kişilerden damlacıkların solunması ya da burun boğaz salgılarına doğrudan / dolaylı temas ile bulaşır. Temas sonrası hastalığın gelişmesi için gereken süre 10–12 gündür. Hastalar döküntüler başlamadan dört gün öncesinden döküntülerin başlamasından dört gün sonrasına kadar bulaştırıcı olarak kabul edilirler.


Kuluçka döneminden sonra öksürük, yüksek ateş, nezle ve konjunktivit gelişir. Ardından ağız içinde Koplik Lekeleri diye adlandırılan lekeler görülür. 3-4 gün içerisinde de döküntüler başlar. Komplikasyon gelişmezse 7-10 gün sonra iyileşme gerçekleşir.


Hastaların yüzde 30’unda bir ya da daha fazla komplikasyon gelişmektedir. Erişkinlerde ve bir yaşından küçük çocuklarda ciddi komplikasyon riski daha yüksektir. Yüzde 1–6 zatürre, yüzde 6 ishal, yüzde 7-9 ciddi orta kulak iltihabı görülebilir. Hastalıktan korunmanın tek yolu aşılamadır. Çocukluk dönemi aşı takviminde KKK (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) aşısı 12. ayda ve 48. ayda olmak üzere 2 doz olarak uygulanmaktadır.


Gelişmekte olan ülkelerde kızamık vakalarının yüzde 5’i hayatını kaybetmektedir. Bu yüksek mortalite oranına karşılık aşı ile önlenebilir bir hastalık olması insanlık için önemli bir kazanımdır. Hastalık ciddi bir süreç yaratmasa da komplikasyonların oluşması durumunda ciddi sorunlarla karşılaşılması muhtemeldir. 2000 yılından sonra aşılama sayesinde kızamık ölümlerinde yüzde 80 azalma meydana gelmiş ve 21 milyondan fazla ölüm önlenebilmiştir.


2018 yılında dünyada 1. doz kızamık aşılanma oranı yüzde 85 iken gerekli olan toplumsal kapsama oranı yüzde 95’in üzerinde olmalıydı. 2. doz aşılama oranı ise aynı yılda yüzde 67 idi. Aşılama oranlarının yeterli kapsayıcılık oranlarına ulaşamaması yeni kızamık salgınları için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.


Dünya Sağlık Örgütü Nisan 2023’de Avrupa Bölgesi’ndeki 17 ülkede kızamık vakalarındaki artışa dikkat çekti. Yılın ilk 2 ayında bildirilen 900 vakanın, 2022 yılının tamamında karşılaşılan vaka sayısını geçtiği vurgulandı. Son 12 ayda Tacikistan’da 610, Türkiye’de 466 ve Rusya’da 414 vaka bildirildiği, bunun yanında Avustralya, Sırbistan, Özbekistan ve İngiltere’de de vaka sayılarında artış olduğu belirtildi. DSÖ bu konuda Covid–19 salgını sırasında kızamık aşısı da dahil aşılama programlarının aksamasını sorumlu tutarken aşılama programları, aşısı aksayan çocukların belirlenmesi konusunda ülkelerin çeşitli kampanyalar yapmasını önermiştir.



Türkiye’de ise Haziran 2023’de Türk Tabipleri Birliği konuya dikkat çeken bir basın toplantısı düzenledi. 2023 yılının ilk 4 ayında 2005 kişinin incelendiği ve bunlardan 1440’ının kızamık tanısının doğrulandığı belirtildi. Tanı alanlar arasında aşısız veya eksik aşılı olanların çoğunlukta olduğu ve 1 yaş altı vakaların neredeyse tamamının, 1-4 yaş arasındaki vakaların ise yarıdan fazlasının aşısız olduğu vurgulandı.


Aynı dönemde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca kızamık ölümleri ile ilgili iddiaları reddederken son yıllarda yurt dışından gelen vakalara bağlı olarak kızamık vakalarında artış yaşandığını açıkladı. Covid–19 salgını ve buna bağlı aşı reddi kampanyalarına rağmen kızamık aşı grubunda aşı kapsayıcılığının yüzde 95’in üzerinde olduğunu ancak Türkiye’de yaşayan yabancılar arasında bu oranın   yüzde 87-92 civarında olduğunu vurguladı. Temmuz ayındaki bir açıklamasında ise Koca, göç nedeniyle kızamık vakalarının arttığını belirtmişti.


Şimdi Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın belirttiği gibi göç etkisi Türkiye’deki Kızamık vaka sayını nasıl etkileyebilir, bunu inceleyelim.


Dünya Sağlık Örgütü 2020 yılı Dünya Sağlık İstatistiklerine göre Türkiye’de hedef nüfusun KKK aşısı yönünden yüzde 93 oranında aşılandığını görüyoruz. Bu oran hem Dünya hem DSÖ Avrupa Bölgesi ülkeleri arasında oldukça başarılı bir oran. Dünya ortalaması yüzde 70, DSÖ Avrupa Bölge ortalaması ise yüzde 91. Hatta DSÖ Avrupa Bölgesi’nde 53 ülkeden veri alınabilen 47 ülke arasında ülkemizden daha yüksek aşılama oranına sahip sadece 17 ülke bulunuyor. DSÖ Avrupa Bölgesi’ni de dünyada en yüksek bölge ortalamasına sahip 2. Bölge olarak sayabiliriz. Bu durumda Türkiye dünyanın kızamık bulaşıcılığı açısından en güvenilir ülkeleri arasındadır diyebiliriz.


Ülkemize son yıllarda yoğun bir şekilde sığınan ve sayılarının 15-17 milyon arasında olduğu söylenen sığınmacıların çoğunlukla Suriye ve Afganistan’dan geldiğini biliyoruz. Bu 2 ülke de DSÖ Avrupa Bölge ülkeleri olarak kabul ediliyorlar. Yani % 91 olan DSÖ Avrupa Bölge ortalamasına dahil olan bir popülasyondan bahsediyoruz.


DSÖ Dünya Sağlık İstatistikleri 2022 raporunda KKK aşılama oranı Suriye’de yüzde 53, Afganistan’da ise bu oran yüzde 43 olarak açıklandı. Tabii ki ülkemize sığınan kişiler arasındaki aşılanma oranları hakkında kesin bir bilgimiz yok. Ayrıca Türkiye’deki Sağlık Bakanlığı uygulamaları ile bu oranlar nasıl etkilenmiştir, bunu da bilmiyoruz.


Ancak kaba bir hesapla sığınmacıların da ülkelerindeki oranlarla göç ettiğini düşünürsek en iyi ihtimalle aramıza katılan kişilerin aşılanma yüzdesi yaklaşık yüzde 50 civarındadır. Topraklarımızda yaşayan insanlar arasında neredeyse yüzde 85 civarına gerileyen bir aşılanma oranı ile karşı karşıya durumdayız. Beklenen aşılanma oranının yüzde 95’in üzerinde olması gerçeğinden hareketle ciddi bir tehdit altında olduğumuzu söyleyebiliriz.


Bu dönemde yapılması gereken en önemli çalışma, sığınmacılara yönelik aşılama uygulamalarının radikal bir şekilde yerine getirilmesidir. Kızamık, Kızamıkçık ve Kabakulak kombinasyonu ile yapılan aşılama çalışmalarında bu tür durumlarda önerilen 3. doz aşının da rutin uygulamaya sokulması, sığınmacıların sıkı bir şekilde kayıt altına alınması, aile hekimliği sistemine entegre edilmesi, kayıt dışı sığınmacılar konusunun da özellikle bulaşıcı hastalıkları tetikleme riski yönünden de değerlendirilmesi çok önemlidir.


2019–2022 yılları arasında yaşanan pandemi ile dünya düzeninin nasıl yerle bir olduğunu hepimiz gördük. Dünyanın yeni salgınlara pek tahammülü kalmadı. Bu yüzden yeni salgınlara yol açmadan yaşam kalitemizi artırmaya çalışmalıyız. Bunun da yegâne yolu koruyucu hekimlik çalışma ve uygulamalarına hem kişisel hem de toplumsal düzeyde daha fazla önem vermektir.

  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 14 May 2023
  • 4 dakikada okunur
İnsani Gelişmişlik Endeksi; ekonomi, eğitim ve sağlık boyutlarından oluşan ve her bileşenin kendi konusunu etkileyen birçok alt bileşenin etkilerini barındıran bir endekstir. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, İnsani Gelişmişlik Endeksi; yaşam uzunluğu, okuryazarlık oranı, eğitim düzeyi ve ekonomik yaşam düzeyini gösteren ölçümlerin birlikte değerlendirildiği bir endekstir.


Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 22 Kasım 1965 tarihinde Birleşmiş Milletler Özel Fonu ve Teknik Yardım Genişletilmiş Programı (EPTA) ortaklığı ile kurulmuştur. Küresel kalkınma ağı oluşturmak için kurulmuş bir programdır. 166 ülkede ofisleri bulunmaktadır. Binyıl kalkınma hedeflerine ulaşmak ve küresel kalkınmayı desteklemek için yoksulluğun azaltılması, demokratik yönetişim, enerji ve çevre, sosyal kalkınma, kriz önleme ve atlatma konuları üzerinde çalışır. Aynı zamanda insan haklarının korunmasını ve kadının güçlendirilmesini de destekler.


Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, bu amaçlarına ulaşmak için Birleşmiş Milletler üyesi ülkeleri birçok yönden değerlendirerek çeşitli endeksler yayınlamaktadır. İnsani Gelişmişlik Endeksi (İGE), Çok Boyutlu Fakirlik Endeksi gibi endeksler geliştirerek ülkelerin farklı alanlarda geldikleri düzeyleri değerlendirmektedir.


İnsani Gelişmişlik Endeksi; ekonomi, eğitim ve sağlık boyutlarından oluşan ve her bileşenin kendi konusunu etkileyen birçok alt bileşenin etkilerini barındıran bir endekstir. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse İnsani Gelişmişlik Endeksi; yaşam uzunluğu, okuryazarlık oranı, eğitim düzeyi ve ekonomik yaşam düzeyini gösteren ölçümlerin birlikte değerlendirildiği bir endekstir. (Şekil-1)


İnsani Gelişme Endeksi (İGE)
İnsani Gelişme Endeksi (İGE)

Çoklu bileşenlerin tek bir formülde değerlendirildiği bu tür endeksler iyi okunursa, belirli bir zaman diliminde ülkelerin gelişme durumlarına ışık tutarlar. Elde edilen ipuçları ile gelecek dönem politikalarına yön verebilirler. Biz de bu yazıda, Türkiye’nin bu endeksin hesaplanmaya başladığı 1990 yılından bugüne kadar farklı boyutlarda kat ettiği mesafeyi inceleyeceğiz.


İnsani Gelişmişlik Endeksi, 0 ile 1 arasında bir değerdir. Değer 1’e yaklaştıkça insani gelişmişlik artar, 0’a yaklaştıkça insani gelişmişlik azalır. Ülkelerin insani gelişmişlik değerlerine göre Düşük, Orta, Yüksek ve Çok Yüksek olarak gruplandırılırlar. İnsani Gelişmişlik Endeks değeri 0,550’den küçük ise Düşük Gelişmişlik, 0,550 – 0,699 arasında ise Orta Gelişmişlik, 0,700 – 0,799 arasında ise Yüksek Gelişmişlik, 0,800 ve üzerinde ise Yüksek Gelişmişlik ifade eder. Türkiye 2021 – 2022 raporuna göre 0,838 ile Çok Yüksek Gelişmişlik göstermektedir ve dünya sırlamasında 48. sıradadır.


Türkiye, 1990 yılında Orta Gelişmişlik Düzeyli ülkeler arasında başladığı endeksde 2005 yılında 0,700 değeri ile Yüksek gelişmişlik düzeyli ülkeler arasına katılmış, 2013 yılında 0,799 değerine ulaşarak bu grupta son dönemini yaşamış 2014 yılında ise 0,819’luk değer ile artık Çok Yüksek Gelişmişlik Düzeyinde bulunan ülkeler arasına girmiştir. Bu durum hâlen güçlenerek devam etmektedir. Ülkemizin bu hızlı yükselişine rağmen kat etmesi gereken çok uzun bir yol olduğunu düşünüyorum.


Doğumda beklenen yaşam süresinin 8,3 yıl artması, Ortalama Eğitim Süresi ve Beklenen Eğitim Süresinin yaklaşık iki katına çıkması, Kişi Başına Düşen Milli Gelirin 2,5 katına çıkması ve dünya ortalamalarının altında iken bugün dünya ortalamalarının çok üzerinde bulunmamıza rağmen gelişmiş ülkelere yetişmek için birçok alanda çok mesafe kat etmemiz gerekiyor. (Tablo-1)

Türkiye'de İnsani Gelişmişlik Endeksi
Türkiye'de İnsani Gelişmişlik Endeksi

Dünya ortalamaları ile neredeyse benzer değerlerde başladığımız endeksde 2021 yılı verilerine göre doğumda beklenen yaşam süresinde 4,6 yıl, Ortalama Eğitim Süresinde 5,5 yıl ve Kişi Başına Düşen Milli Gelirde 14 bin 281 USD daha yüksek değerleri yakalamış durumdayız. Dünyadaki genel gelişme düzeyinin çok üzerinde başarı elde edilen bu sonuç bizden daha gelişmiş ülkelerle kıyaslanınca konunun önemi daha da artıyor. (Tablo-2)


Dünyada İnsani Gelişmişlik Endeksi
Dünyada İnsani Gelişmişlik Endeksi

Endeks değerinin ilk kez hesaplandığı 1990 yılında, İnsani Gelişmiş Endeksinde ilk 3 sırada yer alan ABD, Avustralya ve Kanada’nın ortalama değerlerine baktığımızda, 0,600 olan endeks değerimize karşılık 0,866 ortalama değeri ile karşılaşıyoruz. Aynı şekilde 67,7 yıl olan DBYS değerimize karşılık 76,6 yıl, 9,1 yıl olan OESE değerimize karşılık 16,6 yıl, 4,5 yıl olan BESE değerimize karşılık 11,63 yıl ve 13 bin USD olan Kişi Başına Düşen Milli Gelir değerimize karşılık 33 bin 602 USD değerlerini görüyoruz.


Endeks değerinin son hesaplandığı 2021 yılında, İnsani Gelişmişlik Endeksinde ilk 3 sırada bulunan İsviçre, Norveç ve İzlanda’nın ortalama değerlerine baktığımızda ise 0,838 olan endeks değerimize karşılık 0,961 değeri ile karşılaşıyoruz. Aynı şekilde 76,0 yıl olan DBYS değerimize karşılık 83,3 yıl, 18,3 yıl olan OESE değerimize karşılık 18,0 yıl, 8,6 yıl olan değerimize karşılık 13,6 yıl ve 31 bin 033 USD olan Kişi Başına Düşen Milli Gelir değerimize karşılık 62 bin 458 USD değerlerini görüyoruz.



Ortalama Eğitim Süresi değerlerinde en gelişmiş 3 ülke kategorisini yakalamış olmamıza rağmen DBYS açısından hâlen 7,3 yıl ve Beklenen Eğitim Süresinde 5 yıl geride bulunuyoruz. Kişi Başına Düşen Milli Gelir açısından ise bu ülkelere oransal olarak bir miktar yaklaşmış olsak da değer olarak çok ciddi bir ekonomik eksiğimiz bulunmaktadır.

Ülkemizde son yıllarda niteliği tartışılsa bile neredeyse her ilimizde üniversite açılması, açık öğretim ve uzaktan eğitim imkânlarının artması, zorlaşan hayat şartları ile birlikte istihdam imkânlarındaki zorluklar insanların eğitime daha fazla değer vermesine yol açmış ve Ortalama Eğitim Süresinde çok önemli bir sıçrama yakalamamıza neden olmuştur. Buna karşın OESE’deki gelişme Beklenen Eğitim Süresine yansımamıştır.


Doğumda Beklenen Yaşam Süresinde gördüğümüz gelişme, 1990 yılında 8,9 yıl olan aradaki farkın 7,3 yıla kadar inmesini sağladı. Ancak gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların neredeyse yüzde 10’u kadar daha az yaşadığımız gerçeğini değiştiremedik.


Sağlık durumundaki iyileşme için ülkemize ait tüm sağlık göstergelerinde daha fazla başarı hikâyeleri yazılması gerekiyor. Bunların başında hastane, sağlık tesisi, sağlık personeli vb. imkânların geliştirilmesi gerektiği ve yanında en önemlisi olan koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Özellikle çevre sağlığı alanında koruyucu hizmetler, görünmeyen birçok sağlık riskini ortadan kaldırarak daha sağlıklı, daha uzun yaşayan bir toplum hayatına kavuşmamızı ve gelişmiş ülkelere hızla yaklaşmamızı sağlayacaktır.



Kişi Başına Düşen Milli Gelirin artması insanımızın daha refah içinde bir hayat sürmesine yol açarken sağlıklı yaşamasına da katkı sağlayacaktır. Bugün ülkemiz insanları Avrupa’daki insanlardan neredeyse 7 yıl daha az yaşıyorsa, öncelikli olarak geliştirmemiz gereken alanların başında bu konunun geldiğini unutmamamız gerekiyor. Her türlü kalkınma hamlesinin içinde, her davranışın ekonomik kalkınma amaçlı olması yanında mutlaka sağlık ve sosyal alanların korunması gözetilmelidir. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası kuruluşların Sürdürülebilir Kalkınma kavramını yerleştirmeye çalışmaları bundandır.



İnsani Gelişmişlik Endeksi, tek başına bile içinde eğitim, sağlık, ekonomi gibi alanları değerlendiriyor. Bunun yanında benzer endekslerle hem Birleşmiş Milletler hem de diğer birçok uluslararası kuruluş farklı alanları değerlendirmektedir. Sadece bir tek endeks yerine, örtüşen alanları bir arada çözümleyebilmek için birden fazla endeks değerini yorumlamak daha faydalı sonuçlar doğuracaktır.

  • Yazarın fotoğrafı: Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
    Dr. Öğr. Üyesi Turhan Şalva
  • 12 Şub 2023
  • 4 dakikada okunur
Koruyucu hizmetler nankördür. Uygulayıcıları açısından etkisini hemen göstermeyen bu önlemler, yıllar sonra ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlarla takdir kazanır. Belki hayat boyu sonucunu hiç görmeyeceğimiz önlemleri değerlendirmek için mutlaka olumlu ya da olumsuz bir sonuç olmasını bekleyemeyiz. Akciğer kanseri olmadan yaşamının sonuna kadar sağlıklı bir şekilde yaşayan kişiye, bunun sigara içmeden yaşamını sürdürmesinin bir ödülü olduğunu ya da ona sigarasız bir yaşamı benimseten ailesinin, öğretmenlerinin, basın yayın organlarının ya da hekimlerin koruyucu hizmet ve destekleri sayesinde olduğunu hissettirmek zordur.

Sağlık hizmetlerinde koruyucu/önleyici çalışmalar birçok hastalığın kişi ya da toplum bazlı oluşumunu ya da yayılımını önlemektedir. Bunun örneklerini pandemi döneminde fazlasıyla yaşadık ve toplumlar korunma kavramı ile tanıştı.

Kavramlara baktığımız zaman korumak; bir kimseyi ya da bir şeyi tehlikeden, güç bir durumdan ya da dış etkilerden uzak tutmak olarak tanımlanırken koruyucu; korumak eylemini yapan, koruyan, esirgeyen, gözeten kişi ya da kurallar/eylemler için kullanılan bir kavramdır.

Birçok alanda koruyucu kural ya da eylemlerden bahsedebiliriz. Mesela ülke güvenliği için askeri önlemler almak, ordu kurmak, silahlanmak, sınır güvenliğini sağlamak koryucu önlemlerdir. Bu uygulamalar yapılmadığında ülke güvenliği tehlikededir. Ancak bir savaş olmazsa eksikliği fark edilmeyebilir. Savaş başladığında iş işten geçmiş olur. Artık ordu kurmaya ya da silahlanmaya çalışmanın belki de hiç faydası olmayacaktır. Çünkü düşman ülkenizi zayıf yakalamıştır.

Adalet sistemi her türlü suç teşkil edecek eyleme karşı kurallarını belirleyerek önlemini alır. Başta anayasa olmak üzere anayasaya uygun yasalarla adalet sistemi inşa edilir. Toplum bu yasalar çerçevesinde kendi kendini yönetmeye başlar. Yönetim sisteminin basamakları kendi kuralları içerisinde adil bir toplum düzeni oluşturur. Anayasa ve yasalar toplum düzenini sağlar, haksızlık ve karışıklıkları önlemek için tedbirler alınmıştır.

Sağlık da benzer şekilde koruyucu önlemlerle yürütülen bir yapıdır. Hem bireysel sağlık hem de toplumsal sağlık ortamı koruyucu hizmetlerin etkisi ile yürütülür.


Doğumdan itibaren bebeğin mümkün olduğunca uzun süre anne sütü ile beslenmesinin önemini vurgulamak, yaklaşık 80 yıl ortalama ile devam edecek yaşam boyunca bağışıklık sisteminin daha güçlü olmasını ve hastalıklara karşı daha dirençli olmayı sağlar. Bebeklik ve çocukluk çağında yapılan birçok aşı bazı hastalıklara karşı ömür boyu bağışıklık sağlar. Fiziksel aktivite ve sağlıklı, dengeli beslenme ile sürdürülen bir yaşamın bireyin sağlığına olan katkısı gelecek yıllarda hissedilebilir. Temizlik, hijyen kurallarına uyulması birçok bulaşıcı hastalığı önler. Dezenfeksiyon uygulamaları yine birçok bulaşıcı hastalığı önler. Çevre kirliliği oluşturan etkenlere karşı alınan tedbirler gelecekte oluşabilecek çevresel felaketleri önler. İş kazalarına veya meslek hastalıklarına karşı alınan birçok tedbir olası kaza ya da hastalıkların sonuçlarını ortadan kaldırır.

Örnekleri verilen olası sağlık sorunlarına karşı olayın gerçekleştiği tarihe kadar alınan önlemler, bir olay gerçekleşmediği takdirde hissedilemez. Değeri anlaşılmaz. Yeterince anne sütü ile beslenenlerin hastalıklara karşı daha dirençli oldukları günlük hayatımızda konuşulmaz. Değerlendirilmez. Ancak anne sütünü yeterince alamayan bir çocuğun bir süre sonra önemli bir hastalığa karşı vücudunun zayıf kalması ve hayatını kaybetmesi, olayı yaşayanlar tarafından değerlendirilebilir. Hekimler bu konunun önemini vurguladıkları zaman, anne sütünün koruyucu etkisini hatırlatır.

Kızamık aşısı olmayan bir çocuk, komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiği zaman, aşılı çocukların aileleri çocuklarına yaptırdıkları aşının koruyucu etkisini ve önemini hissederler.

Sağlıklı ve dengeli beslenen, hareketli bir yaşam süren kişiler, birçok sistemik hastalığı önlediğini normal yaşam sırasında hissedemezler.

Obez ya da hareketsiz kişiler, sağlık sorunu yaşayana kadar yaşamlarından şikayet etmezler. Ama sistemik sağlık sorunları yaşadıkları zaman geçmişte yanlış yaşam tarzı içinde yaşadıklarını fark ederler ancak geç kalmış olurlar.

Sigara içen insanlar, ciddi sağlık sorunları yaşayana kadar sorunun farkına varmazlar. İçmeyenler ise hem kendi sağlıklarını hem de toplum sağlığını korumak için ne kadar önemli bir tedbir aldıklarını bilmeyebilirler. Çevrelerinde sağlık sorunu yaşayan ve sigara içen kişileri görünce farkında olmadan ne kadar önemli bir tedbiri uyguladıklarını anlayabilirler.

Koruyucu hizmetler nankördür. Uygulayıcıları açısından etkisini hemen göstermeyen bu önlemler yıllar sonra ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlarla takdir kazanır. Belki hayat boyu sonucunu hiç görmeyeceğimiz önlemleri değerlendirmek için mutlaka olumlu ya da olumsuz bir sonuç olmasını bekleyemeyiz.

Akciğer kanseri olmadan, sağlıklı bir şekilde yaşayan kişiye, bunun sigara içmeden yaşamını sürdürmesinin bir ödülü olduğunu ya da ona sigarasız bir yaşamı benimseten ailesinin, öğretmenlerinin, medyanın ya da hekimlerin koruyucu hizmet ve destekleri sayesinde olduğunu hissettirmek zordur.

İnsanlara, başlarına gelmeyen olayların kendi kendilerini sakınmaları sayesinde olduğunu hissetiremezsiniz. Kişisel sağlık önlemlerine ve toplumsal kurallara uymaları, çevrelerinde istenmeyen olaylarla karşılaşan birileri olmadan anlam kazanmıyor.

Sonuç olarak, koruyucu hizmetler görünmeyen etkiler yaratır. Görünmeyen etkilerin normal yaşam içinde farkına varılmıyor. Tıpkı altyapı yatırımlarının görünmeyen yatırımlar olduğu, gözle görülmeyen hizmetler sınıfına girdiği için etkilerinin çok uzun vadede ortaya çıkması gibi koruyucu hizmetlerin etkisi de ya hiç fark edilmeyebilir ya da çok uzun süre sonunda anlaşılabilir.

Koruyucu sağlık hizmetleri de bu kapsamda değerlendirilebilir. Hekimlerin hastalıklarımızı tedavi etmelerinden daha değerli olanı, hastalanmamızı önleyici yaklaşım ve uygulamalarıdır. Bunları onlar tek başına yapamazlar. Uzun uğraşlar sonucunda eğitimle ya da sabırla olumlu sağlık davranışları kazandırarak koruyucu sağlık hizmetleri verirler. Bu bazen doğrudan kişiye yönelik olabilirken bazen ve çoğunlukla da toplumsal olarak uygulanabilir.Doğrudan almadığımız bir hizmeti fark etmememiz doğaldır. Hava kirliliğini önlemek için geliştirilen politikalar halk sağlığını doğrudan etkiler. Ancak insanlar bunun etkisini belki de hiç fark edemezler.

Hastalıkları tedavi eden hekimlerimize olan ihtiyacımız sınırsızdır. Dahili veya cerrahi tedavileri uygulayan hekimlik branşları hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak bir o kadar vazgeçilmez olan da hastalanmamızı önlemeye yönelik tıbbi yaklaşımlardır. Bugün için koruyucu sağlık hizmeti veren hekim ve sağlık personeli sayımız, tedavi edici hizmet veren hekim ve sağlık personelimiz ile kıyaslanamayacak kadar azdır.

Gelecekte tedavi edici hizmet veren hekim ve sağlık personeline olan ihtiyacımızın yok denecek kadar az olacağı günler yaşanması, koruyucu sağlık hizmetleri kavramının değerinin anlaşılacağı bir dünyaya ulaşılması dileğiyle sağlıklı günler dilerim.


Bodrum Dergi Web Sitesi © Yabancı Ses Prodüksiyon tarafından hazırlanmıştır.

bottom of page